“Hasan Nasrallah amcam mesajını verdi. Esad, Haniye ve Abdülmelik El Husi amcalarım da gereken mesajı verecekler.” 

Bu sözler İran’ın Devrim Muhafızları Kudüs Gücü komutanı General Kasım Süleymani’nin kızı Zeynep Süleymani’ye ait. 

Babasının ölümünden sonra Tahran Üniversitesi’nde düzenlenen törende yaptığı konuşmada babasının intikamının alınacağını belirten Zeynep Süleymani, İran’ın Ortadoğu’daki müttefiklerinin ABD’ye gereken cevabı vereceğini ifade etti. 

Zeynep Süleymani’nin sözleri büyük bir fotoğrafın özeti gibi.

İran, 1979 yılındaki İslam Devrimi’nden sonra Ortadoğu’da kurduğu dengeler ve müttefiklik ilişkileri açısından her zaman dikkat çekti. 

Suudi Arabistan öncülüğündeki bazı Arap ülkelerinin “yayılmacı” olarak nitelendirdikleri İran politikaları, Sünni nüfusu hedef alan Şiileştirme çabası veya Arap ümmetine karşı Farisi yayılmacılık şeklinde değerlendirildi.

Önce ABD’nin Irak’ı işgali ardından Arap Baharı süreci, İran’ın bölgedeki etkinliğini daha da arttırdı. Bu denklemle beraber, başta Körfez ülkeleri olmak üzere bazı Arap devletleri İran’ı İsrail’den daha tehlikeli bir düşman olarak görmeye başladı.

Peki İran’ın Ortadoğu’daki etkinliği gerçekte ne kadar? Hâlihazırda birçok cephede savaşan müttefikleri kimler? Zeynep Süleymani’nin “amcalarım” dediği bu müttefiklerinin İran’la olan bağı nedir?

IRAK-HAŞDİ ŞABİ

Irak, Arap ülkeleri arasında İran’ın en etkili olduğu hatta yönetimine doğrudan tesir edebildiği ve halk tabanı açısından da en güçlü olduğu ülke. Nüfusunun yüzde 65’inden fazlasının Şii mezhebine mensup olması İran’a geniş bir hareket alanı sağlıyor.

Halihazırda Irak’ın mevcut başbakanı Adil Abdülmehdi de (geçtiğimiz günlerde istifasını sunmuştu) ülkede İran yanlısı bir politika izliyor. 

Deaş terör örgütüne karşı Necef’teki Şii merci Ayetullah Sistani’nin çağrısıyla kurulan silahlı güç “Haşdi Şaabi” de tamamen İran’ın etkisinde. 

Kasım Süleymani’nin politikaları doğrultusunda hareket eden Haşdi Şaabi, birçok örgütün çatı kuruluşu niteliğinde. İçinde farklı inançlardan grupları barındırsa da “Şii kimliğe” sahip.

Haşdi Şaabi’yi oluşturan grupların başında, Bedir Tugayı, Ketaib Hizbullah, Ebu Fadl El Abbas Güçleri, Sadr grubu, İmam Ali Tugayları geliyor.

Toplam savaşçı sayısıyla ilgili net bir bilgi olmamakla birlikte çeşitli kaynaklarda 150 bin kadar silahlı milise sahip olduğu belirtiliyor. Bunların içinde 15 binden fazla Sünni savaşçı olduğu yönünde kesin olmayan bilgiler var.  

Haşdi Şabi, Deaş’ın 2018’de yenilmesinden sonra merkezi hükümet tarafından resmen Irak ordusunun bir parçası olarak tanındı ve savaşçılara maaş bağlanması kararlaştırıldı. 

LÜBNAN VE HİZBULLAH

İran’ın Ortadoğu’da başını çektiği ve “Direniş Ekseni” adını verdiği zincirin önemli bir halkasını Lübnan ve buradaki Hizbullah örgütü oluşturuyor.

1982 yılında İran’ın finans ve silah desteğiyle kurulan Hizbullah, ülkedeki diğer Şii hareket olan Emel’den daha radikal bir yapıya sahip. 

