Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        ERTUĞRUL Özkök, geçen gün Elmalılı Hamdi Yazır’ın Kur’an tefsirini yazdı ve gazetelerin Ramazan ayında bu eseri dağıtmalarının sebebini, “En az riskli olanı oydu da ondan” diye açıkladı.

        Yanlış! Elmalılı Hamdi Efendi’nin tefsirinin yayınlanmasının üzerinden neredeyse 70 sene geçmiş olmasına rağmen eserin hâlâ rağbet görmesinin sebebi tektir: Sahibinin âlim, muhteviyatının da mükemmel olması...

        Cumhuriyet Türkiyesi’nin “resmî” kimlik taşıyan iki temel dinî eseri vardır: Elmalılı Hamdi Efendi’nin tefsiri ve Babanzâde Ahmed Naim Bey’in Hazreti Muhammed’in hadis külliyatı olan Buhârî tercümesi... Her iki eser de Atatürk’ün Diyanet İşleri’ne bizzat verdiği emirle hazırlanmış, Ahmed Naim Bey “Tecrid” isimli tercümenin ancak üç cildini bitirebilmiş, vefatı üzerine eseri Kâmil Miras tamamlamıştır.

        Hamdi Efendi ise, tefsirini Diyanet İşleri ayrıntılı bir sözleşme yaptıktan sonra kaleme almıştır ama işin resmî tarafı, eserin kıymetine hiçbir halel getirmez.

        Elmalılı Tefsiri’nin başta gelen özelliği, Osmanlı İmparatorluğu’nun İslâm’ı yorumlama biçimini yani “amelde Hanefî, itikadda Maturîdî” anlayışını devam ettirmesidir. Üstelik Hamdi Efendi sadece İslâm’ın ve doğu dünyasının kaynaklarına değil, batı sistemlerine de âşinâdır ve “Metâlib ve Mezâhib” isimli meşhur eseri Fransızca’dan tercüme etmiştir ve tercümesine yazdığı önsöz, Türk felsefe tarihinde hâlâ bir numaradır.

        HATTATLIĞI UNUTULDU

        Hamdi Efendi’nin artık unutulmuş olan bir tarafı da, hattatlığıdır. Osmanlı’nın son dönem allâmelerinden İbnülemin Mahmud Kemal İnal, “Son Hattatlar”ında Hamdi Efendi’den “Dinî meselelerle bu kadar derinden alâkadar olmasa idi, zamanın en büyük hattatı olurdu” diye bahseder.

        Türkiye’de bugün Kur’an tefsir edilmiyor mu? Bol bol ediliyor ve ortada dünya kadar tefsir bulunuyor. Fakat işin çok daha önemli bir başka tarafı var: Eser ve “müfessir” yani tefsir yapan kişi çok ama geçmişteki gibi ilim sahibi müfessir artık yok! Eskilerin “âlim-i küll” dedikleri her konuda ilim sahibi olanların yerini şimdi devrin icabı olarak belli alanlarda uzmanlaşmış ilâhiyatçılar aldı. Fıkıh uzmanı tefsirde ağırlığı fıkha, hadisçi hadise, kelâmcı da kelâma veriyor ve dolayısıyla yeni tefsirler bir türlü bir bütün hâlini alamıyor.

        Meselenin, bir türlü anlayamadığım bir tarafı daha var: Günümüzdeki bazı müfessirlerin ortaya İslâm’da şimdiye kadar kimselerin farkedemediğini iddia ettikleri yeni görüşler atmaları ve mutlaka bir reform çabası içerisine girmeleri...

        1400 KÜSUR SENE SONRA!

        Zamâne ulemâsından biri kalkıyor, “Kur’- an’da kadınların başlarını örtmeleri konusunda bir emir yoktur” diyor, öteki “miras hükümlerinin yanlış yorumlandığını” yazıyor, bir diğeri “orucun bir ay değil, sadece bir gün tutulmasının kâfi olduğunu” buyuruyor!

        Bu iddiaların tek bir mânâsı vardır: Bugünün kimi tefsircileri “1400 küsur seneden buyana gelip geçen ve Arapça’ya bizlerden kat kat hâkim olan binlerce âlim, Kur’an’ın bazı bahislerini maalesef anlamamışlar; biz anladık!” demektedirler.

        Elmalılı Hamdi Efendi’nin tefsiri işte bu yüzden, yani hem sahibinin ilimdeki seviyesi, hem verdiği malûmat sebebiyle hâlâ rağbettedir, bu kadar sene sonra bile en önemli kaynaktır ve yeni müfessirlerin bile en başta Hamdi Efendi’nin eserine müracaat etmelerinin sebebi de budur.

        Dolayısıyla, ortada Özkök’ün iddia ettiği gibi bir “en az riskli olma” durumu değil, sadece bir ilim meselesi vardır.

        Hamdi Efendi’nin dilini ve üslûbunu eski bulup anlamakta zorluk mu çekiyorsunuz?

        O zaman yapacağınız tek bir iş vardır: O dili, yani Türkçe’nin doğrusunu ve güzelini öğrenmek! Elmalılı’nın dilini anlayamayanlar, dedelerinin ve büyükannelerinin yazdıkları mektupları da anlayamıyorlar demektir ve bilgi noksanının bu kadarı da hakikaten ayıptır!

        Diğer Yazılar