Siyasetin ekonomiye etkisi
Ekonomi, odağında insan olan sosyo-ekonomik, sosyo-politik ve psikolojik boyuta sahip etki alanı çok geniş bir disiplindir.
Ekonomiyi insanların duygularından, gelecek beklentilerinden, umutlarından, refah içinde yaşama arzularından ve korkularından arındırarak değerlendirmek, bizi doğru sonuca götürmez.
Ayrıca, siyasal istikrar ve güven ortamıyla ekonomik istikrarın da “at başı” gittiği, bir birini doğrudan etkilediği değerlendirmeler de aynı şekilde göz ardı edilemez
İnsanların temel arzusu; geleceğe güven içinde bakmak, üretmek, tüketmek, yatırım yapmak, umutlu, moralli olmak ve kaliteli yaşamaktır.
Bu nedenle, ekonomik kararların ve uygulamaların nihai hedefi, evsize ev, işsize iş, aşı olmayana aş, okumak isteyene okul ortamı sağlamak ve refah içinde özgür, mutlu ve kaliteli yaşayacakları bir hayatı düzenlemek olmalıdır.
Bundan ötürü, ekonomideki sarsıntı, belirsizlik ve kriz, en büyük tahribatı insan üzerinde yapar.
Refah düzeyi düşük, yaşamı kalitesiz, eğitimsiz, işsiz, çaresiz, umutsuz ve moralsiz insanların çoğunlukta olduğu bir toplumda ne siyasi istikrar, ne sağlıklı bir ekonomi, ne de sürdürülebilir bir demokrasi olamaz.
GÖSTERGELER OLUMSUZ
Yaşadığımız süreçte, ekonomideki belirsizlik, dış politikadaki kırılganlıklar, iç politikada oluşan kutuplaşmanın giderek daha da keskinleşme eğilimi göstermesi, siyasi kriz ve devlet organları arasındaki çatışma; toplumda “moral bozukluğu”na ve “güven bunalımı”na yol açmıştır.
Oluşan bu “moral ihtiyacı” ekonomide, toplumsal ve bireysel ilişkilerde, insanların yarına dönük beklentilerinde kolayca hissedilmektedir.
Ekonomiyi özellikle, insanların duygularından, beklentilerinden arındırarak yönlendirmek ve yönetmek, olası değildir.
İnsanlar geçmişe değil, geleceğe bakarlar. Yarına güven olmazsa; tersine kaygı ve kuşkular azalacağı yerde her geçen gün artarsa; insanlar para harcamazlar, yatırım yapmazlar ve “mutsuz” hale gelirler.
Topluma ve bireylere mutluluk aşılayacak olanlar da; en başta ülkeyi yönetenler ve siyasi aktörlerdir.
Makro ekonomide oluşan göstergeler, döviz fiyatlarının yükselişini sürdürerek 2.20 sınırını aştığını, Merkez Bankası’nın kontrolü sağlayamadığını, enflasyonun yükselme eğilimine girdiğini, ithalat artışına bağlı olarak cari açığın büyüdüğünü, buna karşılık ihracatın tıkandığını, ithalata ve dış kaynak teminine bağlı büyümenin de “durgunluk” sinyalini verdiğini anlatmaktadır.
Büyümenin “durgunluk” işareti vermesi, işsizliğin artması, gelir dağılımının daha da bozulması ve refah düzeyinin de düşmesi anlamına gelmektedir.
Sonuç Olarak:Ekonomik ve siyasi kriz en büyük tahribatı insan üzerinde yapar.