Bugün seçim var ve siyasetten bahsetmek yasak…

Dolayısı ile 50’li senelerin gazetelerinin ve dergilerinin üslûbunda birşeyler yazayım, mesel’a spordan bahsedeyim ve klüplerimizin ve fanatizmimizin geçmişteki benzerlerini anlatayım dedim…

Spor, özellikle de futbol fanatizmimizin geçmişi bundan asırlarca önceye, “Bamyacılar” ve “Lâhanacılar” adını taşıyan iki süvari bölüğü arasında yapılan müsabakalarına uzanır. Bu fanatizm eski devirlerde öyle ileri bir hal almıştır ki, padişahlara bile “Benim güzel lâhanam” yahut “Cânım bamyam” diye şiirler yazdırmıştır.

Zamanımızın spor klüplerinin, meselâ Fenerbahçe, Galatasaray’ın, Beşiktaş’ın, vesairenin yerinde eski zamanlarda işte klüp benzeri bu iki süvari bölüğü, yani “Bamyacılar” ile “Lâhanacılar” ve bu bölüklerin fanatikleri vardı…

Lâhana ve Bamya klüplerinin geçmişi, Yıldırım Bayezid’le Timur’un 1402’deki Ankara Savaşı’na dayanıyor… Yıldırım’ın oğlu Çelebi Mehmed süvari birliklerinin önemini babasının büyük bir bozguna uğrayıp esir düştüğü bu savaşta farketmiş ve yıllar sonra tahta geçtiği zaman yeni süvari bölükleri kurmuştu. Bir ara Merzifon’da istirahate çekildi, orada da bir süvari bölüğü teşkil etti ve Merzifon’un meşhur lâhanalarından ilham alarak bölüğe “Lâhanacılar” adını verdi!

Çelebi Mehmed’in sonradan İkinci Murad olarak tahta geçecek olan oğlu Şehzade Murad, o sırada Amasya’nın idarecisi idi. O da bir askeri bölük kurmuş, Amasya’nın gayet lezzetli bamyalarından esinlenmiş ve bölüğe “Bamyacılar” demişti.

Bu iki süvari bölüğü, sonraki devirlerde Türkiye’nin en önemli iki takımı haline geldi. İstanbul’un fethinden sonra her iki bölük de bu yeni başkente getirildi, inşasına başlanan Topkapı Sarayı’na yerleştirildiler ve sarayın bazı kısımlarının muhafazası bunlara bırakıldı.

Sonraki devirlerde Bamyacılar ile Lâhanacılar arasında sık sık spor müsabakaları düzenlenmesine başlandı ve bu karşılaşmalar zamanla imparatorluk başkentinin en önemli spor hadisesi hâlini aldı. Taraftarların başında padişahlar gelmekte ve tüfek, cirit, lobut karşılaşmalarını halkla beraber heyecan içinde takip etmekteydiler. Bu heyecan, Sultan Üçüncü Selim’e bile “Benim güzel lâhanam” diye şiirler yazdıracak noktaya ulaşacaktı…

Osmanlı devrinin bu iki büyük klübünden bugünlere sadece birkaç taş kalmıştır: Topkapı Sarayı’nın Marmara sahillerine bakan yamacının hemen altındaki geniş arazinin saray duvarları tarafında üzerlerinde kitabelerin yazılı olduğu Lâhanacılar ve Bamyacılar taşları ile İstanbul’un değişik semtlerinde üst kısımlarında bamya yahut lâhana sembollerinin bulunduğu daha ufak boyda birkaç taş...

Yolunuz günün birinde Topkapı Sarayı’ndan Marmara Denizi’ne uzanan o geniş araziye düşerse, taşların önünde eski zamanları hayal etmeye çalışın… Kulağınıza belki de asırlar öncesinin müsabakalarından kalma “Haydi bre!”, “Afferin arslanıma!” yahut “Tüüüh! Yazıklar olsun!” gibisinden heyecan dolu haykırışlar çalınır, kimbilir?

İstanbul seçiminin neticesi memlekete hayırlı olsun!

 

Topkapı Sarayı’ndaki “Bamya” ve “Lâhana” taşları.
Topkapı Sarayı’ndaki “Bamya” ve “Lâhana” taşları.

 

Çengelköy’deki “Lâhanacı” çeşmesi.
Çengelköy’deki “Lâhanacı” çeşmesi.

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
  • fatoooo231@hotmail.com 27 gün önce Güzel ve bilgilendirici bir yazı, teşekkürler Sayın Bardakçı!
    CEVAPLA