Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Önceleri sempatik geliyordu. Gariban bir kasapken yerli besiciliğe kafa yorarak et lokantacılığına yeni bir boyut kazandırması başarılı bir yükseliş hikayesi gibi anlatılmıştı.

Art arda açılan lüks restoranlar da başlangıçta sadece bir zengin eğlencesi olarak görüldü.

Ne de olsa bir öğlen yemeğinde yarım kilo bonfileye binlerce lira ödemekle övünecek görgüsüz ya da meraklı çoktu.

Fakat kısa zamanda olayı yemekten çıkarıp bir et fetişizmine çevirdi.

Komiklik adı altında sapıkça şovlarını izledik.

Alkış aldıkça kendini kaybetti ve dün aklı başında herkesin içini burkan o fotoğrafı paylaştı.

Bu sefer de “Nusret yine şovunu yapıyor” deyip geçiştiremeyiz.

“Ne var canım bunda, altı üstü modern süt sağma makinasının görüntüsünü paylaşmış” diyerek görmezden gelemeyiz.

Çünkü bu fotoğraf basit bir süt sağma sahnesinin değil insanın azgın üstenciliğinin resmidir.

Modern üretim teknolojisinin değil modern barbarlığın resmidir.

İnsanın kararan ruhunun tabiatın üzerine bir kara bulut gibi çöküşünün resmidir.

Ve en önemlisi, Cem Seymen’in dediği gibi endüstriyel üretimin köle yaptığı tüm canlıların efendisi olduğunu zanneden insanoğlunun kibrinin resmidir.

Fotoğrafı görüp “Siz et yemiyor musunuz? Süt içmiyor musunuz? Niye duyar kasıyorsunuz?” gibi yorumlar yazanlar olmuş.

Hatta bir arkadaşım “Nusret ineklerle bu pozu verince kibir oluyor. Peki biz o ineğin etini kekikle tatlandırıp güzel bir sosla yiyince ne oluyoruz?” diye mesaj atmış.

Bunu da düşündüm… İki yüzlü müyüz diye sorguladım kendimi…

Ama bu poza isyan etmek için illa vejetaryen olmak gerekmez, insan olmak yeterli.

Biz insanca beslenmek istiyoruz, vahşice şov yapmak değil.

Hepimiz belki et yiyoruz ve sindiriyoruz ama bu adamın yaptığı “kendi bağırsaklarının içini millete teşhir” etmekten farklı değil.

İşte bu yüzden Nazi kamplarını anımsatan bu fotoğrafı utanmadan, gurur duyarak paylaştığı için…

Sosyal medyada etlere şaplak atıp okşayarak pornografik görüntülerle komiklik yaptığını zannettiği için…

Kasaplıktan çıkıp cellatlığa soyunduğu için…

İnsanlığından utanmak istemeyen herkesi Nusret’i boykota davet ediyorum!

“Onun restoranlarında yiyecek kadar paramız mı var sanki” diyerek kenara çekilmeyin.

Verebileceğiniz daha büyük bir ceza var. Sosyal medyada takibi bırakın. Yaptığı saçmalıklara iltifatlar yazmayın. Yalnızlığa mahkûm edin bu şöhret budalası ruhsuzu artık.

Ayasofya üzerine tartışmalar yıllardır bitmek bilmiyor.

Camii olarak yeniden ibadete açılması yine gündemde, Danıştay 2 Temmuz’da bir karar açıklayacak.

Fakat benim aklıma takılan bir mesele var.

Ayasofya müzeye çevrildikten sonra içinde uzun yıllar restorasyonlar yapıldı. Tavan ve duvarlardaki binlerce yıllık ikonalar ortaya çıkarıldı.

Cami mihrabının hemen üstünde tarihi 867 yılına kadar uzanan Ayasofya’nın ilk figürlü mozaiği Meryem ve çocuk İsa bulunuyor.

Onun sağ tarafında, minberin üst kısmında Cebrail mozaiği, karşısında da baş melek Mikail’i betimleyen mozaikler var. Ayrıca kubbenin 4 tarafında melek motifleri...

2009 yılında kubbede yapılan mozaik onarımları sırasında, melek tasvirlerinden birini örten kapak açılmış ve yüzü ortaya çıkarılmıştı.

Dönemin AK Partili Kültür Bakanı Ertuğrul Günay “Tüm yaşamım boyunca ilk defa bu kadar heyecan verici bir çalışmanın içinde yer alıyorum” demişti.

Ayasofya Müzesi eğer cami yapılırsa büyük tarihi miras değerindeki bu mozaiklere ne olacak?

Sıvayla boyayla kapatılacak mı?

Caminin Hünkar Kasrı bölümünde şu an zaten namaz vakitlerinde ezan okunuyor ve cuma namazı kılınıyor.

Dün Habertürk TV'de canlı yayına katılan Prof. İlber Ortaylı’nın dediği gibi bu meseleyi politika aracı yapmak da dünyanın dört bir yanında hizmet veren tarihi camilerimizin geleceğini tehlikeye atmak da doğru olmaz.

Ayasofya, Türkiye Cumhuriyeti’nin hoşgörüsüne yakışır şekilde bir medeniyet mabedi olarak görülmeli ve müze olarak korunmalı bence.

AK Parti’nin oyu yüzde 30’ların altına indi diye haberler dolaşıyor birkaç gündür.

Konda Genel Müdürü Bekir Ağırdır, Karar TV’de katıldığı bir yayında söylemiş.

Önünü arkasını dinleyince Ağırdır’ın sözlerinin biraz yanlış yorumlandığını fark ettim.