Hizbullah’ın popülaritesi 2006’da İsrail ile yapılan savaştaki başarısıyla bütün İslam ülkeleri ve Arap sokağında ciddi oranda artmıştı. Ancak 2011’de başlayan Suriye iç savaşına doğrudan müdahale etmesi, Sünni İslam dünyasından topladığı o sempatiyi süratli biçimde ortadan kaldırdı.

Hizbullah Lübnan’da siyasi bir parti, aynı zamanda ordudan daha güçlü askeri yapılanmaya sahip. Askeri gücü sayesinde Lübnan bürokrasisinde ciddi etkinliği var.

Hizbullah’ın askeri gücüyle ilgili kesin verilere sahip değiliz. Ancak 2016 yılında örgütün elindeki roket ve füzelerin 150 bini geçtiğine dair bilgiler mevcut. Savaşçı sayısının ise 20 bin dolaylarında olduğu tahmin ediliyor. Bu arada Lübnan Hizbullah’ı, örgüte sadece Lübnan vatandaşlarının, yine Hizbullah içinden çok sağlam referanslarla katılmasına izin veriyor. Bu açıdan örgütü bir şekilde herkesin birbiriyle güçlü irtibatlara sahip olduğu geniş bir aile gibi düşünebilirsiniz.

Hizbullah, Suriye’deki rejim yanlısı tutumuyla Arap ve İslam dünyasında büyük prestij kaybına uğrasa da, yıllardır süren savaşta doğrudan yer aldığı için önemli tecrübeler kazandı ve çalışma alanını ciddi şekilde genişletti. 

Örgüt, bu gücüyle İran’ın İsrail’e karşı en büyük kozlarından biri konumunda.

Menşei Lübnan olsa da, askeri ve siyasi çizgisi “İran İslam Devrimi ve Rehberliği” eksenine sabittir.

SURİYE

Suriye uzun yıllar boyunca İran ile kurduğu derin müttefiklik ilişkileri dolayısıyla birçok Arap ülkesinin tepkisini topladı. İki ülke arasındaki askeri ve siyasi ilişkilerin ne derecede güçlü bağlara sahip olduğu 2011 Mart’ında Suriye’de yönetim karşıtı ayaklanmanın başlamasından sonra daha net görülmeye başlandı.

Rejim karşıtı ayaklanmanın bir savaşa dönüşmesiyle kendisine yöneltilen bütün eleştirilere rağmen Esad’a verdiği desteği sürdüren İran, Suriye’nin açık bir savaş alanı halini almasıyla buradaki etkinliğini de daha da arttırdı. 

Lübnan Hizbullah’ı, Afganistan ve Pakistanlıların oluşturduğu “Fatimiyyun”, “Zeynebiyyun”, tugayları ile Iraklı örgüt Ebu Fadl El Abbas gibi yapılar üzerinden Suriye sahasında önemli bir varlık gösteren İran, Şiilerce kutsal sayılan birçok yerin kontrolünü de elinde tutuyor. 

ABD saldırısıyla öldürülen General Kasım Süleymani, Suriye savaşında sıklıkla boy gösterip operasyonların yürütülmesinde etkin rol oynayan isimlerdendi.

İran’ın Suriye’deki varlığı özellikle İsrail’i rahatsız etmiş ve İsrail pek çok kez Suriye’de İran ve Hizbullah’a ait olduğunu iddia ettiği hedefleri vurmuştur. 

YEMEN VE HUSİLER

Arap Baharı sürecinde büyük yıkıma uğrayan ülkelerden biri de Yemen oldu. Ülke özellikle 2015’te Suudi Arabistan öncülüğündeki Arap koalisyonunun “Kararlılık Fırtınası” adlı hava bombardımanı neticesinde tam anlamıyla bir insanlık trajedisine teslim oldu.

Suudi Arabistan’ın müdahale gerekçesini ise Yemen’de Husiler olarak bilinen Ensarullah Hareketi oluşturdu.

Şiiliğin Zeydi inancına sahip Husiler’in bir kısmı sonradan yapılan çalışmalarla Caferi mezhebine geçiş yaptı. Husiler bugün, İran’ın Yemen’deki vekâlet savaşında müttefiki konumunda.

2014’te “darbe” olarak nitelendirilen ayaklanma sonrası Husiler İran’dan aldıkları askeri ve maddi destekle,  pek çok Yemen şehriyle beraber başkent Sana’yı da ele geçirdi.

