Koltuk sevdası
Herhangi bir spor kulübünün, federasyonun, konfederasyonun, komitenin, üniversite spor bilimleri dalının en tepe yöneticilerine bakın. Eğer o makamlarda uzun yıllardır (6 ile 20 sene arası) oturuyorlarsa, bilin ki bunların ya büyük şahsi ve grup menfaatleri, derin bağlantıları, ya da birbirleri ile ezoterik ilişkileri vardır.
Bunların amacı hiçbir zaman Türk gençlerinin spor yapması, başarılı olması filan değildir. Gayeleri kendi kapalı, küçük ama köklü ve etkin yapılarına hizmet etmektir. Nizamı onlar kurar ve yönetir. En iyi yaptıkları iş de ‘mış’ gibi yapmaktır.
Türk sporunun hemen her alanında ve yaklaşık 100 yıllık süreçte, yukarıda tarif ettiğim tipolojiye uyan o kadar başkan, yönetici, medya mensubu, bilim adamı ve bürokrat var ki koltuklarını birbirine devretmiş. Yüzlerce isim... Tek tek hikâyelerini ve başarısızlıklarını, hatta bu ülke sporuna ihanetlerini kaleme alıp anlatmaya kalksam, kitap yazmam gerekir. Onun için bu yazının ilk paragrafında yaptığım geniş tanımlamada hata payım çok azdır.
Misal, bizim ülkede en az iki Spor Bakanı eskitmeyen federasyon başkanına, en az dört Spor Bakanı eskitmeyen kulüp veya komite başkanına “başkan” bile denmez! İşin medya, bilim ve bürokrasi tarafında bu sayı çok daha fazladır.
Bu koltukları, köşe başlarını tutanlara rağmen sistemi değiştirebilmek oldukça zordur. Çünkü onlar kendilerinden kendilerini seçerler ve bu saadet zincirinin kırılmaması için aklınıza gelebilecek her argümanı acımasızca kullanırlar.
1984 Los Angeles Olimpiyat Oyunları’ndan bu yana spor ile ilgili 18 bakan, 12 başbakan değişmiş. Yani yaklaşık bir hesapla, 2 yıla bir bakan 2,5 yıla bir başbakanın değiştiği bu ülkede koltuklarına 5, 10 hatta 20 yıl yapışanları sorgulamayacağız da kimi sorgulayacağız.
İster branş veya kulüp bazında faal sporcu sayısına bakın, ister spora yapılan yatırımların ekonomik ölçüsüne. İsterseniz yukarıdaki tabloya bakın. Ama nerden bakarsanız bakın, büyük resmi görmek için önce şu koltuklarına yapışanları bir sorgulayın. Sonra sorunu çözmeye başlarsınız.