Sivil Anayasa nedir, ne değildir?
Başbakan Erdoğan’ın, “Yeni Anayasa çalışmasının Mart sonuna kadar bitmemesi halinde AK Parti’nin bu konuda yaptığı çalışma meclis gündemine taşınacaktır. Parlamentoda beklediğimiz desteği aldığımız anda bunu gündeme getiririz, referandum gücünü yakaladığımız anda da biz, millete gideriz” şeklindeki sözleri “Sivil Anayasa” tartışmasını yeniden gündeme taşımıştır.
Siyasal iktidarın “uzlaşma zemini”ni terk ederek tek başına hazırladığı “kendi Anayasası”nı “dayatma”ya kalkması; demokratik “meşruiyet” sorununu doğurur.
Bu yöntemle hazırlanacak anayasa “sivil anayasa” özelliği taşımaz.
Başbakan Erdoğan, 2008 yılı başında yaptığı bir açıklamada da “sivil anayasayı TBMM’de %65 oy gücüne sahip bir sivil iktidar hazırlamayacak da kim hazırlayacak” biçimindeki söylemiyle iktidar gücünün “belirleyici” olacağını ifade etmişti.
Bu nedenle gelinen nokta ve karşılaştığımız tablo “sürpriz” değildir.
Sivil anayasa çoğulculuğun hakim olduğu, en geniş anlamıyla katılımın sağlandığı, hazırlık aşamasının saydam ve özgür bir ortamda gerçekleştiği bir “toplumsal mutabakat” metni, “sosyal sözleşme”dir.
NEDEN KİLİTLENDİ?
Anayasa Uzlaşma Komisyonu’nun çalışmaları, TBMM Başkanı Cemil Çiçek’in samimi ve yoğun çabalarına karşın, ne yazık ki kilitlenmiştir.
Bunun nedenleri, Anayasa hazırlık çalışmalarının başkanlık sistemi önerisi ve ısrarı, “İmralı süreci”, 2014’te yapılacak yerel seçimler ve Cumhurbaşkanlığı seçimiyle iç içe geçmiş olmasıdır.
Bu arada, AK Parti, Anayasa çalışmalarını, “başkanlık sistemi”, “İmralı süreci” ve “Kürt sorunu”nun çözümü için yakaladığı bir “fırsat” olarak değerlendirmektedir.
BDP de, aynı şekilde Anayasa çalışmalarını “İmralı süreci”nde “ana dilde eğitim, vatandaşlık tanımı, bölgesel özerk yönetim, KCK’li tutukluların serbest bırakılması ve Öcalan’ın özgürleşmesi” konularında önlerine çıkan bir “fırsat” olarak görmektedir.
Siyasi analistlerin değerlendirmelerine göre, AK Parti ile BDP, “vatandaşlık tanımı, ana dilde eğitim ve bölgesel yönetim” konularında anlaşabilirlerse, AK Parti BDP’nin desteğiyle kendi hazırladığı Anayasayı referanduma götürecek parlamento çoğunluğunu bulabilecektir.
AK Parti de BDP de Anayasa çalışmalarında “işbirliği ve uzlaşma kapısı”nı açık tutuyorlar.
DEMOKRASİNİN ERDEMİ
Siyasi partiler arasında işbirliği ve uzlaşma, “demokrasinin erdemi”dir.
Ne var ki, iktidar ve muhalefet partileri “müzakare” ve “uzlaşma” yerine “kırmızı çizgi”lerini korumayı tercih ediyorlar.
Ayrıca; partiler arasında oluşan “güven bunalımı” işbirliğini ve uzlaşmayı zorlaştırıyor. AK Parti’nin iktidar gücünü “her şey” kabul etmesi; uzlaşma yerine “kutuplaşma”ya yol açıyor.
Demokrasi; sayısal çoğunluğu ve iktidar gücünü elinde bulunduranların her istediğini yapabilecekleri bir “güç merkezi” hiç değildir.
Demokrasi azınlığın hak ve hukukunun güvence altına alındığı, azınlığın çoğunluk olabileceği yolun açık tutulduğu ve özgürlüklerin muhalefetten, medyadan ve sivil toplumdan esirgenmediği bir yönetim biçimidir.
Sonuç olarak: Unutulmamalıdır ki; çoğunluk oyuna dayalı yasama faaliyeti sadece demokrasilerde değil ara rejimlerde, demokrasi dışı totaliter (baskıcı) sistemlerde de olmaktadır.