Altını çizerek söylediği şu: “Şubat ayında yaptığımız araştırmaya göre seçmenin yüzde 30’u net olarak AK Parti’ye oy vereceğini söylüyor. Geride kalan yüzde 15’in bazı memnuniyetsizlikleri var, kararsızlar ama başka partiye gidip gitmeyecekleri henüz net değil. Suyun 90 derece ısınmış olması buharlaştığı anlamına gelmez. Seçmen tercihini bir sloganla değiştirmiyor.”

Ve asıl önemli noktanın altını çiziyor: “Kararsızların sayısı artmış görünüyor ama CHP’nin oyunun hiçbir zaman yüzde 30’lara çıktığını görmüyoruz”.

Aslında sadece CHP’nin değil, İYİ Parti’nin, HDP’nin, Babacan’ın ya da Davutoğlu’nun oylarında da dikkate değer net bir yükseliş görünmüyor.

Muhalefetin temel hatalarından biri her seçim öncesinde umutlarını kararsızlara, daha doğrusu AK Parti’ye kızan küsen seçmene bağlamaları.

Oysa anketlerde “Hangi partiye oy vereceksiniz?” diye sorulduğunda “kararsızım” demenin meali “AK Parti’ye oy vermeyebilirim” demek kadar “Duruma göre verebilirim de” demektir.

Bu yüzden muhalefet erken bayram havasına girmeyi bırakıp, “AK Parti’den memnun olmayan seçmen neden şak diye bizim partinin adını vermiyor? Neden kemik seçmenimizin sayısını artıramıyoruz?” diye düşünmeli.


AK Parti seçim mevzuatında değişiklik yapma hazırlığında. Parti içinde kurulan komisyon dün ikinci toplantısını yaptı.

Seçim barajını yüzde 5’e çekmeyi ve daraltılmış bölge sistemine geçmeyi düşündüklerine dair haberler çıktı ama duyduğum kadarıyla kesinleşmiş bir düşünce henüz yok.

Barajın düşmesi gerektiği tartışma götürmez bir gerçek. Yüzde 10 barajı dünyada Türkiye dışında sadece Seyşel Adaları'nda var, onlar da bizden görüp yaptı!

Fakat barajı yüzde 5’e çekip aynı anda daraltılmış bölge sistemine geçilirse sonuç şimdikinden bile kötü olur.

2014’te aynı tartışma yaşandığında seçimler üzerine uzmanlığı ile bilinen siyaset bilimci Prof. Ahmet Demirel olacakları çok net anlatmıştı:

“Daraltılmış bölge bizim şu anki sistemimizden daha da kötü bir sistem olur çünkü ikinci bir baraj getirmiş oluyorsunuz. Daraltılmış sistemde bir bölgeden en fazla 5 milletvekili çıkıyor. Örneğin İstanbul 80 milletvekili çıkardığı için 16 bölgeye bölünecek. Bir partinin milletvekili çıkarabilmesi için o bölgeden en az yüzde 20 oy alması gerekecek.”

Yani daraltılmış bölge büyük partiye avantaj sağlarken küçük partileri yok eder. Güneydoğu'da HDP’ye, ülke genelinde AK Parti’ye avantaj sağlar.

Bu nedenle MHP yıllardır bu sisteme karşı çıkıyor.

Daraltılmış bölge sistemine geçilirse Babacan ve Davutoğlu’nun kurduğu partilerin vekil çıkarma şansı neredeyse imkânsız hale geleceği için AK Parti’den kimi isimler bu seçeneği gündeme taşımış olabilir.

Ama MHP ikna olur mu?

MHP Seçim İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız’ı arayıp sordum.

“İttifak varken seçim barajı önemli değil. Yeni sistemde ittifaklarla birlikte baraj zaten fiilen kalkmış oldu” dedi.

Dar bölge ve daraltılmış bölge sistemlerine MHP’nin net olarak karşı çıktığını anımsattı.

Ama yine de “AK Parti’nin hazırlığı ete kemiğe bürünüp yazılı bir teklif olarak önümüze gelmeden bir yorum yapamayız” diyerek kapıyı aralık bıraktı.

DOĞRUSU BARAJI SIFIRLAMAK

Demokratik temsil açısından daraltılmış bölge yüzde 10 barajından daha beter bir uygulama.

Eğer o sisteme geçilirse barajın düşmesinin de bir anlamı kalmaz.

Ben AK Partili kurmayların da nihai aşamada bunu isteyeceğine pek ihtimal vermiyorum.

Baraj konusuna gelirsek, yüzde 5 bile fazla. Doğru olan Başkanlık sisteminin doğasına uygun olarak barajı sıfıra çekmektir.

Yüzde 10 barajının getirilme sebebi küçük partilerin koalisyonları bozarak istikrarsızlık yaratmasının önüne geçmekti.

Yeni sistemde Cumhurbaşkanlığı ve Parlamento seçimleri ayrı ayrı yapılıyor. Hükümet Meclis içinden kurulmuyor. Yönetimde istikrar ile baraj arasında bir ilişki kalmadı.

“Baraj olmazsa çok küçük partiler de Meclis’e girer” argümanı da artık yersiz çünkü şu anda zaten Meclis’te 10 farklı parti var.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
  • bladeheart 6 ay önce yüregine saglık
    CEVAPLA
  • kerim.barut@dbschenkerarkas.com.tr 6 ay önce Cem seymen'in insan kibirine yönelik tespiti müthiş. aldım başucuma koydum. sizi de ilk kez okuyorum ( bu da benim haytalığım). dilinizi ve tarzınızı çok beğendim. sizi de ( M.Kızılkaya'dan sonra) elimin altına alıverdim az önce :) hayırlı olsun bana...
    CEVAPLA
  • haberci99 6 ay önce Bir kaç gün içinde Nusret’in takipçisi azalırsa sizin fikrinize katılan var demektir.
    CEVAPLA
ÖNCEKİ YORUMLARI GÖSTER (4)