Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        AYŞE Arman yine çok güzel bir iş çıkardı, Eren Talu ile konuştu ve mâlûm meselenin erkek tarafını ayrıntılarıyla yazdı...

        Çok iyi bir gazetecilik yaptı ya, bazı yazarlar, özellikle de köşe sahibi hanımlar Ayşe‘ye iki günden buyana demediklerini bırakmıyorlar. Vay efendim ailede sırları nasıl olur da bu kadar ayrıntılı yazılırmış, karı ile kocanın arasında olup bitenlerden okuyucuya neymiş, çiftin çocukları Ayşe‘nin yazdıklarından nasıl etkilenirlermiş, vesaire, vesaire...

        Bu şekildeki yorumları yapanlar için “Kedi, ulaşamadığı ciğere...” diye başlayan çok güzel bir deyimimiz vardır, bilirsiniz.

        Eren Talu mülâkatına lâf edenler bir de o mülâkatı kendileri yapabilmiş olsalar sanki etik değerlere, karı-koca mahremiyetine ve aile kavramına gösterdikleri hürmetten dolayı konuyu hiç yazmayacak, hattâ röportajı yapmaya bile tenezzül etmeyeceklermiş havasına girmiyorlar mı...

        Bunlar köşelerini çiçek-böcek yazılarıyla, akşam yemeklerini nerede ve kimlerle yedikleriyle, son günlerde hangi CD’yi dinledikleriyle yahut kapağını bile açmadıkları kitapları entellektüel görünmek uğruna arka kapaklarındaki tanıtım yazılarından yaptıkları alıntılarla ballandıra ballandıra anlatarak doldurmaya çalışan hasbelkader muharrir ve muharrirelerdir. Gazeteciliğin ve köşe yazarlığının temelinde bitmeyen bir muhabirlik hissinin yattığının farkında değillerdir; zira çoğu hayatı boyunca tek bir haber kovalamamıştır. Yazarlık, onlara göre koşuşturmayı yahut ciddî şekilde araştırmayı falan bir tarafa bırakın, oturdukları yerden kalkmadan ahkâm kesmekten ibarettir; dolayısı ile onlardan beklenen, çalışana ve iyi iş çıkartana “tukaka” demekten ibarettir.

        SULTANÎ TEMBELLER

        Böyle haset çeken sultanî tembelleri bir tarafa bırakalım. Eren Talu ve Defne Samyeli meselesini son zamanların modası olan “kadın dayanışması” bakımından ele alanlar bile var...

        Onlara sorarsanız, kadın tarih boyunca zaten hep ezilmiştir, hâlâ da ezilmektedir, dolayısı ile her ne yaparsa yapsın, hattâ yavuklusu ile gününü gün etse bile hakkıdır, zira erkek her zaman kötüdür! Zavallı kadın başkasının agûşuna atılmakla aslında yuvasını falan yıkmamakta, kocasının bıktıran ilgisizliğinden kaçıp hürriyetini elde etmeye çalışmaktadır ve böyle yapmakla gayet iyi etmektedir. Dolayısı ile bir kocanın çıkıp “Karım bana şunu, şunu, şunu yaptı” demesi, sadece ve sadece iğrençliktir.

        Böyle düşünür ve böyle yazarlar ama bazı âdetlerin hâlâ geçerli olduğunu ve Türkiye’de çürümeyi önleyen unsurların başında “aile” ve “namus” kavramlarının geldiğini pek hatırlamazlar.

        Erkeğin aile hayatını yahut karısının hareketlerini ele-güne, hattâ gazetelere anlatmasının doğru olup olmadığı ciddî şekilde tartışılabilecek bir konudur. Ama işin bu tarafını bahane edip hemen her yazdığı ile hadise yaratmış olan son derece çalışkan ve iyi bir gazeteciyi vurmaya çalışmak, ucuz bir hasetten ibarettir, o kadar.

        Facebook ve Twitter

        HABERTÜRK TV’deki “Tarihin Arka Odası” programında defalarca söyledim: Bizim takımın yani benim, Pelin Batu‘nun ve Erhan Afyoncu‘nun ne Facebook ne de Twitter hesaplarımız var. Ama birileri kalkmış, bizim adımıza hesaplar açmış, etrafa yine bizim ağzımızdan mesajlar gönderiyor ve uzun tartışmalara girişiyorlar. Açıkça söyleyeyim: Bu hesapları açarak benim ve arkadaşlarımın isimlerini kullananlar bir grup sahtekârdan ibarettir, karşınızdakileri biz zannetmeyin ve yazdıklarına sakın ola ki inanmayın!

        Diğer Yazılar