Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Geçen hafta, istanbul Müftüsü Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı'nın Habertürk'te "Ezana Takometre" başlığı ile çıkan demecinden sözetmiş ve asırlar boyunca hilâfet merkezi olmuş payitaht müftüsünün ezanı kısmakla değil, düzgün okunmasını sağlamakla mükellef olduğunu yazmıştım.

        Prof. Çağrıcı, cumartesi gecesi bizim Tarihin Arka Odası'na nazik üslûpla kaleme alınmış bire-mail gönderdi, yayında okudum, paragraf aralarında kendi düşüncelerimi de söyledim. Hafta sonunda yine gayet nazik ama satır aralarında şahsıma karşı bazı tuhaf suçlamalarla dolu bir başka mesaj göndermiş, bu mesajı ancak dün görebildim.

        Ama, İstanbul Müftüsü hiç tahmin etmeyeceğim bir iş daha yapmış: Sadece bana yolladığını zannettiğim her iki e-mailini de istanbul Müftülüğünün internet sitesine koymuş, hususî mesajlarını ammeye ilâmdan çekinmemiş!

        Prof. Çağrıcı, dün de bugün gazetemizde okuduğunuz açıklamada bulundu ve beni "Ezanımı susturmam hamaseti yapmakla" suçladı.

        NEDİM'İN ŞİİRİ

        Müfti-i enâmi'l-mü'minîn el-müstağni 'ani't-tavsîf ve't-tebyîn hazretleri!

        Mesele yüksek volümle okunan ezanların sesinin kısılması ile ilgili teşebbüsünüz olduğu halde, mâlûm demecinizden sonra gördüğünüz tepkiler yüzünden mi nedendir bilmem, her iki mesajınızda ve demecinizde konuyu başka mecralara sürüklemeye çalışmanız bendenizi şaşırtmıştır!

        Ben "İstanbul Müftüsü'nün vazifesi ezanın sesini kısmak değil, düzgün okunmasını sağlamaktır" diyorum, ezanı müdafaa etme vecîbesi her ne zaman "hamaset" oldu ise, zât-ı âlîmâneleri fakîri hiç kullanmadığım bir ifadeyi kullanmakla itham ediyor, "Ezanımı susturmam hamaseti yapmakla" suçluyor. Kulunuz, Habertürk Gazetesi'nde çıkan sözlerinizden bahsediyor; efendimiz Anadolu Ajansı'na ve Bloomberg HT'ye verdiği demeçlerden örnekler getiriyor, sonra da "İçim kan ağlıyor, binlerce konutun bulunduğu filânca semtlerde bir tek cami yok" buyuruyor! Anlayacağınız, "Men çe gûyem, tanburem çe migûyed"!

        İstanbul Müftüsü'nün ezanın sesinin kısmakla değil, güzel okutmakla mükellef olduğunu söylemeyi "hamaset" diye nitelendirmek, bu nitelendirmeyi yapanın "hamaset" kavramını bilmediğini gösterir, biiir! Sözlerinizi kanaatini söyleyerek nakleden bendenizi "Niyet okumak, insanlara söylemediğini söyletmek, bu ülkenin yıkıcı hallerinden biri..." diyerek "yıkıcılıkla" suçlamanın vebâli olduğunun hatırlanması gerekir, ikiiii! İfadelerinizi inkâr ederek

        "insanlara söylemediğini söyletmek" gibisinden gerçekdışı beyan kolaylığına kaçmak ayıptır, üüüç! "Ezan takometresi" soğukluğunu unutturabilmek için konuyu başka mecralara, meselâ "camisiz uydukentler" bahsine götürmeye çabalamak ise şâir Nedim'in "Rakkas, bu hâlet senin oynunda mıdır?" mısraını hatırlatmaktadır, dööört!

        DALAY LAMA MI GELDİ?

        İstanbul'da okunan ezanların volümünü düşürmek için Telekom ile toplantı yapan kimdi? Dalay Lama mı idi efendimiz? "Hız sınırı âleti olan takometre örneğini vermemi tepe tepe kullandınız. Bunu daha zarif bir üslûpla yapabilirdiniz" diyorsunuz ama benim "tepe tepe" kullandığımı beyan buyurduğunuz ifade kime aitti? Hint gurularından birine mi? Hâtır-ı âlîlerine "takometre" yerine daha selîs bir sözün gelmemiş olmasının kabahatlisi bendeniz miyim?

        Yapmayın Hocam! Zor vaziyette kaldınız, tamam; ama zât-ı âlimânelerine düşen iş meseleyi unutturmak için konuyu başka yerlere götürmek ve haklı eleştiriler yapanları haksız şekilde suçlamak değil, "Bu ifadeleri kullanmakla hata etmişim" demekten ibarettir, o kadar.

        Yoksa, Osmanlı devrindeki "Meşihat" yani Şeyhülislâmlık makamının, yani bugün İstanbul Müftülüğü tarafından kullanılan binanın artık "sözlerle raks" mekânı hâline getirildiğini düşünecek ve üzüleceğim!

        Arîz amîk ihtirâmât-ı fâikamın tenezzülen kabûl buyurulması niyâzı ile ol bâbda emr ü fermân...

        Diğer Yazılar