Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        AYLARDIR hasretle ve merakla beklenen umre nihayet hakikat oldu, Ertuğrul Özkök ve Ahmet Hakan, Suudi Arabistan'a gittiler. Şu anda büyük ihtimalle Kabe'yi tavaf ediyorlar, Ertuğrul Özkök huşû ve gözyaşları içerisinde, hançeresini yırtarcasına tavafın âdetine uyarak "Lebbeyk Allahumme lebbeyk! Lebbeyke lâ şerîke leke lebbeyk!..", yani "Emret Allahım, sana geldim, emret! Senin ortağın yoktur, emret!" diye haykırıyor ve sadâsı yeri-göğü inletiyordur. Hacerü'l-Esved'e kondurduğu buse ve hele Makam-ı İbrahim'de kıldığı namaz nasıl mânevî bir aşkla dolu ve ne kadar ulvî olmuştur, kim-bilir... Ona ve yanındakine ne mutlu Yarabbi! Ne lutuf, ne inâyet, ne saadet! Temennilerden ve dualardan sonra, mâlûm umre fikrinin Ertuğrul Özkök'ün aklına nereden düştüğünü bir de benden okuyun: Hürriyet'te olduğum senelerde, Ramazan sayfalarını bendeniz yapardım. 2005 Ramazanı'nda, sayfada bir gün, Cidde'de yaşayan bir dostumun gönderdiği fotoğrafı kullandım. Fotoğraf, Hazreti Muhammed'in doğduğu evin bulunduğu araziyi gösteriyordu. Suudiler, evin sadece temellerinin kaldığı araziyi buldozerlerle temizlemiş ve yerine bir kütüphane yapmışlardı.

        FOTOĞRAF YAĞDI

        Yayınım epey ses getirdi ve yazıyı internetten okuyan Suudi Arabistan'daki vatandaşlarımız, ertesi günden itibaren İslâm Tarihi'nin diğer önemli mekânlarının son vaziyetlerini gösteren fotoğraflar yollamaya başladılar. Hazreti Hadice'nin kabrinin yıkılıp arsaya çevrildiğini, Uhud Savaşı'nın yapıldığı yerin gökdelenlerle doldurulduğunu veya Mekke'de ve Medine'de sahabenin defnedildiği Cennetü'l-Bâkîyahut Cennetu'l-Muallâ gibi eski mezarlıkların dümdüz edildiğini gösteren fotoğraflar... Ramazan boyunca sayfada haberleriyle beraber yayınladığım bu fotoğraflar çok alâka çekti. Sayfa, her gece birkaç TV'de gösteriliyordu. Aylar sonra, bende, Ertuğrul Özkök'ün de katıldığı bir akşam yemeğinde, söz Suudiler'in İslâm Tarihi'nin bu önemli yerlerini ne hâle getirdiklerinden açıldı ve Er-tuğrul Özkök "Önümüzdeki Ramazan'da hem gazeteye hem de televizyona kutsal toprakları anlatan bir dizi yapsan çok iyi olur" dedi. Fikir güzeldi, hoştu ama benim Suudi Arabistan'dan vize alabilme ihtimalim hemen hemen yok gibiydi.

        ECYAD KAVGASI

        Zorluğun sebebi, 2001 senesinde yaptığım bazı yayınlardı. Suudiler o sene Mekke'deki mâlum Zemzem Kuleleri'ni dikmek için Türkler'den kalan Ecyad Kalesi'ni yıktıkları sırada gazetelerde ve TV'lerde hem yıkımı, hem de Türk Dışişleri'nin bu tarih ve kültür katliamına karşı duyarsızlığını göstermek için günler boyu devam eden büyük bir yaygara koparmıştım. Aynı yayını, o senelerde Kanal-7'de haberleri sunan Ahmet Hakan da yapıyor, hattâ sık sık paslaşıyorduk, Bu yayınlar Riyad'a ulaşmış, Suudi Dışişleri'nden ve Suudi Sarayı'ndan Türkiye'yi suçlayan açıklamalar gelmişti. Suudiler, hiç sıkılmadan "Türkiye önce kendi yıktığı tarihine baksın" diyebilmiş ama Ankara kılını kıpırdatmamıştı. İşte bu yüzden, aradan birkaç sene geçmiş olmasına rağmen Suudiler'in bana vize vermeleri pek mümkün görünmüyordu. Ertuğrul Özkök'e endişemi söyledim, "Hallederiz. Bizim Dışişleri'nden rica ederiz, Suudiler'e söyleyip hallederler" dedi. O gece müstakbel dizinin ismini bile koyduk: "Hazreti Muhammed'in Ayak İzinde"!.. Sonra, Özkök'ün aklına daha da parlak bir fikir geldi: "Neden beraber gitmiyoruz ki? Haydi, bu Ramazan'da seninle hacca gidelim!.. " Fikir, birkaç dakika sonra daha da berraklaştı: Ahmet Hakan da bizimle gelecek, yanımıza bir de kameraman alacak, Cidde'de bir jeep kiralayıp Mekke ile Medine arasında mekik dokuyacak, İslâm tarihi açısından önemli olan ne kadar mekân varsa çekip hem gazetede, hem de TV'de yayınlayacaktık. Ramazan sayfası o sene "Hazreti Muhammed'in Ayak İzinde" başlığı altında Ertuğrul Özkök'ün, Ahmet Hakan'ın ve bendenizin yazılarıyla süslenecekti! "Televizyon kamerasını bırak, fotoğraf çekme izni alabilirsek ne mutlu bize... Bana vize vereceklerini de hiç zannetmiyorum, vermezler" dedim ama müstakbel mü'minin cevabı "Halederiz" oldu.

        MAFİŞ VİZAAA!

        O sene, yani 2005'te, haccın yaklaşmasına birkaç ay kala Suudi Arabistan'a bizim Dışişleri vasıtasıyla vize müracaatı yaptık ve tahmin ettiğim cevabı aldık: Kâbe'nin babalarının mülkü olduğuna inan Suudiler listede ismimi görünce "Bardakciiii? Lâââ! Mişmumkîîîn! Mafiş vizaaaa! (Hayııır, mümkün değiiil, vize yok)" demişlerdi. Beni istemiyorlardı ama Ertuğrul Özkök ile Ahmet Hakan, mübarek topraklara ayak basma iznine nâil olabilirlerdi. Proje, bunun üzerina rafa kaldırıldı ama üzerinden dört sene geçtikten sonra tekrar hatırlanmış olacak ki, Ertuğ-rul Özkök ve Ahmet Hakan şimdi Mekke-i Mükerreme'nin uhrevî havasını teneffüs etmedeler... Şimdi bana, sadece aşağıdaki duayı okumak kalıyor: Ertuğrul ve Ahmed kullarının Kara Donlu Beytul-lah'taki yakarışlarını duy, umrelerini kabul eyle Yarab-bi! Şimdiye kadar işledikleri bir günahları varsa af buyur; hattâ onlara istikbalde bir Hac nasib kıl! Ne olur, vakti zamânında dört hac ve yedi adet de umre etmiş olan şu âciz kulunu da unutma! Âmin bi rahmetike yâ Erhame'r-Rahimîn! Âmîn, Âmîn, Âmîîîn!

        Diğer Yazılar