Öğretmenlere yakışmayan bir ayıp
Senelerdir "İnternette verilen bilgilere pek güvenmeyin, ihtiyatla yaklaşın, bu bilgileri ciddî bir işte, meselâ fakültedeki tezinizde yahut yazacağınız kitapta kullanacak iseniz akademik kaynaklarla mutlaka mukayeselerini yapın ve doğrulatın" diyorum.
Böyle dediğim için işitmediğim lâf kalmadı. Ne teknoloji düşmanlığımı bıraktılar, ne bilgi toplumuna uzaklığımı...
Ben, internette yeralan ve "bilgi" oldukları iddia edilen hatalarla dolu ifadelerin sadece öğrencilerin ve meraklıların işine yaradığını zannediyordum, meğerse artık bazı öğretmenler de işin kolayına kaçmışlar! Dayanışma maksadıyla neredeyse hemen her dersin sitesi kurulmuş, müfredattaki konular komprime şekilde sıralanmış ve öğretmenlere "Artık oturup eğitim programı hazırlamanıza hiç gerek yok. Ders yılı boyunca öğretmeniz istenen herşey, işte burada!" deniliyor...
Ne büyük kolaylık değil mi? Öğrenciye o sene vereceğiniz bilgiler, hattâ göstermeniz gereken resimler, çizimler, haritalar vesaire hepsi elinizin altında! İndirin internetten, yazılanlara şöyle birkaç dakikalığına dikkatinizi verin, ertesi gün talebenin karşısına geçin ve internetten indirdiklerinizi tekrarlayın, olsun bitsin!..
BELKİ DÜZELTİRLER DİYE...
Geçen gün bir arkadaşım böyle sitelerden birinin, tarih öğretmenleri için hazırlanmış bir sayfanın adresini verdi; girip bakayım dedim ve bakakaldım! Yanlışları neredeyse doğrularından fazla idi ve öğrenciye ders niyetine sayfalar dolusu hata belletiliyordu...
Sitenin adresini burada yazmıyorum, zira tuhaftan da öte saçmalıklarla dolu internet sayfalarında, "maalesef" öğretmen oldukları söylenen zevâtın isimleri de var. Öğretmenlik mesleğine olan saygımdan dolayı sitenin adresini verip de öğrencilerin önünde küçük düşmelerine sebep olmak istemiyorum, yaptıkları hataları düzelteceklerini ve yazdıklarına çeki-düzen vereceklerini ümid ediyorum.
İşte, sözünü ettiğim tarih sitesinde devrilen çamlardan bazıları:
* Malûmatfuruşluk eden ve işin kolayına kaçan öğretmenler, Osmanlı devlet sistemini anlatıp yönetim kademelerinden bahsederlerken, Dîvân-ı Hümâyûn'u da anlatıyor; şeyhülislâmın, yeniçeri ağasının ve reisülküttabın "dîvan üyesi" olduklarını söylüyorlar. Sakın inanmayın, yanlıştır ve bu üç makamın sahibi divanda görev almazlar. Reisülküttab divan toplantılarına katılmıştır ama üye değil, koordinatör olarak!
* Yeniçeri ağası "İstanbul Emniyet Müdürü" değildir, zamanın kara kuvvetleri kumandanı, hattâ genelkurmay başkanı sayılır. Nişancı'nın ise Tapu Kadastro ile bir alâkası yoktur, bürokrasinin başındaki kişidir.
ÇOCUKLARINA SORSUNLAR!
* "Yeniçeri askeri" demek büyük hatadır ve böyle bir hata, öğretmenlere yakışmaz! "Çeri" zaten "asker" mânâsına gelir ve "yeniçeri askeri" ile "atlı süvari" saçmalıkları arasında Türkçe cehaleti bakımından pek bir fark yoktur.
* "Muhtesip" maliyeci değil, zabıta görevlisidir. "Mehter" başka, "Mızıka-i Humâyûn" başkadır. "Ferman" ile "hatt-ı humâyun" aynı değil, farklı kavramlardır ve mâlûm internet sitesinde "ferman" diye gösterilen fotoğraf da ferman falan değil, koskoca bir "berat"tır.
* Bir öğretmenin, hele bir tarih hocasının "mevlid"in "padişahın erkek çocuğunun doğum kutlaması" olduğunu söylemesi, böylesine acz gösteren bir iddiada bulunması sadece ve sadece ayıptır. Bu saçmalığı yazan zât her kim ise, "mevlid"in ne demek olduğunu kendi çocuğuna bile sorduğu takdirde eminim öğrecektir.
Sözün kısası: Böyle işler etmek öğretmenlere yakışmıyor...