Ayşe Kulin'in hüznü
Çok kişiyi, özellikle de “muharrîre”lerimizi hiddetlendireceğimi bilerek peşinen söyleyeyim:
Edebiyatımız, “kadın yazar” bakımından maalesef pek zengin değildir.
Türkiye’de 19. yüzyılın sonlarından itibaren gerçi çok sayıda hanım yazar çıkmış, romanlar yahut fikrî olduğu söylenen eserler kaleme almışlardır ama hiçbiri kalıcı olamamışlardır.
Bir devirde genç kızları hayallere daldıran yahut salya sümük ağlatan Kerime Nadir, Muazzez Tahsin, Peride Celâl gibi romancılar da öyle... Hemen hepsi bir devrin yazarıdırlar ve eski şiirimizde de durum aynıdır. Mihrî Hatun ve iki ayrı Nigâr Hanımlar dışında pek bir kadın şairimiz yoktur.
Edebiyat, bizde sadece “erkek işi” olagelmiştir.
Bir kişi hariç: Halide Edip! Geçmişin kalıcı, önemli ve klasik özelliğe sahip tek hanım yazarı, Halide Edip Adıvar’dır...
Günümüzün kadın yazarlarından hangilerinin kalıcı olacağını tabii ki zaman gösterecektir ama çoğu sırtlarını gruplara, ideolojilere ve değişik düşünce gruplarına dayamış olan isimlerin tamamına yakınının eleneceği bellidir. Bellidir, zira geçmişte bunun örnekleri çoktur.
Bir yazarımız hariç: Ayşe Kulin.
SADECE YAZAR!
Ayşe Kulin’in, hanım yazarlarımız arasında çok ayrı bir yeri vardır. Pembe dizi yahut facia karalayıcısı, mevsimlik ahkâm kesici veya bir kesimin sözcüsü ve gözağrısı değildir, “sadece yazarlık” yapmıştır, yani ciddî bir edebiyatçıdır.
Son senelerde şöhret sahibi olmanın yolu siyasî konularda sivri çıkışlar yapmaktan, herşeye karşı çıkmaktan, bir çeşit ezelî muhaliflikten yahut uçukluklara kalkışmaktan geçer oldu ya...
Bazı edebiyatçılarımız bir anda kendilerini yetiştirip bu işlerin üstâdı hâline geldiler. Memlekette yapılmış olan herşeyi kötülemek, sanatçının şânını daha da arttırmasına yaradı. Hele “Biz Türkler ne kadar eli kanlı bir milletiz, geçmişte kimleri kimleri kesmedik ki... Bakın, hâlâ da kesiyoruz, ah vallahi utanmamız lâzım” gibisinden parlak ifadeler kullandınız mı, yükseldikçe yükseliyorlar ve bir müddet daha da yükselecekler!
Ayşe Kulin bu ucuzlukların hiçbirine kapılmadı, sadece yazdı. Bu işin olması gerektiği şekilde, yani hâlâ adam gibi yapılabileceğini gösterdi ve kışkırtmadan, reklâmdan yahut uçukluklardan medet ummaya gerek olmadığını gayet güzel şekilde ispat etti.
KALICIDIR, ZİRA...
Kulin’in kalıcı olacağına inanmamın sebebi kalemine olan güveninin, şahsî düzgünlüğünün ve mesleğine duyduğu saygının yanısıra üslûbunun güzelliğidir.
Ayşe Kulin, bu defa kendi hayatını yazmış:. “Hüzün. Dürbünümde Kırk Sene”...
Dün sabah çok erken saatlerde okumaya başladığım iki cildlik “Hüzün”ü bitirdiğimde, hava kararmıştı... 40’lı senelerin İstanbul’undan Ankara’sına, oradan 60’ların Londra’sına gidip yeniden Türkiye’ye, 70’lerin karanlık senelerine dönüşün yorgunluğu ve Ayşe Kulin’in hüzünlerle dolu hayatı, okuduğunuzda sizi de mutlaka çarpacaktır..
Arkadaşının fotoğrafını öptüğü için hamile kalmaktan korkan saf çocuğun sonraki senelerde çok hoş, çok zarif, çok güzel ama büyük elemler yaşamış bir kadın olmasının öyküsünü anlatan “Hüzün”ün, edebiyatımızın en nadide otobiyografilerinden biri olacağına eminim.