Kendin yap, kendin denetle ölenler de kazazede olsun...
Defalarca yazmama rağmen, henüz bir santim bile yol alamadığım önemli bir husus, kusurlu yollarda devletin rolünün sorgulanmaması ve tedbir alınmamasıdır. Aynı noktada 5’ten fazla ölümlü benzer hadise olsa bile yol kusurunun oranı en fazla yüzde 2 seviyelerinde gösterilir. İstatistikler de Emniyet Genel Müdürlüğü‘nün sözde raporlarından çıkarılır. Kusurlu yolu yapana, yaptırana, denetleyene, işletene herhangi bir yaptırım olmadığından, Adalet Bakanlığı‘nın kalabalık dosyaları arasında yer almak isteseniz bile bu tür davalardan sonuç çıkmıyor. 20 yıldan fazla bir zamandır ulaşım sektörü üzerine kafa yoruyorum, bu yüzde 2 oranının değiştiğini hiç görmedim. En iyi iyimser tahminle oran en az 2’nin sonuna bir sıfır gerektiriyor.
Yani trafik kazalarında Ulaştırma Bakanlığı‘nın hatası, Karayolları Genel Müdürlüğü‘nün çıkardığı kusurlu haritasına göre asgari yüzde 20. Halbuki Karayolları Genel Müdürlüğü‘nün, Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım‘a bağlanması gerektiğini ilk yazanlardan birisi olarak, bu konuda bir düzenleme yapılacağına, genel anlamıyla ulaşım sektörünü ve yolları denetleyecek bir kurumun teşekkül ettirileceğine dair ümidimi koruyorum. Karayolları Genel Müdürlüğü verilerine göre, 23 bölgede, kazaların yoğun yaşandığı “kara nokta” olarak belirlenen yerler bulunuyormuş. Kavşaklar, yol ayrımları, sinyalizasyonun eksik olduğu yerler kara noktaların başında geliyormuş.
Genel Müdür Mehmet Cahit Turhan ve ekibi, 2012 yılı içinde tespit edilen ve kaza ihtimalinin yüksek olduğu bu noktalarda iyileştirme çalışmaları yapmayı planlıyorlarmış. Hatalı yolları kimlerin yaptığı, ne kadara ihale edildiği, teslim kontrollerinde kimlerin imzasının olduğu ayrı bir detay, fakat burada kaybedilen yaşamların hesabını kim verecek? Ve çarpıcı bir örnek Erzurum‘dan, Pusula Gazetesi‘nden. Bakın yol kusurlarını Karayolları yetkilileri nasıl anlıyormuş! Karayolları 12. Bölge Müdürü Şenol Altıok demiş ki: “Ölümlü kazaların sık sık meydana geldiği bazı noktalar var. Sürekli kaza meydana geliyorsa, demek ki yolda bir algı hatası ya da eksiklik hissediliyor ki, sürücülerimiz bu kazaları yapıyorlar, diye algılayarak çözümler üretmeye çalışıyoruz.” Karayolları işte böylesine vizyoner çalışıyor! Kendin yap, kendin denetle ölenler de kazazede olsun...
Bize GDO’yu dayatan Obama olabilir mi?
ABD‘nin haber dergisi Newsweek, kapağından, Başkan Obama‘nın “gitmesi gerektiğini” ilan etmiş. Habere imza atan önemli şahsiyetin çıkış noktası, Barack Obama‘nın verdiği sözleri tutmaması. Benzer bir ağır eleşirel yaklaşımı okuyalı epey zaman oldu. ABD Başkanı’nın eşi Michelle Obama, Beyaz Saray’ın bahçesinde organik tarıma merak sardığı ve medyaya elinde çapayla poz verdiği günlerde, ikiyüzlülük örneği olan ilginç bir yazı okumuştum. Başkan Obama, “Gıda güvenliğine yalnız sizin başkanınız olduğum için değil, aynı zamanda bir aile reisi olduğum için çok önem veriyorum” demiş ve Ziraat Bakanı olması gereken en son ismi, Iowa Valisi Tom Vilsack‘ı bu makam getirmiş. Bu beyefendinin bakan olmasıyla da Türkiye’nin gündemine genetiğiyle oynanmış gıdalar, yani GDO’lar girmeye başladı.
Çünkü Bakan Vilsack da koltuğuna oturur oturmaz, biyoteknoloji firmalarının sevdiği isim olmanın hakkını vermek üzere yola çıkmış. Iowa ekonomisinde mısır yetiştiriciliğinin önemli rol oynadığını söylersem gerisini anlarsınız. Tom Wilsack’ın ABD Tarım Bakanı olması ile Türkiye’nin gündemine GDO’lu gıdaların girmesi arasında şüphesiz yakın bir bağ var. Vilsack bakan olunca, ABD’nin GDO’lu ürünleri başta olmak üzere biyoteknoloji firmalarının mamullerinin global pazarlarda yer bulması için çalışacağını ve daha önce ABD’nin bu konuda yeterli gayret göstermediğini gündeme getirmişti. Sonra mısırlı sohbetler ve GDO Türkiye’nin de gündemine girdi. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker mutlaka bu hikâyeyi biliyordur, ama ben yine hatırlatmış olayım. Amerika’da gıda sektörü, halkın yiyeceğinden para kazananların elinde. FDA denetimleri de hikâye. Bizde de aynı oyun el altından oynanmaya çalışılıyor.