Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Pazar günü vefat eden ve dün defnedilen Ayetullah Hüseyin Fadlallah, alışılmışın dışında fetvalar vermiş çok önemli bir din adamı ve Arap dünyasının seçkin bir şairi idi. Bağdat’ta önceki gün yayınlanan bir gazete, haberi “İslam dünyasının en ılımlı din adamı öldü” şeklinde verdi ve Fadlallah’ı en doğru şekilde ifade edecek cümle, bence de bu sözler idi.

        1980’lerin Lübnan’ında dünya kadar silâhlı örgüt, her örgütün de yüzlerce hattâ binlerce milisi etrafta cirit atardı... Ama iki örgüt vardı ki, onlarla değil temasta bulunmak, isimlerinden bahsetmek bile cesaret işiydi:

        İslâmî Cihad ve Hizbullah... İslâmî Cihad’ın hakikaten varolup olmadığı aslında pek bilinmezdi ve bazı örgütlerin bazı işlerini böyle hayalî bir örgütün adını kullanarak yaptıklarını söyleyenler de vardı ama bütün buna rağmen, İslâmî Cihad korkulu bir efsane gibiydi.

        Aradan 30 seneye yakın zaman geçti ve İslâmî Cihad’ın ne olduğu hâlâ bilinmiyor... Hizbullah ise, varlığını her yerde, özellikle de Beyrut’un güneyinden başlayarak Lübnan’ın güneyine doğru mutlaka hissettirirdi ve Hizbullah dendiğinde akla tek bir isim gelirdi: Ayetullah Hüseyin Fadlallah...

        FELSEFE PROFESÖRÜ GİBİ

        Hizbullah, bizde sadece dinî bir örgüt olarak bilinir ve Lübnan’da bir İslam Devrimi için faaliyet gösterdiği zannedilir ama yanlıştır. “Allah’ın Partisi” demek olan Hizbullah’ın kuruluş sebebi, İsrail’i 1982 ilkbaharında başlattığı Lübnan işgalinden sonra yerleştiği güneydeki Şii bölgelerinden çıkartmak için faaliyet göstermektir. Bu maksatla silâhlı mücadeleden halkı örgütlemeye kadar her çeşit çalışma yapılmıştır ve İsrail’in Güney Lübnan’ı terketmesini Hizbullah’ın silâhlı güçleri sağlamış, örgüt daha sonra bir siyasî parti olmuştur.

        Ben, Şeyh Fadlallah’ı bir ropörtaj münasebetiyle 1987’de tanıdım ve Fadlallah, açık söylemem gerekirse beni çok şaşırttı. Karşımda alışılmış aşırı muhafazakâr, sert ve dediğim dedikçi bir din âlimi yerine aklı öne çıkartan ve dinî kuralların yaşanan zamana göre yorumlanması gerektiğini söyleyen bir Ayetullah vardı. Başındaki siyah sarığını çıkartsa konuşmasıyla, beyaz sakalıyla, açık renk gözleriyle ve bilgisi ile Alman üniversitelerinden birinin bir felsefe profesörüyle konuştuğunuzu zannederdiniz. Zaten, dinî bir otorite olmasının yanısıra Arap şiirinin “divan sahibi” son önemli isimlerinden biriydi. Şiirlerini divanından önce “Zilâlu’l-İslam” (İslâm’ın Gölgesi) ve “Kasaid li’lİslam ve’l-Hayat” (İslam ve Hayat Konusunda Kasideler) isimli kitaplarında yayınlamış ve Arap edebiyat çevrelerinde çok ses getirmişti.

        Beyrut’ta bulunduğum senelerde Şeyh Fadlallah ile devamlı görüştüm, sonraları Lübnan’a her gidişimde mutlaka ziyaret ettim ve günlük olaylardan İslam tarihine, hatta edebiyata kadar birçok konuda konuştuk.

        İRAN’LA ANLAŞMAZLIK

        Her ne kadar “Hizbullah’ın dinî lideri” olarak biliniyor idi ise de bu iddiaları her şekilde reddediyor, “Benden fetva isteyenlere dinî konularla ilgili cevap vermem benim vazifemdir. Karı koca arasındaki meseleleri soranlar da olur, güneydeki Siyonist işgal ile mücadele konusunda fetva isteyenler de çıkar. Ben, soranların hepsine cevap vermekle mükellefim” diyordu.

