Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Gazetelerde, geçtiğimiz günlerde Musul konusunda ilginç bir haber vardı: Kuzey Irak’ta yaşayan Kürt, Türkmen ve Hristiyan unsurların Surçi Aşireti’nin girişimiyle 1992’de biraraya gelerek oluşturdukları “Musul Vilâyet Konseyi” isimli grubun temcilcisi İsviçreli Avukat Anton Keller İstanbul’a gelmiş ve Konsey’in faaliyetleri konusunda demeçler vermişti.

        Konu hemen her gazetede başka türlü ve karmakarışık bir şekilde yazıldığından, Keller’in ne demek istediği anlaşılmıyordu. Keller, bir gazeteye göre “Türkiye’nin Kuzey Irak’a müdahale hakkının bulunduğunu” söylüyor, bir diğerinde “Ankara’nın Musul konusunu Birleşmiş Milletler’de takip etmesi gerektiğini ve Irak’a 75 kilometre kadar girebileceğini” ileri sürüyor, bir başkasında da “Aşiret liderlerinin Türkiye’ye bağlanmak istediklerini” anlatıyordu.

        Sözün kısası, Anton Keller’in söyledikleri gazetelerimize karmakarışık, anlaşılmaz ve içinden çıkılmaz bir halde yansımıştı ama İsviçreli avukatın ne demek ve ne yapmak istediğini ben zagten gayet iyi biliyordum.

        Zira, Keller’in Türkiye’ye bu gelişi ilk değildi. Bundan 15 sene önce, 1992 Mayıs’ında yanında kalabalık bir heyetle gelmiş, hattâ benimle de buluşarak Musul petrolleri konusunda tarihî hakları bulunan bir ailenin mensuplarıyla görüşmek istediklerini söylemiş ve istediği görüşmeyi ben sağlamıştım. İşte, “Musul Vilâyet Konseyi” adlı grubun hukukçusu, temsilcisi ve sözcüsü Anton Keller’in sözlerinin gazetelerimizde anlaşılmaz bir şekilde yeraldığını görünce, sözkonusu Konsey’in ne olduğunu, ne yapmak istediğini ve bundan 15 sene önceki temaslarını anlatmak istedim.

        Kuzey Irak’ta yaşayan 75 Kürt kabilesiyle Türkmen ve Hristiyan toplumlarının oluşturduğu bir grup, Birinci Körfez Savaşı’ndan, yani 1991’den sonra “Musul Vilayet Konseyi” adında ve Saddam Hüseyin rejimine karşı bir grup kurdular. Konsey’in temel talebi, Irak’ın krallıkla idare edilmekte olduğu 1936 yılında yayınlanan bir krallık kararnamesinde yeralan “Musul Vilâyeti’nde özerk bir yönetimin kurulacağı” vaadinin yürürlüğe girmesiydi.

        Genel sekreterliğini Kuzey Irak’taki Kürt aşiretlerinden Surçi’nin reisi Ömer Haydar Hamad El Surçi’nin yaptığı grup, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin yanısıra çok sayıda uluslararası kuruluşa da başvurdu ve “tanınma” istedi. İlk olumlu yaklaşım İngiliz Dışişleri Bakanlığı’ndan geldi ve bakanlık, Konsey’e çabalarında destek sağlanavbileceği yolunda bir mektup gönderdi. Konsey’in liderleri daha sonra 12 kişilik bir kurucular komitesiyle birlikte Türkiye’ye geldiler, Ankara’da Türk Dışişleri Bakanlığı yetkilileriyle görüşmeler yaptılar ve 15 Mayıs günü Ankara’da “Musul’un kendi kaderini tayin hakkı bildirisi” yayınladılar. Konsey’in sözcüsü Abdülkadir Brefcani, bildirinin yayınlanmasından sonra “Türkiye’den anlayış gördüklerini” söyledi.

        İsviçreli Avukat Anton Geller, Ankara dönüşünde Hürriyet Gazetesi’nden beni aradı, görüşmek ve Konsey hakkında bilgi vermek istediklerini söyledi. 1992’nin 23 Mayıs’ında Taksim’de o zamanın Etap Oteli’nde, yani bugünün “The Marmara”sında Anton Keller ve Konsey’in sözcüsü Abdülkadir Brefcani ile buluştuk. Keller ve bana oluşumlarının “Sadece bir Kürt hareketi olmadığını, Musul bölgesinde yaşayan Kürt, Türkmen ve Hristiyan grupların yanısıra Arap kökenlileri de bünyesinde bulundurduğunu” söyleyip Konsey’in bölge halkı tarafından “siyasi bir parti olarak değil, birlik oluşturulması amacıyla” kurulduğunu anlattılar.

        Görüşme sırasında, konu Musul petrollerinin geleceğine ve İkinci Abdülhamid’in Musul’daki bazı petrol kuyularında 19. yüzyılın son senelerinden itibaren varolduğu söylenen hukukî haklarına geldi. Abdülhamid’in vârisleri, büyükbabalarının Musul petrollerindeki elkonan hisselerine karşı bir tazminat alabilmek için 1920’lerde açtıkları uluslararası davaları o senelerde hâlâ devam ettiriyorlardı ve Amerikan mahkemelerinde yeni bir dava açmışlardı. Keller ve Brefcani, varlıklarının Abdülhamid’in ailesi tarafından kabul edilmesinin Musul Vilâyet Konseyi’nin meşruluğunu güçlendireceğini söyleyerek vârislerle görüşmek istediklerini söylediler.

        Uluslararası mahkemelerde devam etmekte olan davaların taraflarından biri, Abdülhamid’in kızı Ayşe Sultan’ın İsviçre’de yaşayan büyük oğlu rahmetli Ömer Nami idi ve o günlerde tesadüfen İstanbul’da idi. Anton Keller ile Ömer Nami’nin telefonla görüşmelerini sağladım ve randevulaşıp buluştular. Ama, gazeteci kimliğimden dolayı işin içine dahil olmak istemedim ve bir veya iki gün sonraki yüzyüze görüşmelerinde bulunmadım. Sadece, rahmetli Ömer Nami’ye ilerki günlerde görüşmenin neticesini sormakla yetindim ve “Musul Vilâyet Konsey’inin aile tarafından tanınması karşılığında, devam eden petrol kuyuları davalarında destek talebinde bulunduklarını ama Konsey işinin mahiyetini tam olarak anlayamadığı için kabul etmediklerini” söyledi.

        Benim “Musul Vilâyet Konseyi” ile ilk ve son karşılaşmam, bundan 15 sene önce işte böyle oldu ve bundan birkaç hafta önce Anton Keller’in gazetelerde çıkan demeçlerini okuyana kadar isimlerini bir daha işitmedim. Ama açık söyleyeyim, Konsey’in ne olduğunu o zaman da anlamamıştım ve hâlâ da anlamış değilim.

        muratbardakci@haberturk.com

        Diğer Yazılar