Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        DERTLERİ ve sıkıntıları mail kampanyasıyla duyurmak artık pek bir moda oldu ya... Modaya şimdi bazı öğretmen adayları da katıldı. Eğitim Fakülteleri mezunları, vaadedilen atamaları yapılmayınca, çareyi gazetecilere ve siyasilere ardarda mesaj göndermekte bulmuşlar. Mail adresime birkaç günden buyana dünya kadar mesaj geldi. Ama ne mesajlar! Kutsal bir meslek olan öğretmenliğe aday, yani çocuklarımızı eğitip yarınlara hazırlayacak olan eğitim ordusunun şimdilik ilk basamağında bulunanların mesajlarının ortak noktası, maalesef iki satırlık yazıyı bile düzgün şekilde yazamamaları, ifadeden ve imlâdan nasibini alamamış olmaları... Dahi anlamına gelen "de" yahut "da" eki, soru "mu" veya "mi"si, hemen hepsinde yanlış yazılmış, yani önceki kelimeden ayrılmamış, bitiştirilmiş... Noktalama zaten hak getire ama işin daha da fenası, büyük-küçük harften bile artık bîhaberler. Kelimeleri telâffuz ettikleri şekilde, yani yanlış yazıyorlar, aynı kelimenin bir cümlede üç defa kullanılmasının nasıl bir hata olduğunun farkında değiller ve daha neler neler... Şimdi, mesleklerine ve kişiliklerine hepimizin hürmet etmesi bir farz olan öğretmenlerin işlerini bihakkın yapanlarından özür dileyerek soruyorum: Genç nesiller, okuma yazma özürlü bu kişilere mi emanet edilecek, çocuklarımızı daha meramını anlatmaktan bile âciz bu öğretmen adayları mı yetiştirecek? Sultanahmet'ten Çemberlitaş'a çıkarken, caddenin sağ tarafında, şimdi bir vakfa tahsis edilmiş olan eski bir bina vardır: Cevrî Kalfa İlkokulu... Hocalarım anlatırlardı: Önceleri ilkmektep olarak kullanılan bu bina, daha sonra başka bir işe tahsis edilmiş, Cumhuriyet'in ilk yıllarına kadar, taşradan gelen öğretmen adayları için "Türkçe'yi düzgün telâffuz etme okulu" yapılmış. Yani öğretmenin sadece yazısının değil, telâffuzunun da düzgün olmasına itina gösterilmiş. Ve, geldiğimiz kültür erozyonunun neticesi: Bugünün birçok genç muallim veya muallimesi, bırakın doğru yazmayı, maalesef doğru konuşmaktan bile âciz halde... Kabahat aslında gençlerde değil, okulların seviyesini siyasî kaygularla böylesine düşüren, öğrenciyi dar bir kalıba hapseden ve doğru dürüst birkaç satır bile yazmayı beceremeyen öğretmenler yetiştirmeyi başaran sistemin mucidi olan siyasetçilerde... İşin gönlümü ferahlatan tarafı, bu neticenin mimarlarının çocuklarını da artık böyle öğretmenlerin yetiştirecek olmasıdır ve bu, bir yerde ilâhî adaletin tecellisidir.

        "BEN HAZRETLERİ" GİBİ...

        Milletvekillerimizden bazıları sağolsunlar, Meclis'teki faaliyetleri konusunda bizleri bilgilendirmeye çok meraklıdırlar. Kürsüde yaptıkları her konuşmayı yahut verdikleri her soru önergesini ânında bizlere de gönderir ve bu işi e-mail ile yaparlar. Ama, mesajlarında bir tuhaflık vardır: Mail adresi milletvekillerimizin ismine açılmıştır. O kısımda "Ahmet Mehmetoğlu" gibi bir isim vardır fakat açıklama sütununda bu isim birdenbire "Sayın Ahmet Mehmetoğlu" olur. Yani, mesaj gönderen milletvekili bir anda "Muhterem beyefendi" olur ve mesajı okuyanı güldürür! Sebep, mesajları bizzat milletvekillerinin değil, sekreterlerinin göndermesidir ve sekreter bey veya hanım, "sayın" ibaresinin beyefendinin isminin ayrılmaz parçası olduğuna alıştığından böyle yazmakta, dolayısıyla mesajlar "Ben Hazretleri!" havasında gelmektedir. Bu arkadaşlar acaba milletvekillerinin adına çek yahut senet yazdıkları sırada da "sayın" ibaresini kullanıyorlar mı, çok merak ediyorum.

        Diğer Yazılar