Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu İstanbul için neler yaptı ya da yapacak zamanla göreceğiz. Fakat o hizmet etmek istediği halde iktidar tarafından engellendiği, yani mağdur edildiği düşüncesi oluşursa, hiçbir şey yapmasa dahi seçmen yeniden destek verecektir İmamoğlu’na.

Bunu gören iktidarın bırakın sudan sebeplerle takoz koymayı, aksine İmamoğlu’nun önünü açması, hatta ayağının önünde taş varsa onu dahi çekerek “Hodri meydan, şehir senin. Buyur çalış, görelim neler yapacağını” demesi gerekir.

Oysa bir gün uyanıyoruz, Taksim Meydanı projesi başlayacakken Gezi Parkı İBB’den alınmış. Öteki gün uyanıyoruz, Halk Ekmek'le ilgili yer kavgası var...

Hadi bunların mantıklı sayılabilecek açıklamaları var diyelim, ellerini arkadan bağladı diye türbeye saygısızlık iddiasıyla hakkında inceleme başlatmak nedir yahu?

Diğer bir gerekçe de HDP’li belediye başkanlarını ziyaret ederek suçluyu övdüğü, yine ziyarette bulunduğu belediye başkanlarını ve HDP’yi desteklediği iddiasıymış.

Ortada gizli saklı bir durum yok. İmamoğlu, HDP tabanından yine oy alabilmek için siyasi manevralar yapıyor. Hatta bu şekilde Cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunda CHP Genel Merkezi’ne de üstü kapalı mesaj veriyor tamam ama bu gibi sebepler üzerinden suçlu ilan etmek İmamoğlu’nu zayıflatmaz, güçlendirir.

Bunu sahiden göremiyorlar mı? Yoksa savcılar İmamoğlu’na mı çalışıyor?

Önce Tekel bayileri ile alkol satan marketler arasında haksız rekabet olmasın diye tüm ülkede alkol satışı yasaklandı.

Şimdi de dükkânlar kapalı diye marketlerdeki elektronik, zücaciye, parfümeri gibi reyonlar kapatıldı.

Gelinen noktada öyle tuhaf bir tablo ortaya çıktı ki pil almak serbest, ampul almak yasak.

Parfümeri ürünleri eczaneden almak serbest, marketten almak yasak.

Temel ihtiyaç kime ve neye göre belirleniyor, belli değil.

Ve daha absürt olanı internetten satışa sınırlama yok.

Alkol hariç tüm ihtiyaçlarınızı online olarak sipariş verebiliyorsunuz.

E bu durumda teknoloji kullanımı sınırlı olan yaşlılara veya internet paketi, akıllı telefonu, bilgisayarı olmayan yoksul kesime haksızlık edilmiş olmuyor mu?

Dün sosyal medyada alınan karara hem tepki gösterildi hem de dalga geçildi.

Aslında aynı karar Fransa’da da uygulanmış. Kapanma döneminde küçük dükkânların satamadığı ve temel ihtiyaç olarak görülmeyen ürünler süpermarketlerde de yasaklanmış.

Bizdeki temel sorun ise kararın bir gece yarısı aniden açıklanmış olması.

Kapanma kararından günler önce detaylı bir liste yayınlansaydı insanlar ona göre hazırlık yapardı.

"Biz yaptık, oldu" siyaseti AK Parti’yi yıpratıyor, bilmem farkındalar mı?

Muhalefet 2 yıldır “Parlamenter sisteme dönüş için model geliştireceğiz” diyor, İYİ Parti “Ha açıkladık ha açıklayacağız” diyerek aylardır oyalanıyor.

Bu arada Cumhurbaşkanı “Yeni Anayasa hazırlayalım” dedikten sonra AK Partililer de “Hazırladık, hazırlıyoruz” diye anlatıyor.

Hepsi oyalana dursun MHP Lideri Devlet Bahçeli sürpriz bir hamle yaparak 100 maddelik yeni Anayasa çalışmasının çerçevesini açıkladı bile...

Üstelik “Önce ittifak ortağım bir görsün, sonra duyurayım” hesabına da girmeden, çıkıp özgüvenle ilan etti MHP'nin önerisini.

İçeriğine dair detayları metin önümüze geldiğinde uzun uzun konuşuruz. Ama ben Devlet Bey’in yine herkesi şaşırtan bir hamle ile rakiplerini yaya bırakmasını siyaset stratejisi bakımından çok başarılı buldum.

Zaten Bahçeli bir şeyi kafasına koyduysa, ister erken seçim, ister bir yasa değişikliği olsun, “Kim ne der?” diye düşünmeden çıkıp doğrudan söylüyor. Çok büyük çoğunlukla da onun istediği şekilde gelişiyor olaylar.

Sadece muhalefet değil AK Parti de ders çıkarmalı bu kararlı tavırdan.

CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, "Cumhurbaşkanı adayı olacak mısınız?" sorusuna "Bizim bir Millet İttifakı'mız var. İttifak derse ki 'Olacaksın', oluruz o zaman. Bugünden Cumhurbaşkanlığı tartışmasını yapmayı da çok doğru bulmam” demiş.

Kemal Bey son zamanlarda bu soruya hep aynı şekilde yanıt vererek bir taşla 3 kuş vurmaya çalışıyor.

Adaylık ihtimalini gündemde tutarak, kendisine “Güçlü bir genel başkansan neden çıkıp aday olmuyorsun?” diye yüklenen iktidara yakın çevrelerin kozunu elinden alıyor.

Kendisinin de aday olabileceğini ima ederek partisi içinde aday olmaya hevesli olanları belli bir hizada tutuyor.

“Kararı ittifak verir” diyerek muhalefet cephesindeki bağları güçlü tutmaya çalışıyor.

Peki Kılıçdaroğlu blöf mü yapıyor, yoksa sahiden aday olmayı düşünüyor mu?

Bence ciddi ciddi düşünüyor. Yakın çalışma ekibi içinden bir grup da bu fikri destekliyor.

Bunun da 3 nedeni var sanırım.

Birincisi, nasıl ki birbirine benzemez farklı partileri bir araya getirdiyse, HDP tabanı dahil tüm kesimlerin oyunu ancak Kemal Bey’in alacağını düşünüyorlar.

İkincisi, “Önemli olan parlamenter sisteme geçiş, ortak bir programla çıkıldığında adayın kim olduğunun önemi olmaz” zannediyorlar.

Üçüncü ve en önemlisi, "Seçilecek kişi şu anki sistemin verdiği yetkilerin etkisine kapılmadan en fazla 2 yıl içinde sistemi dönüştürüp, koltuğundan vazgeçip, ülkeyi tekrar seçime götürecek egosuz biri olmalı. Bu açıdan da en doğru isim Kılıçdaroğlu" diye fikir yürütüyorlar.

Peki işin sonunda ne olur? Bu 3 nedenden hareketle Kemal Bey ittifakın ortak adayı olur mu?

Ben bunu hâlâ çok düşük bir ihtimal olarak görüyorum.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00