        Ama, aykırı bir Ayetullah idi. Meselâ, “İslamiyet’te ve Şii doktrininde tek kişinin hâkimiyeti sözkonusu olamaz” diyerek Humeyni’nin ortaya koyduğu “Velâyet-i fakih” düşüncesine karşı çıkıyor, bu yüzden İran’la arasında soğukluk çıkıyor, kadın hakları konusunda diğer ulemaya göre çok daha ileri adımlar atıyor ve “Dinde, kadınla erkek arasında hiçbir fark yoktur” diyebiliyordu.

        Bağdat’ta önceki gün yayınlanan bir gazete, Ayetullah Hüseyin Fadlallah’ın vefatını “İslam dünyasının en ılımlı din adamı öldü” şeklinde verdi ve Fadlallah’ı en doğru şekilde ifade edecek cümle, bence de bu sözler idi.

        TÜRK HİZBULLAHI’NI BENDEN DUYMUŞTU

        Türkiye’de, 90’lı senelerde “Hizbullah” adında bir örgütten bahsedilmeye başlanmıştı ve hatırlayacaksınız, hemen her gün bu örgüt tarafından katledildiği söylenen kişilerin cesedleri bulunuyordu.

        “Türk Hizbullahı”nın telâffuz edilmeye başlanması üzerine hemen Beyrut’a gidip Ayetullah Fadlallah’ı kale gibi korunan evinde ziyaret ettim ve bu konuda bir bilgisi olup olmadığını sordum.

        Önce şaşırdı, “Türkiye’de Siyonist işgali mi var ki Hizbullah olsun” cevabını verdi, sonra her zamanki gibi “Benim Hizbullah ile bir bağlantım yok ama gene de bir soruşturayım” dedi ve yardımcılarından bu konuyu öğrenmelerini istedi.

        Yardımcıları bir veya iki gün sonra aradılar ve “Şeyh seni bekliyor” dediler. Gittim, ilgili yerlerde araştırma yaptırttığını ve Türkiye’de bu isimde bir örgütün mevcudiyetinden hiç kimsenin haberi bulunmadığını söyledi. Sonra bir espri yaptı ve “Eğer böyle bir örgüt varsa, Lübnan’da Siyonist işgalcilerle mücadele eden gençlerin kullandıkları ismi izinsiz almakla onların kul hakkını yiyor demektir” dedi.

        Hiç unutmuyorum, o gün Fadlallah’ın evine girerken kös kös çıkan bir İngiliz gazeteciye rastlamıştım. Ayetullah ile randevusu vardı ama randevu son anda iptal edilmişti. Fadlallah gazetecinin blucin giydiğini farkedince “Amerikan Başkanı’na yahut kendi kraliçesine mülâkata blucinle mi gidiyor bu adam? Gidip doğru dürüst giyinsin öyle gelsin” demişti.

        Böyle fetvalar cesaret işidir

        Fadlallah, Güney Lübnan’ın İsrail işgalinden kurtarılması için yapılacak müdahaleler konusunda son derece sert fetvalar vermiş olmasına rağmen, İslam’ın sosyal boyutu ile ilgili fetvaları bunların aksine tutuculuktan uzak ve günlük hayatla bağdaşmalarına özen gösterir mahiyetteydi.

        Fetvalarda, Fadlallah’ın içtihad kapısını açık tutan Şii doktrinine çok iyi vâkıf olmasının da etkisi büyüktür.

        Aşağıda, Şeyh Fadlallah’ın fetvalarının bazılarını kendi yayınlarından, bazılarını da dostum Sefer Turan’ın Fadlallah ile Beyrut’ta yaptığı görüşmelerdeki notlarından naklediyorum.

