İran'ın reformu, bizim zannettiğimiz reform değildir
İRAN'da, bugün cumhurbaşkanlığı seçimi var. Kazanmaları pek mümkün olmayan diğer adaylar bir tarafa bırakılacak olursa, seçimde şimdiki Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad ile "reformcu" olduğu söylenen Mir Hüseyin Musevî mücadele edecekler. Her iki rakip de gerekli oyu büyük ihtimalle elde edemeyecek ve ikinci tura gidilecek.
Biz İran'daki "reform" kavramını din adamlarının etkilerinin azalması, kadınların başlarını açabilmeleri ve alkolün kademeli de olsa serbest bırakılması gibisinden bize mahsus düşüncelerin hayata geçirilmesi çabası olduğunu zannederiz.
Ama, İran'daki "özgürlük" ve "reform" kavramlarının bunlarla hiçbir alâkası yoktur.
İran'da "reform" demek öncelikle ekonomide düzelme mânasına gelir ve bu, petrol gelirinin halka daha iyi biçimde aktarılması, dolayısıyla da senelerden buyana çekilen ekonomik sıkıntının bir nebze olsun azalması demektir. Sosyal hayattaki reform, kadınların günlük hayatta daha fazla etkili olabilmeleri, meselâ kocanın ikinci bir kadın almaya karar vermesi halinde bir şekilde ilk karısının iznine ihtiyaç duymasının sağlanmasıdır. Ve, bütün bunların ötesinde, "reform" bahsi geçtiğinde, hemen bütün İranlılar'ın hayali, ülkelerinin artık bütün dünya ile didişmeyi bir yana bırakmasıdır.
AKILLARINDAN BİLE GEÇMEZ
Dolayısıyla, Mir Hüseyin Musevî'nin seçimleri kazanması halinde kadınların başlarını açmalarına izin verilmesi, devletin İslamî kurallar çerçevesinde idaresinden vazgeçilmesi yahut İran'ın Şah zamanındaki Avrupaî haline dönmesi gibisinden olamayacak değişmeler, hiçbir şekilde sözkonusu değildir.
İran'da "reform" kavramının ne anlama geldiğini bilmediğimizden olacak, Musevi'nin siyasi geçmişini de gözardı etmişizdir. Unutmayalım: Mir Hüseyin Musevî, 1981 ile 1989 arasında, sekiz sene boyunca Humeynî'nin başbakanlığını yapmıştır. İran'da İslam Devrimi sonrasında devrim kanunlarının en şiddetli şekilde tatbik edildiği günlerin başbakanıdır. "Dinde yahut günlük hayatta reform yapılması"
gibisinden bir düşünce taşıması zaten hiçbir şekilde mümkün değildir ve Musevî'ye göre "reform" ve "özgürlük", İran'ın içerisinde bulunduğu ekonomik ve siyasi durgunluktan çıkması demektir.
KONSOLOSUN İŞGÜZARLIĞI
Çeyrek asır öncesinden, Ortadoğu'da muhabirlik yaptığım senelerden tanıdığım ve adı basınımızda "Musavi" diye geçen İranlı politikacı hakkında bizde pek yazılmayan bazı bilgiler vereyim:
Cumhurbaşkanı adayının soyadının doğrusu "Musavi" değil, "Musevî"dir. Tebrizli Azeri bir ailenin çocuğudur, mimardır, eski eserlerin restorasyonu konusunda uzmandır ve isminin Türk basınında "Musavi" halini alması, İran'ın 1980'lerdeki İstanbul Başkonsolosu'nun işgüzarlığının neticesidir.
Dün gibi hatırlarım: Musevî'nin başbakan olmasından birkaç hafta sonra gazeteleri ziyaret eden başkonsolos, dış haber servislerinden bir ricada bulunmuştu: Yeni başbakanın isminin "Musevî" diye yazılması, Türk-ler'de onun Yahudi olduğu endişesi uyandırıyordu ve başbakandan acaba "Musavi" diye bahsedilemez miydi?
Mir Hüseyin Musevî, o günden sonra basınımızda "Musavi" oluverdi.
Bugün bu köşede, Tah-ran'da bundan tam 25 sene önce, 1984 sonbaharında başbakanlık binasında çekilmiş bir fotoğraf görüyorsunuz. Soldaki bendeniz, sağdaki de o zamanın başbakanı, şimdinin cumhurbaşkanı adayı Mir Hüseyin Musevî...