Eski olan herşey antika değildir ve para etmez!
HABERTÜRK Televizyonu'nda tarihten, musikiden yahut eski kültürden ve edebiyattan bahsediyorum ya... Seyircilerim sağolsunlar, hemen her gün, dünya kadar e-mail gönderiyorlar. Birşeyler soruluyor, bazı konularda fikirler beyân ediliyor, hattâ bazı mesajların fikir beyânının hududu aşıp hakaret seviyesine geldiği de oluyor... Açıkçası, gelen e-maillerin pekçoğuna cevap vermeme imkân olmuyor. Sebebi ise, öncelikle, zaman... Hergün gelen birkaçyüz mesaja cevap yazmaya çalışmanın ne demek olduğunun takdirini gönderenlere ve bu yazıyı okuyanlara bırakıyorum. Ama yollanan mesajlar arasında öyleleri var ki, üzerinde durmak istediklerim, asıl işte bunlar: "Elimde, ailemden kalma son derece kıymetli bir kitap var" diyorlar ve bu aile yadigârı, vakti zamanında hemen her evde bulunan bir dua kitabı çıkıyor. Bazen bir fermanın, madalyanın yahut tapunun veya halının fotoğraflarını gönderip soruyorlar: "En iyi şekilde nerede değerlendirebiliriz?"; yani "Kaç para eder?".
Koleksiyonun zararı
Kısaca açıklayayım: 1. Evlerde aile büyüklerinden kalan her eski objeyi veya kitabı çok kıymetli ve antika zannetmek, hattâ satışı ile ilgili hayallere dalmak gibisinden tuhaf bir âdetimiz vardır. Ama, eskiden kalma her eşya nadir, kıymetli ve mutlaka para edecek antika değildir. Bitpazarındaki bir dükkân ile ciddî bir antikacı arasındaki farklar, "eski" ile "antika" eşya arasında da aynen mevcuttur. 2. Her elyazması kitap kıymetli sayılmaz ve zannedildiği gibi öyle büyük paralar etmez. Bir elyazmasının kıymet taşımasının öncelikle üç şartı vardır: Önemli bir hattatın imzasını taşıması, kondüsyonunun yani fiziki durumunun sağlamlığı ve tezhibinin güzelliği, eğer konusu dinî değilse müellifi tarafından bizzat yazılmış veya tarih bakımından yazarının ölümüne en yakın zamanda kaleme alınmış olması... 3. "Koleksiyon"un hem kavramına, hem de boş yere yapılmasına karşıyım. Kitap yahut herhangi bir objenin koleksiyonunu yapmak gibisinden bir merakım hiçbir zaman olmadı. Üstadlarımın, 40 küsur seneden buyana titizlikle uyduğum bir tavsiyeleri vardı: "İşine yaramayacak hiçbirşeyi alma. 'Bende şu da olsun, bu da olsun' diye heveslenme; hele, her çıkan kitaba mutlaka sahip olmaya kalkışma, bu hastalıktır. Kullanacak olduklarını al, işin bitince de kurtul, yoksa hem evinde adım atacak yer kalmaz, hem de kitap peşinde koşuşturmaktan okuyup yazmaya zamanın kalmaz" derlerdi. Bu tavsiyeye daima riayet ettim ve çok faydasını gördüm. Sadece, elimin altında olması gereken başvuru kaynaklarını temin etmeye çalıştım, yayınladığım yahut kitaplarımnda kullandığım belgeleri de işleri bitince kütüphanelere yahut konuyla alâkalı müesseselere bağışladım. Böyle yapmakla her zaman, emin olun büyük rahatlık hissettim, aynını "Koleksiyonunuzun akıbeti ne olacak?" diye soranlara da tavsiye ederim.
Kütüphanelere sorun!
4. Ve, en önemlisi: Bendeniz antikacı değilim, gazeteciyim. Dolayısıyla, fotoğrafları gönderilen ve "kaç para ettikleri" sorulan kitaplara, fermanlara, vesaire eşyaya değer biçmeme imkân yoktur, piyasa fiyatlarını da zaten bilmem. Aynı şekilde, "Bu kitap ailemizden kaldı ama konusunu bilmiyoruz, ne olduğuna bir bakıp bizi bilgilendirir misiniz?" şeklindeki sorulara cevap vermeme de hem prensiplerim, hem de vaktimin darlığı engeldir ve böyle soruların cevapları en yakın elyazması kütüphanelerindeki uzmanlardan alınır. Hemen her gün gelen dünya kadar e-maile bu yazı ile toplu halde bir cevap vermiş olabildim mi acaba?