Milli Savunma Bakanlığı dün gece; “Suriye’nin İdlib kentinde rejim unsurları tarafından Türkiye’nin bölgeye gönderdiği takviye güçlere yönelik topçu atışı nedeniyle 5 askerimizin 1 de sivil personelin şehit olduğunu” açıkladı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin bu saldırılara misliyle karşılık verdiğini ve 46 rejim hedefinin vurulduğunu belirtti. Erdoğan açıklamayı Ukrayna ziyareti öncesi yaptı.

İdlib’deki rejim saldırısının Ukrayna ziyaretinden önce gelmesi dikkat çekiciydi. Zira geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanı Erdoğan Suriye’de rejimin İdlib’e yönelik saldırılarını arttırmasından sonra; “Rusya, Astana ve Soçi’ye bağlı değil” açıklamasında bulunmuştu.

Dün ise Ukrayna’nın Ankara Büyükelçisi Andrey Sibiga, Türkiye ve Ukrayna arasında Ukrayna ordusuna 200 milyon TL maddi yardım anlaşması imzalanacağını ifade etmişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Ukrayna ziyareti öncesinde Rusya’ya; “Aradan çekil, saldırılarla ilgili muhatabımız rejim” mesajının verildiği de söyledi. Ancak Suriye rejimi yıllardır bütün adımlarını Rusya ile koordineli olarak, daha doğrusu Rusya’nın onayıyla atıyor.

Dolayısıyla İdlib’deki saldırılar sonrasında aklımıza; “Türkiye ve Rusya arasında birtakım anlaşmazlıklar mı var?” sorusu geliyor.

Bu arada Türk askerlerinin hedef alınmasından sonra Rusya da yaptığı açıklamada, “Türkiye’nin bilgi vermeden hareket ettiğini ve bu nedenle Suriye ordusunun top atışına maruz kaldığını” iddia etti.

Türkiye için İdlib meselesi büyük önem arz ediyor. Zira İdlib, Suriye’deki savaş boyunca rejim ve muhalifler arasında yapılan bazı anlaşmalar neticesinde, silahlı muhalif gruplar başta olmak üzere, rejim karşıtı bütün muhalif unsurların toplanma alanına dönmüş durumda.

Türkiye’nin yanı başında ve nüfusu 4 milyona yaklaşan İdlib’de yaşanan her askeri gerilim Türkiye’yi büyük bir göç tehlikesiyle karşı karşıya bırakıyor.

Türkiye, Rusya ve İran arasında Astana ve Soçi’deki zirvelerde anlaşma sağlanmış olsa da, aradan geçen süreye rağmen İdlib için net bir çözüm üretilebilmiş değil. Bu anlaşmalar neticesinde kurulan Türkiye’nin bölgedeki askeri kontrol noktaları, daha önce de taciz ediliyordu.

Özellikle şu sıralar Suriye rejimi ve Rusya, Türkiye’nin bölgede birçok sorunla aynı anda uğraşmasını fırsat bilip bunu kullanmaya çalışabilir.

Rusya, Doğu Akdeniz ve Libya konularına ağırlık veren Türkiye’yi Suriye’de yeni dengelere zorlama gibi bir hesabın içinde de olabilir.

Rusya ile Türkiye arasında yaşanacak her türlü gerilim ve ayrışmanın ABD tarafından yakinen takip edildiğini de unutmamamız gerekiyor.

S-400’ler, nükleer santral, hatta Libya üzerinden Doğu Akdeniz krizindeki çözüm süreçlerine kadar pek çok alandaki “işbirliği” farklı denklemleri de kilitleme potansiyeli taşıyor.

İdlib meselesi, Suriye’de 9 senedir devam eden savaşın en son ve en önemli halkası. Türkiye, Suriye’de nihai siyasi çözüm sağlanmadan sahadan çekilmek istemeyecektir.

Ayrıca İdlib’deki tehlike sadece Türkiye’yi tehdit etmiyor. Rejimin “terörle mücadele adı altında” sivilleri de hedef alan saldırılarıyla oluşacak yeni göç dalgaları Avrupa ülkelerini de yakından ilgilendiriyor.

Türkiye, daha önce Suriye’den kaynaklanacak yeni bir göç dalgasının sonuçlarına tek başına katlanmayacağını defalarca dile getirdi.

Bu nedenle Esad rejiminin Soçi mutabakatı çerçevesinde bölgede bulunan TSK unsurlarını hedef alması, “sahada istikrarı sağlamaya çalışan barış gücüne bir saldırı” şeklinde okunmalıdır.

Dolayısıyla Avrupa ülkelerinden de Türk askerlerine yönelik bu saldırılar karşısında tepkisiz kalmaması beklenir.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!