Amerikan Temsilciler Meclisi 29 Ekim hediyesi niyetine bir Ermeni soykırım tasarısını kabul etti. Hem de 405’e 11 gibi şimdiye kadar eşine emsâline rastlanmamış bir ekseriyetle!

Cumhuriyet Bayramı münasebeti ile ne kadar güzel, şık ve zarif bir hatıra değil mi?

Daha önce bir-iki defa “Gâvur gâvurluğunu yapar!” diye yazdığım zaman hakkımda “Yobaz, faşist, ırkçı” vesaire diye haykırıp ter ter tepinen, batılı olma yoluna baş koymuş ve kerametleri de kendilerinden menkul entellektüellerimiz! Nerelerdesiniz? Niçin konuşmuyorsunuz? Temsilciler Meclisi’nin becerdiği iş sizin nazarınızda “gâvurun gâvurluğu” değil de lûtfu falan mı yoksa? Bize açıkça “katil” demeleri zevkinizi mi okşadı? Bülbülü bile kıskandıran o âhenkli sesiniz bu yüzden mi çıkmıyor?

Temsilciler Meclisi’nin kararında üstelik sadece Ermeniler’den bahsedilmiyor, 1915 ile 1923 arasında Ermeniler’in yanısıra Grekler’i, Asurîler’i, Keldanîler’i, Ârâmîler’i, Maruniler’i vesair Hristiyanlar’ı da soykırıma uğrattığımız, yani şakır şakır doğradığımız iddia ediliyor!

Meğerse biz neymişiz? Azrail bile yanımızda acemi çırak gibi kalırmış!

Seneler boyunca her 24 Nisan arefesinde endişe krizlerine girmemizi, Amerikan Başkanı’nın o gün yayınlayacağı mesajda “soykırım” mı yoksa “metz yegen”, yani “büyük felâket” mi diyeceğinin derdine düşmemizi hatırlayın! Şimdiye kadar hiçbir başkan “soykırım” ifadesini kullanmamış, bunun yerine “büyük felâket” demişti de içimiz rahat etmiş, özellikle de diplomatlarımız 24 Nisan’ı 25’e bağlayan gecelerde huzur içerisinde uyuyabilmişlerdi!

Temsilciler Meclisi önceki gün hem de artık kaçıncı defa soykırımı kabul etti diye şimdi yine hiddet içerisindeyiz ama ortada boş yere kapıldığımız bir öfke var…

Açık söylemek gerekirse, 1915’te maalesef hiç de iyi şeyler olmamıştır. Bir tarafta dünya savaşına iştirak etmiş ve sınırları ateş çenberine dönmüş bir devlet, diğer tarafta bağımsızlığını elde edebilmek maksadıyla çalışan ama bu işi senelerce gecikerek ve diğer azınlıkların ardından en sona kalarak yapmaya uğraşan silâhlı bir grup vardır. Devlet sınırlarda savaşan ordusunun gerisinde ve memleketin iç taraflarında yaşanan kanlı hadiselere nihayet verebilmek maksadıyla meşru müdafaa hakkını kullanmış, tehciri tek çare olarak görmüştür!

Ermeniler’in 1915 hadiseleri sırasında büyük üzüntüler yaşadığını inkâr mümkün değildir ama bu acıların tek sorumlusunun Türkiye olmadığını ve Bâbıâlî’nin bu kararı vermeye mecbur kaldığını da gözönüne almak şarttır!

Dolayısı ile, Türkiye’nin neredeyse yarım asırdan buyana tepesinde Demokles’in kılıcı gibi sallanan “soykırım” suçlaması tehdidini artık ciddîye almaması, yabancı memleketlerin parlamentolarından zaten çıkıp durmakta olan soykırımı tanıma kararlarını yenilerinin takip etmesi hâlinde de hiçbirini umursamaması gerekir ve böyle davranmamızın zamanı çoktan gelmiştir!

ŞAM’DA SARFEDİLEN O VECİZEYİ UNUTMAYIN!

Meşhur hadisedir: Hatay meselesinin halledilip Türkiye’ye katılmasının ardından Suriyeli milliyetçiler akıllarına estikçe Şam’daki büyükelçiliğimizin önüne gider, “Hatay, Suriye’nindir” diye bağırıp dururlarmış…

Adamların yaygarası zamanın Şam’daki büyükelçimizin canına tak etmiş, sefaretin önünde yine böyle bağırıp çağırıldığı sırada balkona çıkmış ve “Hatay’ı mı istiyorsunuz?” demiş… “Aha, Hatay orada duruyor! Burada böyle tepinip duracağınıza gidin, almaya çalışın ama nah alırsınız!”.

Soykırım meselesi de böyle! 1915’in “soykırım” olduğunu bütün dünya kabul ettiği takdirde adamlar bizden tazminat yahut toprak talep edecekler de taleplerini yerine mi getireceğiz? Yooo… “Soykırımcı” demekle bize sadece hakaret etmiş olacaklar ve mukabil hakaretleri sıralamaya da gücümüz kuvvetimiz elhamdülillah kâfi!

İş böyle olduğu için soykırım suçlamaları yüzünden endişelenmemiz, utanmamız yahut kafamızı kuma gömüp kaçamak yollar aramamız veya öfke krizlerine kapılmamız gereksizdir. Hele, Amerikan Temsilciler Meclisi’nin Suriye politikamız ve Barış Pınarı Operasyonu sebebi ile kabul ettiği kararda olduğu gibi mâlûm sebeplerle gündeme getirilen suçlamalar karşısında kızıp köpürmemize ve bu işleri yapanlara cevap yetiştirme çabasına kapılmamıza hiç mi hiç lüzum yoktur.

Aldırmayalım! Gâvur gâvurluğunu yapıyor ve yapacak!

Zaten, bizden herhangi bir talepleri olduğu takdirde netice zaten belli: Şam’daki büyükelçimizin söylediği gibi, istediklerini nah alırlar! 

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
  • penguen2007@gmail.com 1 ay önce Abi senin üstüne gazeteci yok.
    CEVAPLA
  • yldzy_1876 1 ay önce Şam'daki vecizeye çok güldüm hocam. Kaleminiz keskin olsun
    CEVAPLA
  • seyma23elaziz 1 ay önce Murat ağabey bunlar ne güzel satırlar! Türkçeyi ne kadar da güzel kullanıyorsun, muhtevadan ziyade ahenk ve üslup gözüme çarpıyor.
    CEVAPLA
ÖNCEKİ YORUMLARI GÖSTER (10)