Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Önceki gün, özel bir işim için bir günlüğüne Yalova'ya gittim.

        İş, yemek faslı vesaire derken akşam yaklaştı, gece orada kalıp sabah döneyim dedim ve Termal'de kaplıcalarıyla meşhur otele geçtim.

        Yalova'da ziyaret ettiğim dostlarım ve kaplıcadakiler, sohbet arasında Termal'de yeni yapılmış olan "Limak" adında bir butik otelden sözettiler. İçerisindeki süslemeleri, altın varaklı duvarları ve rengârenk şıkıdım hâlini anlata anlata bitiremediler, "Gidip mutlaka görmen gerekir" dediler.

        Sağlık Bakanlığı, Atatürk'ün Yalova'yı ziyaretleri sırasında kullandığı bazı binaları Fenerbahçe Klübü'nün yöneticilerinden olan bir kişiye ait gruba tahsis etmiş. Grup milyonlarca dolar harcamış, harap vaziyetteki binaları yıkıp dış görünüşleri aynı olacak şekilde yeniden inşa etmiş ve iki devâsâ bina, olmuş "butik otel"!

        Bu kadar çok bahsi geçen oteli bir göreyim dedim, gittim ama keşki gitmez olaydım...

        Girişte bir bariyer ile korumalar vardı; buraya kadar herşey normaldi, bu gibi yerlerin güvenliğinin sağlanması gerekirdi ama bundan sonrası pek bir tuhaftı...

        KİMLİK KONTROLÜ MÜ?

        Kapıya yaklaştığımda elinde kalem kâğıtla bir koruma geldi ve nazik bir şekilde adımı sordu. "Niçin soruyorsunuz?" dedim, "Ziyaretçilerin isimlerini yazıyoruz" cevabını verdi.

        Dünyanın birçok memleketindeki çok daha lüks mekânlara elimi-kolumu sallayarak girdiğim için kapıdaki bu tahkikat tuhafıma gitti. "Sağol kardeşim, görmesem de olur" dedim ve kendi otelime döndüm...

        Gece, Yalova Belediye Başkanı Yakup Koçal'a tesadüf ettim. Ayaküstü sohbet ettik, üstad Halil İnalcık'ın Osmanlı Devleti'nin temellerinin Söğüt'te değil, Yalova taraflarında atılmış olduğu şeklindeki nazariyesinden ve Yalova Belediyesi'nin Halil Hoca'nın bu görüşünü ne kadar başarılı şekilde değerlendirdiğinden konuştuk. Başkan Bey'e söz arasında butik oteldeki tuhaf uygulamadan bahsettim, "Kapıda gelenlerin isimlerinin alındığı yerlerin nerelere mahsus olduğunu bilirsiniz. Bir otelde böyle uygulamaya ne gerek var?" diye sordum, o da şaşırdı.

        Tam geceyarısı, resepsiyondan telefon ettiler: Bana gelen bazı hediyeler varmış, onları vermek istiyorlarmış...

        Gecenin ortasında kimin, niçin ve ne hediye getirdiğini anlamadım, "Sabaha hallederiz" dedim...

        SIRA SIRA KUTU

        Dün sabah, İstanbul'a dönmek üzere otelden ayrılacağım sırada, geceyarısı zuhur edip bırakılan hediyeleri getirdiler. Kutular, kutular, kutular...

        Her ne olduysa olmuş yahut kim kiminle konuşup Termal'de kaldığımı haber verdiyse vermiş, Limak'takiler ismimin sorulması üzerine kapıdan döndüğümü öğrenip hediyeler göndermişler. Elimi bile sürmedim, resepsiyondaki arkadaşlara, "Lutfen gönderenlere iade edin" dedim, sağolsunlar, ettiler.

        Sonra, benimle aynı otelde kalıp konuşmaya şahit olan diğer müşteriler, kendi başlarına da benzer işlerin geldiğini anlattılar. Mâlûm otele bir kahve içmeye gitmek istemişler, ama kapıyı çalıp girebilmek ne mümkün? Telefonla randevular alınmış, isimler verilmiş, gidenleri kapıda korumalar karşılamış ve bütün bunlardan sonra nihayet tenezzül buyurup içeriye almışlar...

        Mübarek mekân otel değil, sanki ClA'in yahut MOSSAD'ın merkezi!

        Özelleştirme ve "bilmem kaç yıllığına tahsis", Atatürk'ün senelerce kullandığı bir mekâna vatandaşın randevuyla, güç-belâ girebilmesi ve kapıda kimlik kontrolüne yahut ahret sorularına maruz bırakılması demek değildir!

        Diğer Yazılar