Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Bilmeyeni olduğunu pek sanmıyorum ama, gene de Tanzimat'ın ne mânâya geldiğini kısaca hatırlatayım: Birkaç asır boyunca bozulmuş ve işlemez hâle gelmiş olan devlet müesseselerini toparlamak ve devlete canlılık kazandırmak maksadıyla 1839'un 3 Kasım'ında ilân ettiğimiz reformlara "Tanzimat", o tarihten sonra senelerce devam eden ve halk arasında "Gâvura artık gâvur denmeyecek" şeklinde özetlenen devre de "Tanzimat dönemi" denir. Tahtta Sultan Abdülmecid vardır ama reformların asıl mimarı, "Tanzimat Fermanı" dediğimiz belgeyi kaleme alan ve 3 Kasım günü Gülhane'de okuyup ilân eden Mustafa Reşid Paşa'dır.

        Tanzimat, 18. yüzyılda başlayan ama pek bir netice vermeyen modernleşme hareketlerinin zirvesiydi; hem devlette, hem de toplum hayatımızda çok şeyleri değiştirdi ama aslında "uzatmaların başlangıcı" oldu. İbni Haldun'un asırlar önce ortaya koyduğu temel kural, yani gelişip büyüyen her devletin zamanla mutlaka çökeceği kaidesi zaten işlemeye başlamış, Osmanlı İmparatorluğu çöküş dönemine çoktan girmişti ve Tanzimat, çöküşü geciktirmenin en güçlü çarelerinden biri oldu. Dağılmayı yarım asır, çöküşü ise 75 sene kadar kadar erteledi.

        Bundan tam 170 sene önce bugün ilân edilen kararlar, aslında Türk Tarihi'nin en önemli sosyal ve siyasî açılımıydı. Asırlar boyunca İslâm kavramını ve Müslüman teb'ayı ön planda tutan devlet, o günden itibaren din farkının gözetilmeyeceğinin ve herkesin eşit olacağının garantisini veriyordu.

        BAŞTA YAŞANAN TERSLİK

        Tanzimat'ı ve arkasından gelen 1856 ıslahatını bugünün açılımları ile birarada düşünmeye çalıştığımda, aklıma ilkönce Tanzimat sonrasında ardarda verdiğimiz tavizler gelir: Dikkat edelim, o zamanın Türkiyesi modernleşmenin devamı ve Batı ile hoş geçinme uğruna attığı her adımdan sonra mutlaka bir toprak kaybetmiştir.

        Ama, halkın Tanzimat'tan ne anladığını da, o devrin büyük devlet adamı ve âlimi Cevdet Paşa'nın "Tezâkir"inde naklettiği bir hadiseden daha iyi gösteren bir başka örnek, zannedersem yoktur:

        Önemli fermanların halkın önünde okunmasından sonra bir dua edilmesi âdettendir. Zamanın hükümet merkezi olan Bâbıâlî'de bu işle vazifeli bir hoca vardır ve bu hocaya "duâcı efendi" denir.

        Duâcı efendi, Tanzimat Fermanı'nın okunduğu gün hastadır ve evinde yatmaktadır. Ferman okunur, sıra duaya gelir, Paşalardan birinin gözü, fermanı dinleyenler arasındaki bir hocaya takılır ve "Buyur hoca efendi, gel de bir dua et" der.

        Hoca efendi sadrazamın yanına gelir ve sanki birkaç dakika önce okunan fermanda "Teb'a arasında artık din farkı kalmadı, Müslüman ile Hristiyan bundan böyle eşittir" denmiyormuş gibi "Yarabbi, Müslümanlar dışındaki bütün milletleri kahreyle!" diye başlar. "Gâvurları helâk eyle, cehennemine at, hepsinin belâlarını ver!"...

        Cevdet Paşa, "Biz, Tanzimat'ı işte böyle anladık" diye yazacaktır.

        BUNDAN İYİ ÖRNEK YOKTUR

        Ve, yine Cevdet Paşa'dan, halkın reformlara olan alâkasını göstermesi bakımından son derece önemli bir başka hadise:

        Mustafa Reşid Paşa 1839'un 2 Kasım gecesi, ertesi gün okuyacağı metne, yani Tanzimat Fermanı'na Sadaret binasında son şeklini vermiş, geç vakit yorgun argın Emirgân'daki yalısına dönmüştür.

        İçeriye adım atacağı sırada, kâhyası koşarak, "Efendimiz, efendimiz.... Felâkeeet!" diyerek çığlık çığlığa gelir. Paşa, bir anda Sultan Abdülmecid'in Tanzimat'tan vazgeçtiğini ve kellesinin de gideceğini düşünüp korkarak ne olduğunu sorar ve "Yalıda soğan kalmamış efendimiz!" cevabını alır.

        Diğer Yazılar