Sosyal adalet nasıl sağlanır?
Demokrasinin sağlıklı ve sürdürülebilir olması, gelir dağılımı dengesizliğinin giderilmesine ve sosyal adaletin sağlanmasına bağlıdır.
Gelir dağılımı dengesizliğini düzeltmeden ve sosyal devlet mekanizmalarını işleterek sosyal adaleti sağlamadan, demokrasiyi sürdürülebilir kılmak oldukça zordur.
Demokrasinin iyi işlemesi için de sosyal amaçlara yönelinmesi ve refahın yaygınlaştırılması gerekir.
Ulusal gelirin düşük olduğu, adil paylaştırılmadığı, işsizliğin ve yoksulluğun yaygınlaştığı toplumlarda hoşgörü, yumuşama ve barış ortamı yerine hoşgörüsüzlük, gerginlik ve çatışma ortamı egemen olur. Prof. Dr. Oktay Yenal, sosyal devletin görevlerini “yoksulluğu ve açlığı azaltmak, kronik işsizliği ortadan kaldırmak, vatandaşa asgari eğitim ve sağlık hizmeti sağlamak, vergi önlemleriyle gelir dağılımını düzeltmek” şeklinde özetlemektedir.
Sosyal devletin taşıyıcı kolonu, gelir dağılımı adaletidir.
Gelir dağılımı ne durumda?
Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) hane halkı gelir dağılımı tablosunda; nüfusun yüzde 20’lik dilimi (14 milyon kişi) milli gelirin yüzde 5.8’ini paylaşırken nüfusun yüzde 20’lik en zengin dilimi (14 milyon kişi) milli gelirin yüzde 46.4’ünü alıyor. Bu tablo; gelir dağılımı adaletsizliğinin, çarpıklığının başka bir söze gerek bırakmayan en açık göstergesidir. Öte yandan TÜİK’in bilgilerine göre Dünya Bankası ölçülerinde nüfusumuzun yüzde 16.9’unu teşkil eden 12 milyon yoksulumuz var. Avrupa Birliği ölçülerinde ise nüfusumuzun yüzde 23.8’i olan 16.9 milyon yoksulumuz var. Ayrıca sürekli yoksulluk riski altında bulunanların oranı da yüzde 18 düzeyindedir.
Bu arada; günlük geliri 3.30 doların altında olan 3 milyon 66 vatandaşımız bulunmaktadır. Öte yandan TÜİK’in verilerine göre “maddi yoksulluk” oranı 2009’da nüfusumuzun yüzde 63’ü iken bu oran 2010’da yüzde 65.5’e yükselmiştir. Yoksulluk oranı kentlerde yüzde 14.3, kırsalda ise yüzde 16.6’dır.
Yoksul-zengin uçurumu
Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 2009 raporunda 339 bin yurttaşımızın “açlık sınırı”nın altında yaşam sürdürdüğü ifade edilmektedir.
Öte yandan nüfusumuzun “en yoksul” 7.3 milyonunun kişi başına düşen milli geliri 2 bin 114 dolarken “en zengin” 7.3 milyonunun milli geliri ise 32 bin 460 dolardır.
Avrupa Birliği ülkelerinde kişi başına ortalama milli gelir 32 bin 537 dolardır.
Bu rakamların anlamı, 7.3 milyon kişi Avrupalı gibi 7.3 milyon yurttaşımız da Bangladeşli, Somalili gibi yaşıyor.
Türkiye’deki yoksul halk da borçla ve banka kredisiyle yaşamaya çalışıyor. Geçen yıl bankalardan çekilen bireysel kredi miktarı, 43 milyar lirayken bu yıl 90 milyar lirayı buluyor.
Tüm bu rakamlar, yüksek büyümenin henüz vatandaşın cebine, sofrasına yansımadığını, yaşam standardını olumlu etkilemediğini göstermektedir.
Sonuç olarak: Demokrasinin düzeyini, fert başına düşen milli gelir oranı belirler.