Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Üsküdar vapur iskelesine sırtınızı verip, Bağlarbaşı'na doğru ilerleyip, meşhur Kanaat Lokantası'nı birkaç yüz metre geçince karşınıza bir mezarlık çıkar. Selanikliler Sokağı'nın girişindeki yokuşta başlayan ve yukarılara doğru uzanan bu mezarlık, Bülbülderesi Mezarlığı ismiyle bilinir. İçinde, Osmanlı tarihinin en önemli gizemlerinden birinin, Selanik Dönmeleri'nin, yani Sabetaycıların mezarları vardır. Kapısından girdiğinizde önünüze bambaşka bir dünya açılır. Buradaki bütün mezarlar, fotoğraflıdır. Bu yazının başlığı da, oradaki bir mezar taşının kitabesinden alınmıştır. İçli, hüzünlü, tamamen kendine has bir üslup taşıyan ve sanki susup içlerine attıkları o büyük derdi söylemeye çalışan mezar taşlarıdır hepsi. Bu belki de dünyada başka hiçbir yerde eşi benzeri olmayan mezarlığın tam ortasında Atatürk'ün hocası Şemsi Efendi'nin mezarı karşılar sizi. Ya da torunu Ilgaz Zorlu'nun "Evet Ben Selanikli'yim" kitabında da yazdığı gibi, ‘öteki ismiyle' Şimon Zivi. Merdivenlerden yukarı çakarken iyice şaşırırsınız. Çünkü hiçbiri kıbleye doğru uzanmaz, hiçbirinde rahmet için Fatiha arzulanmaz. Küçük bir mezarlıktır Bülbülderesi. Ama içindeki onlarca çeşmenin hepsinden gürül gürül sular akar. Sahipleri bu mezarlığa çok iyi bakar. Özel güvenlik tutacak, bütün çeşmelerini çalışır halde koruyacak ve tek bir santimetrekaresini bile boşa harcamayacak kadar iyi... Azra Erhat orada yatar. İpekçi Ailesi'nin birçok ferdi... Kapancı Ailesi, Dilber'ler, Mısırlı Ailesi, Atatür Ailesi... Soyadları men ya da man ekiyle biten onlarca mezar taşı sıra sıra, yan yanadır. Muazzam bir geometriyle planlanmıştır. Görende hayranlık uyandırır. Topçumen, Özerman, Yalman, Antmen, Kermen, Darman, Ekemen... Mezarlık, özel bir güvenlik şirketi tarafından, motosikletli ekipler tarafından korunmaktadır. Cumartesi gecesi Murat Bardakçı'nın programı Tarihin Arka Odası yine çok önemli bir iş yaptı ve bu kez de masaya Sabetaycılar meselesini yatırdı. Ve yine Sabetayist kökenli aileler adına, programa Cemil İpekçi katıldı. Zaten ondan başka da bugüne kadar bu konuda çıkıp konuşan olmadı. Açık sözlülüğünü ve samimiyetini kutlamak lazım. Sabetayizm konusu hem Osmanlı, hem de dünya tarihi açısından çok önemli bir meseledir. Sabetay Sevi'nin İzmir'de doğduğu ev hala ayaktadır ve restore edileceği günü beklemektedir. Sevi, bütün Yahudi dünyası tarafından çok önemsenen bir haham, tarihe ismini yazdırmış çok önemli bir şahsiyettir. İspanya kökenli, İzmirlidir ve bütün Akdeniz'i etkilemiştir. Sabetay Sevi konusu, bir an önce üzerinde ciddi akademik araştırmalar yapılması gereken bir meseledir. Bu toprakların tarihiyle doğrudan ilgilidir. Ve hala eldeki birkaç cılız kitaptan, Cemil İpekçi'nin anlattıklarından başka doğru dürüst, doyurucu, kafalardaki sorulara cevap bulucu bir çalışma yoktur. Bu konu araştırılmadır. Ama Cemil İpekçi'nin Tarihin Arka Odası'nda da defalarca altını çizdiği gibi kimseler incitilmeden. Ötekileştirilmeden... İş, saçma sapan bir cadı avına dönüştürülmeden. Tarihin bir dönemini ve bugüne etkilerini öğrenmek adına. İlk fırsatta ben de tekrar döneceğim bu konuya. Çok önemli bir yönetmenimizi, Zeki Ökten'i kaybettik bu arada. Sürü'nün, Tuncel Kurtiz'in destan yağdığı, dünyanın ödüller yağdırdığı o Sürü'nün, Çöpçüler Kralı'nın, ki sonradan izlediğimiz birçok dizinin de atasıdır, yönetmeniydi. Türk sinemasının en önemli isimlerinden biriydi. Mekanı cennet olsun...

        Diğer Yazılar