Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        JORGE Luis Borges’in “Bütün bu yaşadıklarımız ormanda avlanmaya giden bir leoparın zihninden geçenlerse...” sözü olur olmaz zamanlarda gelip kafamın içinde başköşeye oturuyor! Bu sefil hayatım için, “Ormanda avlanmaya giden bir leoparın kafasının içinde geçen bir yaşamdan ne bekliyorum ki zaten!” diye kendi kendime gülüyorum. Leopar birazdan avıyla karşılaşacak ve beni düşlemeyi bırakacak! Ardından da hayatımdaki bütün iyilikler, kötülükler, saçmalıklar, aşklar, gülmeler, ağlamalar, boynumdaki iki fıtık, kolumdaki kırık, dünyanın en güzel gözleri, bir kaşın kenarındaki suçiçeği izi ve daha yüzlerce anlamsız ayrıntı yok olup gidecek...

        BÜTÜN DUYGULAR BİR PROGRAM

        “Hayat nedir ne değildir?” diye hayatımda ilk kez düşünmeye başladığım 1980’lerin ikinci yarısında bir gün bir film izledim. DVD’nin, BlueRay’in, internetin, Youtube’un, İMDB’nin olmadığı zamanlarda, Türkiye’ye gelişi o gün için olay olan, Warner Bros. Video’dan kiraladığımız betamax kasetten, 56 ekran bir televizyonda 6 arkadaş ağzımız açık Blade Runner’ı (Bıçak Sırtı) izlerken filmdeki bire bir insana benzeyen ‘replicantlar’ (kopya) gibi olabileceğimizi düşünmüştüm! “Kendini insan sanan robotlar gibi dolaşıyoruz ortalıkta” diye 15 yaşımın bütün aptallığyla sabahlara kadar dönüp durmuştum yatağımda: “İyi olduğumuzu, kötü olduğumuzu, sevdiğimizi, sevildiğimizi düşünüyoruz oysa bütün bu duygular bir program aracılığıyla zihnimize yüklenmiş. ‘İnsanız’ diye yaşıyoruz...“

        BLADE RUNNER İÇİN GÜN SAYIYORUM

        Geçenlerde The Guardian Gazetesi’nde Blade Runner’da ‘insanlığını ispatlamak’ için isyan eden ‘replicantlar’ı avlayan Rick Deckard’ı canlandıran Harrison Ford’un filmin devamı için görüşmeler yaptığı haberini okurken 25 yıl geriye, filmi ilk izlediğim o küçük odaya döndüm... Yönetmen Ridley Scott, her ne kadar henüz doğrulamasa da ateş olmayan yerden duman çıkmaz diyerek yeni Blade Runner filmi için şimdiden gün saymaya başladım. Sonra bir robottan farksız geçip giden günlerimi, yıllarımı düşündüm... Philip K. Dick’in ‘Android’ler Elektrikli Koyun Düşler mi?’ adlı kitabından uyarlanan filmde Rutger Hauer’in canlandırdığı ‘replicantlar’dan Roy Batty’nin bir binanın tepesinde iki parmağıyla hayata tutunmaya çalışan katili Deckard’ı kurtardıktan sonra olduğu yere çöküp yağmur damlaları yanaklarından süzülürken söylediklerini tekrarladım içimden: “Siz insanların aklının almayacağı şeyler gördüm. Ama tüm o anlar zamanla kaybolacaklar, tıpkı yağmurdaki gözyaşları gibi. Şimdi ölmek zamanı...”

        ‘En Sevdiğim 10 Bilimkurgu filmi’ listem...

        Yeni bir ‘Blade Runner’ filminin çekileceği haberinin heyecanıyla ‘En Sevdiğim 10 Bilimkurgu Filmi’ listemi açıklıyorum... Herkesin filmi kendine işte benim favorilerim.

        Listemin tepesinde tartışmasız ‘Star Wars IV-New Hope’ var... İlk göz ağrım. Hatta ve hatta sol kol kırığım Luke Skywalker’ı kimselere değişmem... İkinci sıra için yine ‘Star Wars V-Empire Strikes Back’ diyeceğim kimse kusura bakmasın... Demezsem Obi Wan Kenobi çarpar valla! Üçüncü sıraya ‘Blade Runner’ı yazıyorum. Yukarıda da anlatmaya çalıştım, Dedektif Deckard’la varoluşçu robotun çatıdaki son sahnesi şu an bile gözümün önünde... Dördüncü sıra Matrix serisinin birincisinin... Beşinci sırada Ridley Scott’ın çektiği ‘Alien’ serisinin ilk filmi var. Alex Proyas’tan ‘Dark City’ bence altıncılığı bileğinin hakkıyla kazanıyor... Gerçi Proyas’ın ‘I, Robot’ filmini de sevdim ama bir ‘Dark City’ değil elbette! Yedincilik koltuğu Terry Gilliam’ın ‘Brazil’inin, helalı hoş olsun... Sekizincilik için birçok arkadaşım bir halta benzetemese de James Cameron’dan ‘Abyss’i yazacağım listeme, yazdım bile... Michael J. Fox’lu ‘Back to The Future’ (Geleceğe Dönüş) dokuzuncu olursa kimse kızmaz herhalde... Onuncu sıra içinse size bir kıyak yapıyorum. 10 numaraya siz ne isterseniz onu yazın, ben bir tane seçemedim çünkü....

        Diğer Yazılar