        *11 EYLÜL SALDIRILARI TERÖRDÜR: İslam hukuku sivillerin hakkını koruma altına almıştır ve sebebi ne olursa olsun, sivilleri öldürmek haramdır. Savaş, sadece size karşı savaş ilân etmiş olanlara karşı yapılır. Savaşa karışmamış bir kimseyi, dini ne olursa olsun öldüremezsiniz. Dolayısı ile, 11 Eylül saldırılarını düzenleyenler “şehid” sayılmazlar. Bu kişiler intihar etmişlerdir ve Usame bin Ladin “İslam mücahidi ” değildir.

        *KADINLA ERKEK EŞİTTİR: Kadınla erkek arasında, sosyal statü bakımından hiçbir fark yoktur ve her kadın, erkeğin sahip olduğu bütün haklara aynen sahiptir. Kadının yüzü ve elleri açıkta kalacak şekilde örtünmesi farzdır ve Kur’an’ın bu emri, cinselliğin bir vasıta olarak kullanılmasının önüne geçmek için konmuştur.

        *KÜRTAJA KADIN KARAR VERİR: Ceninin annenin sağlığını tehlikeye atması hâlinde kürtaj serbesttir. Ayrıca kadının tecavüz yahut gizli bir evlilik neticesinde veya anne olmasıyla sosyal hayatta herhangi bir sebepten dolayı aşağılanması ihtimalinin bulunduğu durumlarda kürtaj yaptırması caizdir. Kürtajda erkeğin söz hakkı yoktur ve ortada kadının hayatı sözkonusu olduğu için, kararı sadece kadın verir. Ancak kürtajın çocuk istememek gibi bir sebeple yapılması haramdır.

        *ORGAN NAKLİ CAİZDİR: Organı alınacak olan kişinin hayatî bir tehlikeye girmesinin sözkonusu olmaması halinde, organ nakli caizdir. Yaşayabilmek için böbrek bekleyen onbinlerce kişinin vârolduğu bir dün ya da, sağ lam bir insanın bir başkasını yaşatmak maksadıyla böbreğini bağışlamasında dinî bakımdan hiç bir mahzur yoktur. Organ satışı ise hiçbir şekilde caiz değildir, ancak “hediye” olarak bir ödeme yapılabilir.

        * KLONLAMA DİNE AYKIRI DEĞİLDİR: Hücrelerden 46 kromozom alıyor, yumurtalıktaki kromozomların yerine bunları koyuyorlar ve klonlamada insan yahut hayvan böyle dünyaya geliyor. Burada “insan veya hayvan 46 kromozomdan meydana gelir” diyen ilâhî kurala müdahalede bulunulmuyor ve klonlamayı yapanlar, kendilerini yaratıcının yerine koymuyorlar. Klonlama, dolayısı ile tek yaratıcının Allah olduğu inancına da ters düşmüyor, zira “yaratma” kavramı, kuralları yaratma ile ilgilidir ve biçimle alâkası yoktur. Biz, sun’i döllenmeyi nasıl caiz görüyorsak, klonlamayı da öyle caiz görüyoruz. Faydası varsa caizdir ama zararları daha fazla olacaksa haramdır.

        *ESTETİK AMELİYAT CAİZDİR: İhtiyacı olan kadın, estetik ameliyat yaptırabilir ama ameliyatı yapacak olan doktor, mutlaka kadın olmalıdır. Ancak kadının evliliği bu ameliyata bağlı ise ve kadın doktor bulunamıyorsa, erkek doktorun yapmasında mahzur yoktur.

        *TRAFİK KURALLARINA UYMAK, FARZDIR: İnsan, hayatına dikkat etmek, kazalardan sakınmak zorundadır. Trafikle ilgili bütün kurallar, hayatı korumak için konmuştur ve insanların hayatını korumaları bakımından çok önemlidirler. Dolayısı ile trafik kurallarına uymak farzdır ve bu kuralların çiğnenmesi durumunda verilen bütün cezalar caizdir.

        *PORNOGRAFİK FİLMLER: Böyle filmlerin çekilmesi ve seyredilmesi haramdır. Ancak evli çiftler arasında cinsel soğukluk yaşanması halinde, yeniden muhabbeti tesis etmek maksadıyla ölçüyü kaçırmayan bazı filmleri beraberce seyretmelerinde mahzur yoktur.

        Diğer Yazılar