'One minute' ve Cemal Paşa
1980’li senelerde, Ortadoğu’da muhabirdim. Hemen her memlekete gittim, çok sayıda devlet adamı ile mülâkatlar yaptım ve her kesimden insanla birarada oldum.
Mısır’da yaşıyor, merkez olarak Kahire’yi kullanıyordum. Günlerim zaten halkın arasında geçiyor, dolayısı ile hem halkın, hem de gerektiğinde yöneticilerin Türkiye’ye nasıl baktıklarını, hakkımızda neler düşündüklerini yakından görebiliyordum.
O senelerde basınımızda yazılanlara bakılırsa, Ortadoğu’nun lideri Türkiye idi ve bölgede bizden habersiz hiçbirşey olmazdı...
Kahire’ye yerleşmeden önce senelerce dış haberlerde çalıştığım için bunun pek böyle olmadığının zaten farkındaydım ama, oraları gördükten sonra işlerin pek değil, hiç de öyle olmadığını yakından gördüm. Ortadoğu demek, Arap-İsrail mücadelesi demekti, ağırlığını hissettiren tek ülke Mısır idi ve bölgede “Türkiye” diye bir güç mevcut değildi. Hattâ, o sıralarda henüz İslâm Devrimi’ni yaşamakta olan İran bile bambaşka bir yer sayılır ve Ortadoğu’nun dışında addedilirdi...
Türkiye’nin dışlanmasının iki sebebi vardı: Lâik olması ve Cemal Paşa’nın Birinci Dünya Savaşı senelerinde yaptırdığı idamlar...
Lâik Türkiye, Arap dünyasının gözünde “İslâm’dan uzaklaşmış bir Türkiye” demekti. Atatürk’ün reformları ile yüzümüzü Batı’ya çevirmiş, yani bulunduğumuz bölgeden kopmuş, üstüne üstlük bir de lâikleşince, “mürted” olmuş yani dinden çıkmıştık. Müslüman Kardeşler Örgütü’nün o zamanki lideri, Kahire’de yaptığım mülâkatta bana açıkça “Hepiniz mürtedsiniz” demekten çekinmemişti.
İDAMLAR UNUTULMADI
Bütün bunların üzerine Âliye Divan-ı Harbi’nin verdiği kararları, yani Cemal Paşa’nın Arap dünyasının önde gelen aydınları ile politikacılarını 1915’te ve 1916’da Beyrut’ta ve Şam’da idam ettirmesinin de unutulmamasını ilâve edin...
Cemal Paşa, savaşın çıkmasından sonra Beyrut’tan ayrılan Fransızlar’ın boşalttıkları konsolosluk binasını aratmış, aramada bazı Arap aydınlar ile Fransızlar arasındaki yazışmalar bulunmuştu. Belgeler, aydınlar ile Fransızlar arasında Arap dünyasının Osmanlı Devleti’nden ayrılıp bağımsız olması konusunda ciddî görüşmeler yapıldığını gösteriyordu.
Paşa, görüşmelere katılanların tamamını tutuklayıp “vatana ihanet” suçlaması ile şimdi Lübnan’ın sınırları içerisinde bulunan Âliye kasabasında kurduğu askerî mahkemeye verdi. Yargılananlar arasında Arap dünyasının önde gelen aydınları, gazeteciler ve Osmanlı Parlamentosu’nun Arap üyeleri de vardı. Çoğu idama mahkûm oldu ve önce 1915 Ağustos’unda Beyrut’ta, ertesi senenin Mayıs’ında da Şam’da asıldılar. Yakalanamayanlar da gıyaplarında idama mahkûm edildiler ve başta mahkûmların aileleri olmak üzere, binlerce Arap sürgüne gönderildi.
İdamlar, Arap dünyasının doğusunda entelektüel çevrenin kalmaması, “el-Nahda”nın yani Arap aydınlanmasının İngiliz işgalindeki Mısır’da devam etmesi demekti ve öyle oldu.
BİZİ BÖYLE GÖRDÜLER
Araplar’ın modern Türkiye’ye sırtını dönmesinin sebebi lâikleşmemiz ve bu idamlardı. Bizde nasıl “Birinci Dünya Savaşı’nda sırtımızdan hançerlendik” deniyorsa, Araplar’da da “Türkler bizi dört asır sömürdüler, derken kan dökücü Cemal Paşa’yı gönderip büyüklerimizi astılar, sonra da dinden çıktılar” kanaati hâkimdi.
12 Eylül’den sonra İslam Konferansı Teşkilâtı’na girmemiz ve Turgut Özal’ın 1990’daki ilk Körfez Savaşı sırasında özellikle Suudi Arabistan ile yakınlaşması, Türkiye’nin adının bölgede tekrar duyulmasını sağladı ama, adımız sadece telâffuz edildi, o kadar...
Başbakan Tayyip Erdoğan’ın “One minute” çıkışı hakkında çok şey yazılıp söyleniyor fakat meselenin en önemli tarafı unutuluyor: “One minute” çıkışının ve Türkiye’nin Mavi Marmara hadisesine uzanan Filistin politikasının şimdilik en büyük faydası, Araplar’ın hafızasından Cemal Paşa’nın adını silmeye başlaması ve Türkiye’yi bölgede “ismen” değil, “fiilen” hissettirmesidir.
mbardakci@htgazete.com.tr