Yorgo'nun sandaletine "nâlin-i saadet" deyip önünde dua etmek ayıptır!
PAZAR günü Topkapı Sarayı'n-daki Kutsal Ema-netler'in gerçek yaşlarını ve dolayısıyla da iddia edildikleri asırlardan kalıp kalmadıklarını öğrenebilmek için Karbon testi yapılmasını istediğimi yazdım ya...
iki gündür aldığım hakaret mesajlarının haddi hesabı yok. Ne cahilliğim kaldı, ne dine saygısızlık ettiğim, hattâ ne de kâfirliğim...
Meğer, bilmiyormuşum... islamiyet'in eşyaya kutsallık izafe etmeye cevaz verdiğini, içerisinde halıların, som altın şamdanların yahut bir Anadolu duvağının bulunduğu came-kânların önce tavaf edilmesinin, sonra da önlerinde sureler okunmasının itikadın gereklerinden olduğunu, gönderilen bu mesajlar sayesinde öğrendim!
Şimdi tekrar ve daha anlaşılır şekilde yazayım: Saray'daki "Kutsal Emanetler" "kutsal" değil, eskiliklerinden dolayı "önemli" ve asırlardan buyana folklorik bir saygı görmüş oldukları için de "hatıra"dırlar. Sayıları 605 olan bu eşyanın arasında Hazreti Muham-med'in yahut yakınlarının yaşadıkları devre ait objeler belki de vardır, bunu öğrenebilmenin tek yolu da Karbon testidir ama teknolojinin hangi nimeti kullanılırsa kullanılsın, bu eşyaların kimlere ait olduğunu öğrenmemiz hiçbir şekilde mümkün değildir.
Unutmayalım: Topkapı Sarayı'nda yani geçmişte Hilâfet'i de elinde bulundurduğuna inanılan bir imparatorluğun idare merkezinde "kutsal" olduğu söylenen bazı eşyaları bulundurmak dinden kaynaklanan saygının yanısı-ra, siyasî bir uygulama idi. "Kutsal Emanetler", Emevî ve Abbasi dönemlerinden buyana iktidarlar tarafından aynı zamanda güç, hâkimiyet ve meşruiyet vasıtası görülmüşlerdi; zira Peygamber'in hırkasını muhafaza eden bir sultan, islam Dünyası'nın en güçlü hükümdarı kabul edilirdi.
BAHŞİŞ İÇİN EMANET
Hazreti Muhammed'e yahut Sahabiler'e ait olduğu iddia edilen bu gibi eşyanın sayısı özellikle 18. asırda arttıkça artmış, Arap şeyhleri saraya "emanet" takdimine başlamışlardı. Tarihler açıkça yazarlar: "Halife" olan padişahların bunları getirenlere gayet yüklü bahşişler verip gelen eşyaları Kutsal Emanetler Dairesi'ne koymaktan başka çareleri yoktu!
Emanetlerin envanteri çıkartılırken bazı büyük hatalar da yapılmıştı. Bunun en güzel örneğini sarayın eski müdürlerinden rahmetli Kemal Çığ bir makalesinde açıkça yazmış, depodaki bir Asur tabletinin yanlışlıkla Kutsal Emanetler'in arasına konmasından sonra nasıl "Hazreti Muhammed'in teyemmüm taşı" zannedildiğini anlatmış ama vaktiyle yapılmış benzer hatalardan geri dönmek mümkün olmamıştı.
Karbon testi işte bu işe yarayacak, yani neyin hangi yüzyıla ait olduğunu ortaya çıkartacaktır. Kutsal Emanetler'in Peygamber zamanından kaldığına böyle bir testten sonra da hâlâ inanacak olanların inancına tabii ki saygı gösterilecektir. Ama, Kutsal Emanetler Daire-si'ni ziyaret eden kişilerin çoğu, bazı eşyanın, meselâ "nâlin-i saadet" dediğimiz ve Bizans zamanına ait olduğunu konunun hemen bütün uzmanlarının bildiği, vakti zamanında büyük ihtimalle Yorgo yahut Niko gibisinden isim taşıyan bir Bizanslı'ya ait olan sandaletlerin önünde gözyaşları içerisinde dua etmek veya 16. asırdan kalma bir Bergama halısının karşısında salâvat getirmek gibisinden tuhaflıklara son vereceklerdir.
ÖRNEĞİN İYİSİ VE KÖTÜSÜ
MECELLE NE DİYOR? Geçen hafta, Cevdet Paşa'nın Mecelle'sinden sözetmiştim. Me-celle'ye meraklı bazı okuyucularım, "Kötü olan örnek, örnek teşkil etmez" mânâsına gelen ve günlük konuşmamızda da kullandığımız "Su-i misâl emsâl olmaz" kuralının kanunun hangi maddesinde geçtiğini sordular.