Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        BÜTÜN sıkıntılarımızı çözdük, her derdimizi hallettik ve sıra Roma Hukuku'na geldi. Batı dünyasında asırlardan buyana, Türkiye'de de Atatürk devrimlerinden bugüne kadar yürürlükte olan hukuk sisteminin temelini teşkil eden Roma Hukuku, üniversitelerimizde ya alt sıralara indiriliyor, yahut seçmelik ders yapılıyormuş. Gazetelerde çıkan haberlere göre, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde Roma Hukuku dersinin Hukuk Tarihi Anabilim Dalı'nın altında yeralmasına karar verilmiş; Ankara Üniversitesi'nde de büyük ihtimalle seçmeli ders olacakmış. Batı hukukuna taraftar yahut karşı olabilirsiniz, Türkiye'de bu hukuk sisteminin yerine başka bir sistemin, daha açık söyleyeyim, şeriat hukukunun gelmesini de isteyebilirsiniz ama dünyanın kaydedilmiş en klasik hukuk sistemini geri plana atamazsınız. Zira, bilimin gerçek olanı, mukayeseli şekilde yapılanıdır ve bu iş, bilgiye tek taraflı değil, çok yönlü olarak sahip olunmasını gerektirir. Ama, Roma Hukuku'nun fazlalık olarak görülmesi, Türkiye'de özellikle sosyal bilimler alanında yaşananların farkında olanlar için, bu önemsememenin çok daha önceleri niçin yapılmamış olduğuna hayret ettiren bir gelişmedir. Zira eğitim sistemimizde, özellikle yüksek öğretimde mukayeseli bilim terbiyesi maalesef verilmez, hattâ bazı alanlarda mukayeseli eğitimi bir yana bırakın, aslî ve şart olan bilgiler bile öğretilmez. Birkaç örnek vereyim: Bir Osmanlı tarihçisinin öncelikle bilmesi gereken şey eski Türkçe yani Osmanlıca'dır değil mi? Ama, Türkiye'de bazı üniversitelerde Osmanlı tarihi okutan birçok hoca bu konuda ümmîdir! Kendi tarihimizi senelerden buyana İngilizce kitaplardan okur ve talebeye o kitaplarda yazılı olanları naklederler.

        GREKÇE BİLMEYEN BİZANSÇILAR

        Hele, sanat tarihçilerimiz... Neredeyse tamamı Osmanlıca cahilidir ve Osmanlı sanatından bahsederlerken, meselâ bir camiden sözettiklerinde planının geometrik izahını yapmakla, tuğlalarının kırmızının hangi tonundan olduğunu söylemekle yahut kubbesinin çapını ifadeyle yetinirler. O camiin duvarındaki kitâbe onlara asla bir şey söylemez, okumaktan âcizdirler. Aynı cehalet, tarihin başka alanlarında da sözkonusudur. Meselâ, Türkiye'deki Bizans tarihçileri bir veya iki istisna dışında, bu tarihin kaynaklarının yazılı olduğu Grekçe'yi bilmezler. Bizans konusundaki klasik araştırmalar ise öncelikle Almanca ve Rusça olduğu halde, bildikleri tek yabancı lisan İngilizce'den ibaret bulunduğu için bu yayınlara erişemez ve İngilizce kaleme alınmış tek-tük makaleleri gözden geçirmeyi "ilim yapmak" zannederler. Bir Avrupa tarihçisi, özellikle de Ortaçağ Avrupası üzerinde çalışan bir akademisyen düşünün. Bu tarihçi, Latince'yi ve Yunanca'yı mutlaka bilmek zorundadır! Ama bizde bu lisanlara âşina olup konusunu mukayeseli şekilde anlatıp yazan ve yazdıklarını o dillerdeki kaynakları gözden geçirmekle taçlandıran tarihçi nerdeeee?

        KAYNAK ESER VEREMİYORUZ

        Tarihten edebiyata geçelim: Klasik Türk Edebiyatı tarihçisi, o edebiyata kaynaklık eden Fars Edebiyatı'ndan habersizdir, zira Farsça bilmez. Arap Edebiyatı'na âşina olmaları da, aynı dil engeli yüzünden zaten hiçbir şekilde sözkonusu değildir. Arapça'yı iyi, hattâ çok iyi bilen ilâhiyatçılarımız vardır ama onlar da İbranice yahut Aramice gibi dillerden maalesef bîhaberdir. İş böyle olunca da, mukayeseli din felsefesi alanında, yazdıkları başka memleketlerdeki meslekdaşları tarafından kaynak alınacak tek bir akademisyenimiz artık maalesef yoktur. Roma Hukuku derslerinin hukuk fakültelerinde geri plana itilmesine gerçi çok üzüldüm ama pek şaşırmadım. Zira, mukayeseli bilimin seneler önce terkedilmiş olduğu bir memlekette Roma Hukuku, zaten bir lüksten ibarettir.

        Diğer Yazılar