Binbaşı Samet Kuşçu'yu hatırlayanımız kaldı mı?
"İRTİCA ile Mücadele Eylem Planı" tartışmaları, Ergenekon savcılarına gönderilen ihbar mektubuyla yeni bir şekle büründü. Hele, vârolup olmadığı uzun zamandan buyana tartışılan ıslak imzalı belgenin de bu mektubun ilişiğinde olmasıyla iş daha da karıştı. Soruşturma devam ettiği için, bazı subayların hakikaten darbeye kalkışıp kalkışmadıkları konusunda şimdiden birşey söylemek doğru değil ama, savcılara yollanan ihbar mektubu, Türkiye'de bir konudaki geleneğin hiç değişmediğini gösteriyor: Hükümetlerin, darbe hazırlıklarından ancak yapılan ihbarlar sayesinde haberdar olabildiklerini... İlk örnek, bundan tam 150 sene öncesine, 1859 Eylül'ünde yaşanan ve tarihlere "Kuleli Vak'ası" diye geçen darbe girişimine aittir... Tahtta bulunan Sultan Abdülmecid, Tanzimat Fermanı'ndan sonra bir de "Islahat Fermanı" yayınlamış, Müslümanlarla gayrımüslimler hukuken eşit sayılmış, işkence kâğıt üzerinde yasaklanmış ve her dalda reformlara gidilmişti. O günlerin İstanbul'unda bir gece duvarları üzerinde "gavûr padişah" yazılı kâğıtlar kapladı. "Padişah gâvur oldu, din elden gidiyor, medreseleri bile kapatacaklar" deniyordu. Saray ve hükümet, reforma karşı çıkan kesimi tamamen kaybetmemek maksadıyla, önceleri bu gibi protestolara ses çıkarmaz gibi göründü.
HEPSİ SÜRGÜN EDİLDİ
Ama, hükümete 14 Eylül sabahı gelen bir ihbar herşeyi değiştirdi: İhbarın sahibi Tatar Hasan adında bir "mirliva", yani tuğgeneral idi. Bazı askerlerin medrese hocalarıyla beraber gizli bir örgüt kurduklarını, padişahı öldürüp hükümeti dağıtmak ve İslâmi bir yönetim tesis etmek istediklerini söylüyor; "Herşeyin başında Şeyh Ahmed adında bir hoca var. Fazlullah ve Kütahyalı İsmail adındaki diğer iki şeyhle anlaştı, bazı subayları da tarafına çekti ve Kılıç Ali Paşa Camii'nden idare edilecek bir darbenin hazırlığına giriştiler" diyordu. Hükümet hemen işin içinde oldukları iddia edilen 41 kişiyi tutuklattı ve tutuklular Çengelköy'deki Kuleli Kışlası'na kapatıldılar. Kışlada 25 gün devam eden muhakeme, şeriatçı darbe hazırlığının tahmin edilenden de büyük olduğunu gösterdi. Sanıkların bazısı idama mahkûm edildi, bazısı da kürek, hapis, sürgün ve kalebendlik cezalarına çarptırıldılar. Sultan Abdülmecid idamları hapse çevirdi, mahkûm olanların tamamını sürgüne gönderdi, ihbarı yapan Tatar Hasan Paşa da terfi etti.
9 SUBAY OLAYI
Hatırlayanı acaba kalmış mıdır? Hükümete bir diğer darbe ihbarı Kuleli Vak'ası'ndan 98 sene sonra, 1957'de yapıldı ve tarihler bu hadiseyi "9 subay olayı" diye yazdılar. İhbarı yapan, Samet Kuşçu adında bir binbaşıydı. Adnan Menderes Hükümeti'ni devirmek isteyen dokuz kişilik bir cuntaya dahil olmuş ama kendisiyle beraber olanlardan bazılarının Menderes'e sadık kaldıkları endişesine kapılınca ilk ihbarı kendisi yapmak istemiş ve zamanın Savunma Bakanı'nı hazırlıklardan haberdar etmişti. Neticede subayların dokuzu da tutuklanıp mahkemeye çıkartılmış ama bir tuhaflık yaşanmış ve darbe hazırlayan subaylar beraat etmişler ve sadece ihbarı yapan Samet Kuşçu mahkûm olmuştu. Sonrası, mâlum... Darbe iki sene sonra, 27 Mayıs 1960'ta geldi ve darbecilerin arasında o tarihten iki sene önce, darbe hazırlığı suçlamasıyla yargılanıp beraat eden subaylar da vardı. Bizde hiç değişmeyen gelenek, işte budur: Hükümetler darbe girişimlerinden istihbarat birimleri vasıtasıyla değil, ihbarlar sayesinde haberdar olmuşlardır ve başarılı olan darbeler, hazırlıkları ihbar edilmeyen darbelerdir.