Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        İSVİÇRELİLER referandumda minareye "Hayır" dediler ya, kıyamet kopuyor. Karara din ve ibadet hürriyetinin ihlâli iddiasından insan haklarına saygısızlık suçlamasına varıncaya kadar dünya kadar tepki yağıyor. Şimdi, elimizdeki iğneyi önce kendimize batırıp dürüstçe konuşalım ve belki ucuz bir benzetme olacak ama bir sorunun cevabını tahmin edelim: Türk vatandaşı olmayan ve Türkiye'de geçici ikamet izniyle kalan Avrupalı Hristiyanlar yeni bir kilise inşa etmek isteseler, bir de çan kulesi dikmeye kalksalar ve bu teşebbüs referanduma gitse çıkacak karar ne olur? Sonuç bellidir; yüzde doksandan fazla bir çoğunluk "Hayır" der. Hattâ çan kulesini bir tarafa bırakın, yeni bir kilisenin inşa edilmekte olduğu haber alındığı anda kıyamet kopar, "Misyonerler aramızda cirit atıyorlar" nidaları büyük ihtimalle fiilî eylemlere dönüşür ve proje ânında durur. Ve, yine açık konuşalım: Türkiye'deki gayrımüslimler ibadethaneleri bakımından her türlü özgürlüğe sahip midirler, hayır! Çan kulesi inşası zaten yasaktır, hattâ Osmanlı devrinden kalma bazı uygulamalar, meselâ çan sesinin dışarıdan işitilmesinin önlenmesi şeklindeki tuhaflıklar hâlâ gündeme getirilmektedir. Hristiyan cemaatin harap bir kiliseyi tamir etmek istemesi hâlinde uygulanacak bürokratik işlemler, bazen Hazreti İsa'nın çektiği azâbın bile birkaç misli olabilmektedir.

        MEZARLARI BİLE KAYIP

        Gayrımüslim mezarlıklarının vaziyetleri de içler acısıdır. İstanbul yahut İzmir gibi büyük şehirlerde bakımını cemaatin üstlendiği Hristiyan mezarlıkların pırıl pırıl ve düzenli olmalarını önemsemeyin, bunlar bir imparatorluğun başkentindeki mirasın devamından ibarettir ama Anadolu'daki Hristiyan mezarlıkları çoktaaan talan edilmişlerdir, taşları bile kaybolmuştur; hattâ aslı Türk, dinleri Ortodoks olan Karamanlılar'dan bile, İstanbul'daki Balıklı Rum Kilisesi'nin avlusunun zeminine döşenmiş mezartaşlarından başka bir eser kalmamıştır. Bütün bunların üzerine, bir de bazı açgözlü müteahhitlerin gayrımüslim mezarlıklarına "residence" yahut "tower" kondurma meraklarını da ilâve ettiğinizde, tahribatın boyutunu biraz daha farkedebilirsiniz.

        DİYALOG BİR MASALDIR!

        Son senelerde moda olan "hoşgörü" yahut "dinlerarası diyalog" gibisinden sözlere ve hayâlî fikirlere de pek itibar etmeyin. Zira, hoşgörü geçmiş asırlarda bu topraklara pek uğramamış, güç hangi dine mensup olanın eline geçmişse diğerini ya öldürmüş yahut öldürmese bile süründürmüştür. Arşivde eski asırlardan kalan belgeleri gözden geçirdiğinizde, geçmişte "üç dinin barış içerisinde birarada yaşadıkları" iddia edilen mahallelerde cemaatlerin birbirlerinin gözünü oymaya çalıştıklarını, imamın papazdan, papazın hahamdan, hahamın da her ikisinden yakındığını ve birbirlerini yediklerini görürsünüz. İsviçre'de yapılan referandumdan sonra bizde birilerinin çıkıp "İstanbul'da 90 küsur Ortodoks kilisesi var ve bunların hepsi açık. Biz onlara her türlü ibadet kolaylığını sağlıyoruz ama minareye bile karşı çıkıyorlar" demelerine de pek bakmayın. İstanbul'da gerçi açık olan çok sayıda kilise vardır ama bu kiliselerin papazı da, cemaati de yoktur. Cemaat seneler önce zaten gitmiştir; kanunlar din adamlarının Türk vatandaşı olmaları mecburiyetini getirdiği ve Ruhban Okulu'nun kapalı olması yüzünden papaz yetişmediği için gayrımüslim ruhânî sayısı artık yok denecek kadar azdır ve çok değil, onbeş-yirmi sene sonra kiliselerde cenaze kaldıracak papaz bulunamayacaktır. Bütün bu yazdıklarım sizleri hiddetlendirebilir ama işin aslı işte budur. Dolayısıyla, İsviçre'ye minareye karşı çıkması yüzünden veryansın etmeden önce, kendi kendimize "Biz ne yapmıştık?" diye sormamız ve iğneyi hafifçe yine kendimize dokundurmamız gerekmektedir.

        Diğer Yazılar