Geçtiğimiz günlerde Bursa'yla özdeşleşen ama zaman içinde yok olan ipek böcekçiliğinin yeniden canlanması amacıyla festival düzenlenince, yaklaşık 40-45 yıl öncesinin anıları geldi gözümün önüne. Sizinle de paylaşmak istedim.

Çiftçiliğin yanı sıra ek gelir amacıyla ipekböceği yetiştiriciliği de yapan rahmetli dedem, bahar aylarının başında köyden Bursa'ya gelir Kozabirlik'te kutular halinde satılan ipekböceği tohumlarını alır, sonra biz de ona katılarak birlikte köyümüze dönerdik.

İnegöl'e 7 kilometre mesafedeki köyümüzdeki iki katlı ahşap evimizin üst katı sadece ipek kozası üretiminde kullanılırdı. Koza zamanı gelince, köy evimizin avlusunda ağaçlardan askılar hazırlanır, bu askılar 7-8 metrekare genişliğindeki salıncak şeklinde odaların tavanlarına asılırdı.

İpek kozası yetiştirebilmeniz için mutlaka dut ağacının olması gerekirdi. Bunlar sokaklarda gördüğümüz dut ağaçlarından farklı ağaçlardı. Meyve vermez ama yaprakları yemyeşil olurdu. İpek böceğinin yediği tek şey de işte bu dut ağacının yapraklarıydı.

Askılar bitince, dedem beni eşeğe bindirir, köy girişindeki dutluğumuza giderdik. Dedem elindeki bıçkısı ile belirli bir sırada dalları keser, eşeğimize yükleyip köye dönerdik. Ardından bu yaprakları askıya döktüğümüz tohumların üzerine yayar, beklemeye başlardık.

Zamanlama hep mükemmel olurdu. Yapraklar konulduktan bir gün sonra tohumlar çatlar, çıkan ipek böcekleri hemen bu yapraklara saldırır, binlerce böcek, günler boyunca kıtır kıtır o yaprakları yemeye başlardı.
Başka böceklerin zarar vermemesi için askılarda beslenen ipek böceği tırtıllarını izlemek için dedemin yaptığı küçük sandalyeye çıkar, yaprakları belirli bir düzenle yemelerini hayret ve şaşkınlıkla seyrederdim.
İpekböceği tırtılları hızla yaprakları tüketir, her geçen gün büyüdüklerini görebilirdiniz. Bu doymak bilmeyen obur böcekleri besleyebilmek için her akşam dutluğa gidip, dut dallarını keserek eve taşırdık.

Geceleri ninni gibi gelen böcek seslerinin ardından sabah erkenden uyanır, koşarak sandalyeme çıkar, tırtılları gözlemeye devam ederdim. Sonunda bir sabah sandalyeye çıktığımda tırtılların yerinde bembeyaz olmuş kozaları görünce şok olur, böceklerim ortadan kaybolduğu için hüzünlenirdim.
Ben bu duygular içindeyken telaşlı bir koşuşturma çoktan başlamış olur, evdeki herkes kozaları çuvallara doldururdu. Hızlı davranmamız gerekirdi. Zira kendine koza ören ipek böcekleri belirli bir süre sonra kelebek olarak kozadan çıkardı.

İşte bu hiç iyi olmaz, emekleriniz çöpe gitmiş olurdu. Bu yüzden kozalardan kelebek çıkmadan elimizi çabuk tutmak, kozaları pazara götürerek satmak zorundaydık.

Koza dolu çuvalları şehre gelen köy minibüsünün üzerine koyarak, Bursa'ya, Koza Han'a gelirdik. Yüzlerce köylü gibi biz de koza çuvallarının ağızlarını açar beklemeye başlardık. Sonunda çuvallardan zor yürüyen tüccar gelir, kozalarımıza bakar, çuvallar tartıya konulur, önceden belirlenmiş fiyattan paramızı alır, çarşıya dalardık.

Bu paranın belirli bölümüyle dedem ile ninem bize giysiler, hediyeler alırdı.
Koza zamanları hem çiftçinin hem esnafın bayram ettiği günlerdi. Senetler hep koza zamanına verilir, hesaplar o günlere göre yapılırdı. Bizim ailemiz için dedemi kaybettiğim günlere kadar devam eden bir süreçti ipek böcekçiliği...
Nereden, nereye...

Rakamlara göre o zamanlar 630 ton olan rekolte, şimdi 6 tona düşmüş durumda. İpekböcekçiliğinin yeniden canlandırılması girişimini gönülden destekliyorum.

Bunun çiftçi için ne kadar önemli bir gelir kaynağı olduğunu en yakından bilenlerdenim.
Bursa ipeği canlanırsa, özellikle çiftçilik imkanı kısıtlı dağ köyleri ek gelire kavuşur, herkes mutlu olur. Çin ipeğine para verildikçe içi sızlayan birisi olarak ne kadar geç kalınmış olsa da herkesin bu girişime destek vermesini, ipekböcekçiliğini yaşatmak için çaba göstermesini diliyorum.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!