Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Uzun veya kısa bir yolculuğa çıkacağınız zaman uçakta koltuk tercihiniz neresi olur? Tek istenmeyen, arzulanmayan, ama bir nevi zorunluluktan yolculuk edilen yer orta koltuklar. Ortanın da istisnası aile ve arkadaşlar beraber yolculuk edebiliyor. Orta koltuk sorununa uçak üreticileri ve havayolları henüz ideal bir çözüm bulabilmiş değil. Ama havayollarının buna ücret tabanlı çözüm bulmasına da az kaldı. Evet, cam kenarı veya koridorda oturan yolcuyla aynı parayı bazen daha fazlasını ödeyip ortaya sıkışmak çok adil görünmüyor. Önde veya exit (acil çıkış kapısı) önünde, geniş bir alanda yolculuk etmek isteyenlerden talep edilen ilave ücret gibi orta koltuğa da düşük fiyat uygulaması konusunda tartışmalar yapılıyor. Ancak bunlar havayollarının meselesi. Biz dönelim yolcuya. Uçakta hangi yolcular cam kenarını, hangileri koridoru tercih ediyor? Cam kenarında iyi bir yolculuk için neler yapılmalı? Sizin tercihiniz neresi?

Almanlar koridoru seviyor

Pencere kenarı mı, koridor mu? Yıllardır havayollarının yolcular üzerinde yaptırdığı anketlerde cam kenarı en çok seçilen koltuk oldu. Easyjet’in uluslararası 10 bin yolcuyla yaptığı ankette yolcuların en çok tercih ettiği koltuk 7-F cam kenarı oldu. Aynı ankette yolcuların yüzde 59’u cam kenarında yolculuk etmek istiyor. Anketin daha ilginç detayları da var. Mesela Portekizlilerin yüzde 80’i cam kenarı, Almanların yüzde 48’i koridordaki koltuklarda oturmayı tercih ediyor.

Ancak çeşitli havayollarının yaptığı genel yolcu profili araştırmalarında ise gençlerin cam kenarını, yaşlı yolcuların ise çoğunlukla koridoru tercih ettiği ortaya çıkıyor. Koridorun tercih edilmesinde yaşlılar için durumları gereği önemli sebepler, gerekçeler var. Ayaklarını rahatça uzatabilmek, tuvalet gibi ihtiyaçlarda diğer yolcuları rahatsız etmeden hareket edebilmek, koridorda istediği zaman tura çıkmak, arzu ettiği an ayağa kalkmak gibi. Gençlerde de durum çok farklı değil aslında. Gençler pencere kenarını, gökyüzündeki manzarayı izlemek, fotoğraf çekmek, yalnız kalmak, uyurken kafayı cam kenarına dayamak, yan koltuktaki yolcuların verebileceği rahatsızlığa daha az maruz kalmak gibi sebeplerden tercih ediyor. Ancak pencere kenarında oturmanın olumsuz yanları da yok değil. Hatta dikkat edilmezse eziyete dönüşme hali de söz konusu. Tavsiyelerim bu hafta ruhu ve gönlü genç yolcular için olacak. Cam kenarını daha keyifli hale getirmek için 4 önerim var.

1) Tuvalet sorunu nasıl aşılır?

Uçuş mesafesi uzadıkça her türlü ihtiyacınız da çoğalır. Uzmanlar uçakta su tüketmenin önemli olduğunu belirtiyor, ben de sıklıkla hatırlatıyorum. Ayrıca bol su tüketimi uçuş sırasında ve sonrasında birçok sağlık probleminizi önler, jetlag etkisini azaltır. Öte yandan dikkat edilmezse uçakta bol sıvı (su, çay, kahve, meyve suyu, gazlı içecek veya alkol gibi) tüketimi tuvalet ihtiyacını artırır. Bu sebeple uçakta sıvı değil, su tüketmeye özen gösterin. Neden mi? Cam kenarından tuvalete gitmek için orta koltuk ve koridorda oturan yolcuyu yerinden kaldırmanız gerekecektir. Sürekli yanınızdaki yolcuların uyuyup uyumadığını kontrol etmek keyfinizi kaçırır. “Ben şimdi buradan nasıl kalkacağım?” sorusu beyninizi kurcalar. Bu stresi yenmenin en basit yolu az yiyip içmekten geçiyor. Suyu da sık aralıklarla, azar azar tüketin. Böylece hem solunum yolları nemli kalır, hem de bedenin su ihtiyacı karşılanmış olur. 

2) Güneşten nasıl korunursunuz?

Uçakta güneş ışınlarının en çok etkilediği yerler pencere kenarı oluyor. Etkiyi azaltmak için güneş gözlüğü, cilt için kremler kullanabilirsiniz. Güneşe karşı hassasiyeti olanlara pencere kenarı tavsiye edilmiyor. Peki ya pencere kenarında uyurken, dinlenirken veya film izlerken dışarıdan sızan ve keyfinizi kaçıran ışıkları ne yapmalı? Bazen uzun uçuşlarda güneşliği kapatıp uyumanız gerekir, ama tam kapanmayan veya hafif sızan ışık sizi rahatsız eder. Dolayısıyla göz bandı şart. Sızan ışığı kesmede koyu renk bir peçete, kumaş işinize yarayabilir. Ayrıca cam kenarında güneşliğin kontrolünün (açıp/ kapamanın) sizde olduğunu unutmayın. Kabin personeli kalkış ve iniş esnasında güneşlikleri kurallar gereği açık tutarlar, ama bunun dışında yolcuların rahatı için sadece uyarabilirler.

