Borazancıbaşı
HAFTA başında, Altın Portakal'da Türkiye'nin önde gelen viyolonselcilerinden Uğur Işık'ın başına açılan işi yazmıştım...
Yönetmenliğini Selim Güneş'in yaptığı "Kar Beyaz" filminin müziği, bu senenin "en iyi film müziği" seçildi ama ödül Mircan Kaya isimli bir şarkıcıya verildi. Kar Beyaz'daki müzikler arasında sadece üç parçayı Mircan Kaya okuyordu, geri kalan 22 adet besteyi Uğur Işık yapmıştı, üstelik Kaya'nın okuduklarının altyapılarında da Uğur Işık vardı.
Pazartesi günü Altın Portakal'ın yarattığı bu skandalı yazmamdan sonra iş büyüdü ve birçok televizyona haber oldu. Aynı gün, Uğur Işık ile beraber Habertürk TV'ye çıktık. Uğur başına gelenleri anlattı, ben de işin aslında iki boyutunun olduğunu söyledim: Ortada bir kere bestecisinin muvafakat belgesi olmadan kullanılmış müzikler vardı ve bu iş Türkiye'de artık gayet sıkı şekilde korunan telif hakları ile ilgili yasalara tersti. Konunun asıl önemli olan diğer tarafı ise, birilerinin her sene "Muhteşem bir film çekmeye karar verdim ama param yok!" diyerek Kültür Bakanlığı'nın kapısına dayanmaları, bakanlığın da "Türk sinemasına destek" adı altında vergilerimizi bu kişilere dağıtmasıydı.
CANINIZ MI SIKILDI?
Bunları söylemem birilerinin canını sıkmış, en fazla sıkılan taraf da anlaşıldığı kadarıyla "Kar Beyaz" filminin yapımcısı olan şirket olmuş ve hemen bir açıklama yayınlamışlar: "...Türk Sineması'nın gelişimine katkıda bulunan Kültür Bakanlığı ve en önemlisi sinema severler hakkında bu ifadeleri kullanan kimselerin sanata olan saygısızlık seviyelerinin değerlendirilmesini kamuoyuna bırakıyoruz" diyorlar.
Bu ifadedeki çapraşık Türkçe'nin bana ait olduğunu zannetmeyin! Kültür Bakanlığı'nın "destek" adı altında vergilerimizin bir kısmını verdiği şaibeli filmin yapımcısı olan şirkete aittir, ben onların açıklamalarını aynen naklettim...
Uğur Işık konuyu mahkemeye taşıdığı için, burada filmin müziğinin kime ait olduğu tartışmasına girecek değilim. Eserlerin yanısıra "Kar Beyaz"ın yeraldığı internet sitesinde son iki gün içerisinde yapılan metin değişiklikleri, yeni ilâve edilen isimler, "dolgu müziği" şeklindeki tuhaf terimler, skandalın öncesinde gönderilen mesajlar ve filmin müziğinin bu gelişmelerden sonra değiştirilmesi ihtimali, şimdi hukuka intikal etmiştir. Netice yakında belli olacaktır, her beraber öğreneceğiz.
Ama, vergilerimizin "Türk sinemasına destek" adı altında üç-beş kişiye dağıtılması konusunda geçen pazartesi günü Habertürk Televizyonu'nda söylediğim fakat vakit darlığı sebebiyle tamamını ifade edemediğim düşüncemi, burada açıkça yazayım:
SANKİ OSCAR ALMIŞLAR!
Kültür Bakanlığı'nın "Türk sinemasına destek" bahanesi ile birilerine her sene dünya kadar paralar vermesini, yani vergilerimizi ona-buna dağıtmasını benim aklım almaz beyler! Bu tuhaf uygulama, anayasanın eşitlik ilkesine de terstir. Devlet "sanata destek" adı altında sinemaya ve tiyatroya kaynak aktarı-yorsa, uygulamayı sanatın her dalına yaygınlaştırması, resme de, heykele de, müziğe ve hattâ şiire de destek olması gerekir ve bunun nasıl saçma bir iş olduğunu akıl ve iz'an sahibi herkes hemen farkeder.
"Destek" adı altında yapılan iş çoğu tatsız, ruhsuz, esprisiz, iç karartıcı ve sadece festivallerde görünen filmlere para akıtmaktan ibarettir! Üstelik ortada bir Oscar'ımız falan bulunmadığı gibi, "dünya çapında her geçen gün kendinden daha fazla söz ettiren Türk Sineması" diye birşey de yoktur, "Türk sanatı"nı duyuran tek iş, en fazla eleştirenlerden olduğum Orhan Pamuk'un bu memlekete getirdiği Nobel'dir ve Orhan Pamuk, Nobel'i "Kültür Bakanlığı desteği" ile değil, hakkıyla almıştır.
Mesele işte bundan ibarettir! Kendinize güveniyorsanız ve yeteneğiniz varsa para için devletin değil, özel sektörün kapısını çalar, hattâ kredi bile alır, eserinizi ortaya koyar ve eseriniz kaliteli ise bilet gelirleri ile masrafınızı zaten çıkartırsınız.
Hani "Bilmemnesine güvenen borazancıbaşı!" diye bir söz var ya, işte aynen onun gibi!