Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        İLBER Ortaylı, dünkü yazısında Osmanoğlu Ailesi'nde şimdiye kadar pek görülmemiş değişik tavırlardan sözediyordu:

        Ailenin bazı mensupları, özellikle de gençleri son aylarda ortada fazla görünmeye başlamışlardı. Toplantılara katılıyor, televizyonlara çıkıyor ve görüş beyan ediyorlardı. Hoca'ya göre, aile aradan geçen bu kadar zaman sonra artık Cumhuriyet kavramını tamamiyle benimsemişti ama gençlerin etrafta görünüp konuşmaları pek hoş değildi.

        İlber Hoca, Osmanlılar'ın saltanat zamanında dünyaya gelmiş son mensubu olan Neslişah Sultan'ın (Osmanoğlu) bundan birkaç ay önce yaptığı açıklamasında geçen "Saray görmüş nesil artık hayatta değil. Biz bundan böyle bir aileyiz ve aile içi müşküllerimizi beraberce çözmemiz gerekir" şeklindeki ifadelerini hatırlatıyordu. Hoca, daha sonra Sultan Abdülmecid'in soyundan gelen Naciye Sultan ile Enver Paşa'nın torunu Osman Mayatepek'in geçen gün yaptığı benzer açıklamayı da nakletmişti.

        Konuyu bilenler mutlaka farkındadırlar: Osmanoğlu Ailesi'nin mensupları, saltanatın kaldırılmasından buyana geçen seksen küsur sene boyunca pek ortalıkta görünmemiş, siyasi konularda hiçbir zaman konuşmamış, üstelik büyük maddî sıkıntılar çektikleri halde bundan asla sözetmemişlerdir. Ailenin dostum, hattâ arkadaşım olan bazı genç mensuplarının son zamanlarda bu âdetten vazgeçmelerinin ise, tek bir sebebi vardır: Birtakım maceracıların, Sultan Abdülhamid'in efsanevî mirasının elde edilebileceği hülyasına kapılarak hükümdarın soyundan gelenleri hukukî girişimlerde bulunmaya ve bu konuda devamlı şekilde konuşmaya teşvik etmeleri...

        ARADAN 101 SENE GEÇTİ

        Gazetelerde birkaç aydan buyana, özellikle de ailenin bir önceki reisi Osman Ertuğrul Efendi'nin vefatından hemen sonra "Torunları, Sultan Abdülhamid'in malvarlığını talep ediyorlar" yahut "Musul petrollerindeki Abdülhamid hisseleri konusunda uluslararası mahkemelere gidiliyor" şeklinde çıkan haberler, işte bu teşviklerin neticesidir.

        Abdülhamid'in mirası meselesini ve eskiden yapılmış girişimleri senelerce araştırmış, Osmanoğlu Ailesi'nin şimdi hayatta bulunmayan büyüklerinden ayrıntılı bilgiler almış ve bu konuda birhayli doküman toplamış bir kişi olarak, açıkça söyleyeyim: Abdülhamid'in malvarlığından birşeyler elde edilebileceğine inanmak, maalesef boş bir hayalden ibarettir. Tahtından indirilmesinin üzerinden 101, hayata veya etmesinin üzerinden ise 92 sene geçen bir hükümdarın mallarının bu kadar zaman sonra miras hukuku çerçevesinde elde edilmesi imkânsızdır. Geçmişte, özellikle de 1930'lu senelerde Avrupa'nın önde gelen devlet adamlarının ve hukukçularının desteğinin sağlanmış olmasına rağmen bir türlü halledilemeyen mesele, artık zaten halledilemez.

        AH O HAYAL KIRIKLIĞI!

        Konunun pek üzerinde durulmayan hukukî tarafı da bu yöndedir. Hanedanı sürgüne gönderen 3 Mart 1924 tarih ve 431 sayılı kanun, padişah malları ile ilgili talepte bulunulmasını engellemekte, Büyük Millet Meclisi'nin 2 Mayıs 1949'daki yorum kararı bu engeli daha da güçlendirmektedir. Üstelik, Sultan Abdülhamid'e ait olduğu iddia edilen ama aslında "tâcın ve tahtın malı" olan "Hazine-i Hassa" mülklerinin Maliye Hazinesi'ne aid olduğu konusunda yerli ve yabancı çok sayıda hukukçunun mütalaası ve bir o kadar da mahkeme kararı mevcuttur, Lozan Anlaşması'nın ilgili maddeleri de, bu mülkleri ellerinde bulunduran memleketlere devretmiştir.

        Padişahın soyundan gelen dostlarımın Musul petrollerinden hisse sahibi olmalarından inanın çok büyük memnuniyet duyarım. Ama bu iş olmayacak duaya "Âmin" demek gibidir ve Osmanoğlu Ailesi'nin son 80 senelik mazisi bu uğurda yaşanmış büyük hayal kırıklıklarıyla doludur.

        Ben, dostlarımın ve arkadaşlarımın da ileride aynı hayal kırıklığını yaşayacaklarının endişesindeyim.

        Diğer Yazılar