Sahadaki aktif savaşçı sayılarının 180 bine ulaştığı iddia ediliyor.

Tank, anti tank füzeleri, uzun menzilli balistik füzelere sahip olan Husiler, İran’ın bölgedeki en büyük rakiplerinden Suudi Arabistan için varoluşsal tehditlerden biri. 

Şu an ülkenin üçte birini kontrol eden Husiler, Suudiler’in hava operasyonlarına füze saldırılarıyla karşılık veriyor.  Geçtiğimiz Eylül ayında Suudi petrol devi ARAMCO tesislerine yönelik gerçekleştirdikleri saldırı dünya çapında geniş yankı uyandırmıştı.

FİLİSİTİNLİ GRUPLAR VE İRAN

İran, Hamas ve İslami Cihad gibi Filistinli direnişçi örgütlere verdiği destekle Filistin meselesinde de önemli bir yer edindi.

Her ne kadar İslami Direniş Hareketi Hamas’la yakın ilişkiler kursa da İran’ın Filistin meselesindeki asıl müttefiki 1981 yılında kurulan İslami Cihad Hareketi’dir.

İran’ın Kudüs ideali üzerinden Sünni Filistinli gruplara verdiği destek, ona sadece Filistin sahasında değil bütün bölgede prestij kazandırmış ve bu durum “Şii yayılmacılığı” tezini çürütmek için kullanılmıştır.

Bu kapsamda İran; Irak, Suriye ve Hizbullah ile oluşturduğu “Direniş Ekseni” söylemini Filistinli örgütlere verdiği destekle güçlendirmeye çalışmıştır.

İran’ın Ortadoğu’da silah ve para desteği verdiği tek Sünni yapı Filistinlilerdir.

Sünni Müslüman Kardeşler hareketinin Filistin kolu olarak bilinen Hamas, Suriye krizi sonrası Şam’daki ofisini kapatmış ve İran’la ilişkilerinde gergin bir dönem geçirmiştir.

Bir önceki siyasi lider Halid Meşal’in görevden ayrılma sürecinin de bu durumla ilişkisi olduğu düşünülmektedir. Nitekim yaşanan büyük kırılmalara karşın Hamas’ın yeni siyasi lideri İsmail Haniye, Kasım Süleymani’nin Tahran’daki cenaze törenine katılarak yaptığı konuşmada; “Süleymani Kudüs şehididir” demiştir.

Ancak günün sonunda Hamas ve İslami Cihad Örgütü her ne kadar İran’ın müttefiki sayılsa da aralarındaki bağ, Lübnan Hizbullah’ı ve Iraklı gruplarla ilişkisinden farklıdır.

KÖRFEZ, ARAP ÜLKELERİ VE Şİİ NÜFUS

İran’ın Ortadoğu’daki manevra alanı genel olarak “İslam Devrimi”, “Filistin”, “Şii nüfus” ve “Direniş” söylemi üzerinden oluşuyor. Dolayısıyla Körfez Arap ülkelerindeki Şii nüfus, İran’ın buradaki en büyük kozu durumunda.

İran, Körfez ülkelerindeki Şii nüfusun maruz kaldığı ayrımcılığı kullanarak Bahreyn, Suudi Arabistan gibi ülkelerde Şii kesimin ayaklanmalarını destekledi. 

Bahreyn’de nüfusun yüzde 70’inin Şii’lerden oluşması, Sünni Bahreyn yönetimi tarafından İran’ın büyük bir tehdit olarak görülmesine neden oluyor.

Suudi Arabistan’da ise Şiiler, genelde ülkenin geri kalmış bölgesi olan Katif’te yaşıyor. Çeşitli kaynaklarda ülkedeki Şii nüfusa dair yüzde 10 ile 25 arasında farklı oranlar paylaşılıyor. 

Ortadoğu’daki bütün Şiiler her ne kadar İran çizgisinde olmasa veya İran’ın politikalarını desteklemese de bölgenin bugün yaşadığı mezhepsel gerilimler ve bu gerilimin getirdiği kırılmalar, İran’ın Şiiler üzerindeki nüfuzunu yeniden artırıyor. 

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!