Ramazan şenliği, bir anda yeniçeri isyanına döndü
Barış içerisinde geçirilmesi gereken mübarek Ramazan ayı, lâyık olduğu bu hürmeti maalesef her zaman göremedi ve 1632 senesinin Ramazan'ı, İstanbul halkı için azap dolu geçti. Yeniçeriler etrafı talan edip haraç topladılar, hatta işi kan dökmeye kadar götürdüler. Dördüncü Murad'ın filmlere kadar konu olan sert idaresi, işte bu Ramazan terörü sonrasında başladı
ON bir ayın sultanı olan Ramazan her ne kadar saygı duyulan ve barış içerisinde geçirilmesi gereken bir ay ise de, lâyık olduğu bu saygıyı her zaman görmedi. Tarihin bazı dönemlerinde Ramazan boyunca isyanlar, ayaklanmalar ve savaşlar yaşandı, hatta halktan haraç toplandığı ve maddî kaygılar yüzünden mübarek Ramazan ayının kana bulandığı da oldu.
Türkiye, böyle kanlı ayaklanmalardan birini bundan yaklaşık dört asır önce, Ramazan ayında yaşadı. Tahtta Dördüncü Murad vardı ve tarihler, 1632 Ramazan'mm İstanbul'da bir kıyamet habercisi gibi karşılandığını, şehirdeki terörün bir ay boyunca bitmediğini yazdılar.
O devrin tarihçisi Naimâ, 1632 senesinin Ramazan'mda İstanbul'da olup bitenleri şöyle yazacaktı:
"Ramazan-ı şerif geldi. Sipahi kılığına girmiş eşkiya kötülük ve uğursuzluk saçmaya devam etti. Koca koca heykeller yaptılar, sokaklara kandillerle yer mahyaları kurdular, davul zurna ile 'Allah Allah' çığlıkları attılar. Geceleri meş'alelerle dolaşıyorlardı. İstanbul halkından zorla kukla ve mahya seyri ile eğlence parası topladılar. Bu şehir çeteleri büyüklerin kapılarından bahşişini kaparken köşe başından yeni bir güruh sökün eder; çuha, kumaş, nakit kuruş ve akçe olarak ihsanlarını her kapının sânına lâyık şekilde alırdı. İstedikleri bahşişi vermeyenin konağını yakma tehdidiyle saçağını tutuşturur, çaresiz kalan mal sahibi haytaların ayaklarına düşer, tutuşturulan saçağı söndürtür ve istediklerini verirdi."
Bu haraç toplama işini yeniçerilerle sipahiler başlatmışlardı ama birkaç gün sonra başıbozuklar da yağmaya katıldılar. Cebeci bölüklerinden birinin kumandanının evini basıp adamcağızı parça parça ettiler, sonra da çırılçıplak soyup ayaklarından bağlayarak Atmeydanı'ndaki çınara asmaya kalktılar.
Ramazan'ın ilk günlerinde başlayan bu talan ve yağma, bir hafta kadar sonra tam bir ayaklanma halini aldı. Derken öyle bir zaman geldi ki, sipahi ocağının ve yeniçerilerin büyükleri yaptıklarını padişahın hiçbir zaman bağışlamayacağını düşünüp canlarından olma endişesiyle Dördüncü Murad'ı tahttan indirmeye kalktılar. Ama yeniçeri ocağının önde gelen bazı isimlerinin karşı çıkması üzerine isyancılar arasındaki gergin hava yumuşadı ve tam o sırada saraydan "padişahın cümle suçları bağışladığı" haberi geldi.
Ayaklanma ve yağma gene de yatışmadı, Ramazan boyunca ve bayram günlerinde de devam etti. Bu defa meydanlara kurdukları salıncaklara zenginleri ve şehrin önde gelenlerini davet ederek hediyeler istediler ve işi padişah ile annesi Kösem Sultan'ı da salıncaklara davet etmeye kadar götürdüler. Sultan Murad ve Kösem Sultan davete katılmadılar ama gayet kıymetli hediyeler göndermek zorunda kaldılar.
Karışıklık, ancak bayramdan sonra nihayet bulabildi. İsyancılar topladıkları ganimetlerle kenara çekilince ortada işin elebaşları kaldı. Sadrazam Recep Paşa'nın ayaklanmayı teşvik ettiği zaten biliniyordu ve ipleri ele almaya başlayan genç hükümdar Dördüncü Murad, Paşa'yı huzurunda boğdurdu. Recep Paşa'nın yerine Tabanıyassı Mehmet Paşa getirildi ve İstanbul, korkulu günlerden sonra huzura böyle kavuşabildi.
HATTIN ÜSTADLARI
Aziz Efendi (1872 -1934)
ŞEYH Mehmet Abdulaziz (Aktuğ) Efendi olarak da bilinen hattat, Trabzon'un Maçka kazasında doğdu, ailesiyle birlikte İstanbul'a geldi.
İlk tahsilini yaptıktan sonra Filibeli hattat Arif Efendi'den sülüs ve nesih yazılarını öğrendi. Ayrıca devam ettiği Muhsinzade Abdullah'tan yazı diploması aldı, talik yazıyı da öğrenerek Karinâbâdlı Hasan Hüsnü Efendi'den de icazetname elde etti. Bilhassa nesta'likte Sami Efendi'den istifade etti ve böylelikle muhtelif yazıları öğrenmiş oldu.
Uzun müddet Meşihat Dairesi'nde kâtip olarak çalıştı. Bir aralık Medresetü'l-Kuzat'ta ve Mahmudiye Mektebi'nde yazı hocalığı yaptı. Mısır Kralı Fuad zamanında bir Kuran yazmak için Kahire'ye davet edildi ve Mısır'da iki hat okulu açması için yapılan teklif üzerine Kahire'de 15 yıl boyunca kaldı, güzel yazı ve tezhip dersleri verdi.
Eserleri müzelerimizi süsleyen hattat, 12 adet Kur'an yazmış, Arap âleminde yazının gelişmesine büyük katkıları olmuştur. Bugün bazı eserleri özel kolleksiyonlarda da bulunmakta olan Aziz Efendi nesih yazıda Hafız Osman, celi yazıda Mustafa Rakım, talikte de Yesarizade Mustafa İzzet ekolüne bağlıdır.
Aziz Efendi'nin üzerinde bir hadisin yazılı olduğu bu celi sülüs levhası, Ekrem Hakkı Ayverdi kolleksiyonunda bulunuyordu.
İFTAR SOFRAMIZ
Zencefilli kuzu kebabı
MALZEME
■ Kuzu budu
■ Taze zencefil
■ Vakfıkebir yağı
■ Sarmısak
■ Kekik
■ Nar ekşisi