Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Enverî isimli şairin 1465'te yazdığı ve İzmir'in bir Türk şehri hâline

        gelmesini anlattığı "Düsturnâme" adındaki eseri, 544 sene sonra, ilk defa

        Türkçe'ye çevrilecekti. Elyazması nüshası İzmir Millî Kütüphanesi'nde

        bulunan eseri, Doç. Dr. Oktay Gökdemir'in yönettiği ve kısa adı "APİKAM"

        olan İzmir Büyükşehir Belediyesi Ahmet Piriştina Kent Arşivi ve Müzesi

        yayınlayacaktı.

        Tarihimiz ve kültürümüz bakımından ne kadar memnuniyet verici bir haber

        değil mi?

        Enverî diye bir şair çıkmış, bundan tâââ 544 sene önce İzmir'i konu alan

        bir eser yazmış, bu güzel şehrimizin nasıl fethedildiğini anlatmış ama

        eser beş asırdan fazla bir zamandan buyana yayınlanmadan bir köşede durmuş

        ve nihayet geçenlerde keşfedilmiş ve pek yakında da kültürümüze

        kazandırılıyormuş!

        Bilmeyenler, haberi okuduklarında yapılanın gayet güzel bir ilmî çalışma

        olduğunu zannedeceklerdir ama gelin görün ki, işin aslı hiç de öyle

        değildir ve ortada tuhaf bir kandırmaca vardır.

        Enverî'nin "Düsturnâme"si kayıp yahut unutulmuş değil, çok bilinen ve

        Osmanlı Devleti'nin özellikle kuruluş dönemi üzerinde çalışanlar için

        birinci derecede kaynak olan bir eserdir, üstelik Türkçe'dir, dolayısıyla

        Türkçe'den Türkçe'ye çevrilmesi diye bir garabet sözkonusu olamaz ve çok

        daha önemlisi, daha önce tam iki defa yayınlanmıştır!

        DEFALARCA YAYINLANDI

        İlk yayın, Ortaçağ Türk Tarihi'nin unutulmaz hocalarından olan Mükrimin

        Halil Yınanç'a aittir ve öyle son yılların falan değil, bundan 81 sene

        öncesinin tarihini taşır, yani 1928'de yapılmıştır. Mükrimin Halil, o yıl

        eserin Paris'teki nüshasını yayınlamış ve bir sene sonra da "Düsturnâme-i

        Enverî'ye Medhal" adıyla, eserle ilgili olarak elde ettiği diğer

        tamamlayıcı bilgileri kitaplaştırmıştır. Bu yayında, Düsturnâme'nin 18.

        bölümünü meydana getiren ve Aydınoğulları'nı anlatan bahse ağırlık

        verilmiştir ve bugün bile hâlâ ana kaynaklardan biridir.

        Bitmediii...

        Doç. Dr. Oktay Gökdemir'in yönettiği "APİKAM" isimli kuruluşun "keşfedip"

        "Türkçe'ye çevireceği" söylenen "Düsturnâme-i Enverî", son olarak bundan

        beş sene önce, Prof. Dr. Necdet Öztürk tarafından tam metin hâlinde

        yeniden yayınlanmıştır. Bu yayında üstelik hem İzmir, hem de Paris

        nüshaları, akademik dilde "edition critique" denen şekilde, yani metin

        mukayesesi yapılmış olarak yeralır.

        Sözün kısası, Düsturnâme-i Enverî'nin mevcut nüshaları üzerinde bugüne

        kadar yapılmamış bir şey kalmamış, bütün yayınlar tamamlanmıştır.

        Konunun asıl önemli tarafı da, işte burada: Böyle bir haberi devletin

        resmî ajansına kimin, hangi maksatla verdiği...

        Ajansın muhabirinin yahut redaktörünün konuya uzak olduğunu, hiç

        bilmediğini ve haberi kendisine ilginç geldiği için servise koyduğunu

        kabul edelim -ki, mutlaka öyledir-, ama isminin başında "Doçent" unvanı

        bulunan bir tarihçi böyle bir açıklamayı nasıl yapar? Bir tarihçi,

        kaynaklardan ve yayınlardan nasıl bu kadar bîhaber olabilir ve daha da

        önemlisi, bir "ilim" olan tarih, niçin reklâm vasıtası olarak kullanılır?

        MESNEVİ'Yİ UNUTMAYIN!

        Akademisyenlerin böyle buram buram reklâm kokan açıklamaları, son

        senelerde maalesef giderek artmış vaziyette. Adam ismini duyurmak mı

        istiyor, gidip konudan bîhaber bir muhabir buluyor, "Filânca kütüphanede

        feşmekâna ait çok önemli bir elyazması kitap var, bu kitabın yayınlanması

        hâlinde tarih baştan aşağı değişecek" diyor, eserin üzerinde çalıştığını

        ve çok yakında yayınlayacağını söylüyor, dünyadan habersiz muhabir de

        açıklamanın üstüne atlayıp haberi yazıyor ve yayınlanıyor. Ama, sözkonusu

        kitap çok iyi bilinen ve daha önce defalarca yayınlanmış bir eser imiş, ne

        gam! Maksat, isim meraklısı akademisyenin tatmin olması değil mi?

        "Düsturnâme-i Enverî"nin Doç. Dr. Oktay Gökdemir'in yönetimindeki "APİKAM"

        tarafından yayınlanacağı şeklindeki Amerika'yı yeniden keşfetmeyi

        hatırlatan haber, işte böyle ucuz heveslerin son örneğini teşkil ediyor.

        Bu gibi "ilk olma heveslileri"nin çalışmalarına küçük de olsa bir katkı

        sağlayabilmek için, hiç bilinmeyen ama mutlaka yayınlanması gereken bir

        başka kitabı hatırlatayım:

        Eserin adı, "Mesnevî"dir, Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî adında bir zât

        tarafından yazılmıştır, en eski nüshası Konya'daki Mevlânâ Müzesi'ndedir,

        çok çok önemlidir ve yayınlanması sizler gibi ulemânın himmetine

        muhtaçtır!

        Diğer Yazılar