3) El bagajı nasıl olmalı?

Uçakta, kabin içinde bulunduracağınız el bagajını veya yanınızdaki eşyayı baş üstü dolaplara ya da ayak ucununa koyabilirsiniz. Cam kenarı yolcusu el bagajını yanına, ayak ucuna koyarsa rahat eder. Bu sebeple kabine birden fazla çantayla binilecekse, yanınıza alacağınız çantaya; bilgisayar, tablet, yedek güç kaynağı, kulaklık, kitap, üşüme halinde üzerinize alabileceğiniz giysi ve atıştırmalıklarınızı yerleştirmelisiniz. Öte yandan çantanızın içi tıka basa dolu olmamalı. Lazım olan eşyalarınızı rahat koyacağınız çantanız olsun. Çok eşya, küçük çanta değil. Yaklaşık yüzde 25’i boş kalabilecek büyüklükte, sert olmayan bir çanta tercih edin. Ayrıca çantanızın ayaklarınızı uzatmanıza ve rahat hareket etmenize engel olmaması gerekir. Çantayla yerinizi daraltırsanız, hareketsizlikten kan dolaşımını zayıflatırsınız. Basit egzersizleri bile yapamazsınız. 

4) Uçaktan geç çıkmayın

Pencere kenarında oturanlar da bazen arka sıralardaki yolcularla beraber uçağı geç terk ederler. Bunun sebeplerinden biri, dağınıklık ve zamanında iniş için hazır olmamaktır. Uçakların körüğe yanaşması veya açık pozisyonda park etmesi de durumu değiştirmez. Uçağı erken veya zamanında terk etmek için iniş öncesi çantanızı toparlamanız, eşyalarınızı kontrol etmeniz gerekir. Uçakta unutulan eşyalar, genelde yolcuların inişten önce son dakikalarda hazırlıklara koyulmalarından kaynaklanır. Eşyalarını hızlıca topladıkları için kontrol etmeye zamanları olmaz. Cam kenarında unutulan eşyaları da diğer yolcuların görüp uyarma şansı az olur. Uçak piste teker koyup taksi yaparken sadece dışarıyı izlemeye odaklanmak için yanınızdaki çantaya eşyalarınızı inişten önce yerleştirmiş olmanız gerekir. Sonra aceleyle yapacağınız hazırlık bazı sorunları da beraberinde getirir.

Güntay Şimşek, F-35 teslimatına katıldı.

F-35 ile Boeing 787’nin farkı

Çok sayıda yolcu uçağının, hemen hemen bugün gökyüzündekilerinin neredeyse tamamına yakınının havayollarına, ilk teslim törenine katıldım. Bir çoğunun ilk uçuşunda bulundum. Amma velakin hayatımda ilk defa bir askeri uçağın, savaş uçağının teslim töreninde yer aldım. İlginç bir deneyim oldu. Ayrıca bu durum çok sık olan bir şey de değil, kamuoyuna anlatılmasına gerek duyulan bir husus da değil askeri havacılık. Devlet otoriteleri ve askeri yetkililerin yürüttüğü ilişkiler ağıyla askeri uçaklar silahlı kuvvetlerin filosuna katılıyor. Halkı ilgilendiren bir durum olmadığından, askeri uçak üreten şirketler de halkla ilişkiler yerine, kamu ve orduyla ilişkileri önemser.

Lockheed Martin’in ürettiği Joint Strike Fighter F-35 uçağının teslim töreni için Dallas/Fort Worth’a geldiğimde ilk dikkatimi sivil ve askeri uçaklar arasındaki bu ilişki çekti. Ayrıca askeri uçak üreten tesislerin daha düzenli, temiz, ciddi ve disiplinli olduğunu söyleyebilirim. Boeing’in askeri tarafında da durum böyle. Mesela 2000 yılında Boeing’in F-35’e aday projesi için askeri üretim tesisini gezmiş, prototipini incelemiştim. Lockheed Martin ile Boeing’in sonra ismi F-35 olan projedeki rekabetini yakından gözlemlemiştim. Galiba savaş uçağı üretiminin ruhunda askeri ciddiyet, emniyet ve güvenlik incelikleri var. Ancak başka askeri uçak üretim tesislerini de gezdiğimden Lockheed’in bir adım daha önde olduğunu söyleyebilirim. Öte yandan askeri uçak üreten tesisleri gezmek de sıkıntılı, çekim yapmak da, ilave bir şeyler öğrenmek de. Mesela Boeing 787’nin Japon Havayolları’na teslimiyle F-35’i kıyasladığımızda çok ilginç bir durum ortaya çıkıyor. 787 çok neşeli, şölen havasındaydı, F-35 malum tartışmaların gölgesinde kaldı.

Lockheed Martin’in bulunduğu Fort Worth’a istihdam ve ekonomik anlamda katkı sunduğunu, American Airlines’a da ev sahipliği yapan kentin bu iki şirket sayesinde ABD’de adından bahsettirdiğini, not etmiş olayım.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!