Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        HABERTÜRK’te bugün, İstanbul Erkek Lisesi’nin altında bir asırdan fazla bir zamandan buyana kaderine terkedilmiş vaziyette yatan tarihin, hem de çok önemli bir tarihin içler acısı öyküsü yeralıyor...

        Bu öykü, mutlaka muhafaza edilmesi gereken tarihî eserlere gereken alâkayı bir türlü göstermememizin ve “koruma” adı altında yokolmaya terketmemizin son derece canlı bir örneğidir. Üstelik bu kadarla da kalmamakta, “2010 Avrupa Başkenti” yaygarasının İstanbul’a bakışını, daha doğrusu “bakmayışını” da gözler önüne sermektedir.

        İstanbul Erkek Liselilerin, okullarının altındaki mekânları kurtarabilmek için çırpınmaları aslında yeni bir şey değil... Özellikle mezunlar, asırlar öncesinden bugüne kadar yaşamaya inatla devam eden bu hazineye dikkatleri çekebilmek için ellerinden geldiğince çaba gösterirler. Mahzenlerin ve dehlizlerin restore edilip işe yarar bir şekilde kullanılabilmesi için hemen her kapının ipini çekerler, bildim bileli seslerini duyurmaya çalışırlar ama karşılarındaki kulaklar sağır, gözler de görmez haldedir.

        HOCALAR İYİ NİYETLİYMİŞ...

        Sultan Uçar’ın bugün okuduğunuz haberinde, lisenin altındaki mekânlar hakkında şimdiye kadar yazılıp söylenenlerden çok daha önemli ve başka bir ayrıntı var: Okul yönetimi, İstanbul Teknik Üniversitesi’nin desteği ile hazırlattığı restorasyon projesini bundan bir sene önce “İstanbul 2010 Kültür Başkenti Ajansı”na göndermiş ve hâlâ Ajans’tan bir cevap gelmesini bekliyorlarmış...

        İstanbul Erkek Lisesi’nin iyi niyetli hocaları daha çooook beklerler! Zira bu “Avrupa Başkenti” masalı işin tâââ en başında ölü doğmuştur, ilk zamanlarda mâlum sebeplerle yolunu bulup bir hamle ile işin başına geçenler gerçi zamanla saf dışı edilmişlerdir ama maceranın sonrasında, imparatorlukların başkenti İstanbul’a ucuz panayır eğlenceleri lâyık görülmüştür. Ses getirmeyen birkaç konserle, sıradan birkaç sergi ile ve “etkinlik” oldukları söylenen ama ne olduklarını isimlerinin bile anlatamadığı birkaç tuhaf faaliyet ile yetinilmiştir ve yılın bitmesine şunun şurasında iki ay kalmıştır. Ortada seneler sonra “Burası 2010 etkinliklerinde inşa edilmişti” dedirtecek tek bir eser yoktur!

        Dolayısı ile, İstanbul Erkek Lisesi’nin altındaki tarih ve arkeoloji hazinesi gibi projeler, mâlûm ajansa fazla lüks gelir!

        YERALTINDAKİ İSTANBUL

        Meselenin bir başka tarafı daha var: Bilenler bilir, İstanbul’un üstü gibi altı da koskoca bir şehirdir, böyle kilometrelerce dehlizle doludur ve tam bir köstebek yuvasını andırır. Yerebatan yahut Binbirdirek sarnıçlarından başka daha dünya kadar sarnıç ve dehliz vardır. Dehlizlerin bir kısmı bin küsur sene önce açılmış devâsâ genişlikte sulama kanallarıdır ama bazıları hakikaten yoldur ve eski zamanın meydanlarını yerin altından birbirlerine bağlarlar.

        Şimdilerde moda olan İngilizcesi ile söyleyeyim: Bu “Underground Istanbul”u lâyıkıyla bilenlerin sayısı maalesef iki elin parmaklarını geçmez. Şehrin binlerce senelik mâzîsinin bütün ihtişamını aksettiren “aşağıdaki” İstanbul’un bilinen girişleri “korumacılık” namına kapatılmıştır. Bu mekânların meselâ Paris’te olduğu gibi açılıp kültür yahut eğlence maksadıyla kullanılması pek akıl edilmez, edilse bile projeler tuhaf bir koruma engeline takılır, talepler reddedilir ve her şey mahvolmaya terkedilir.

        İstanbul’da yeraltının kaderi böyle de üstü sanki farklı mı? Devletler güçlerini ve şaşaalarını göstermek maksadıyla şatolarını cumhurbaşkanlarına yahut başbakanlarına tahsis ediyorlar, biz ise 19. asırdan kalma saraylarımızı bile “müze” yapmışız ama ödenek yokluğu yüzünden restore edemediğimiz için ziyaretçilere binanın ancak birkaç odasını gösterebiliyoruz.

        Atatürk’ün sadece 50 küsur gün kalabildiği Savarona’nın bile “devlet yatı” olmasına karşı çıkan zihniyete gelin de bunları anlatın, anlatabilirseniz...

        Diğer Yazılar