Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        BASINIMIZ artık Mısır uzmanından geçilmiyor. Birkaç gün öncesine kadar Kanunî Sultan Süleyman uzmanı olanlar bile şimdi hangi kanalı açarsanız Mısır’ı anlatıyor, Kahire’de olup bitenleri yorumluyorlar.

        Yarın yahut öbür gün Antarktika’da da birşeyler olması hâlinde, aynı kişileri ekranlarda bu defa Antarktika uzmanı olarak göreceğimize eminim!

        Ben, 1990’a kadar birkaç sene boyunca Türk gazetelerinin Ortadoğu muhabiri olarak Kahire’de yaşadım ve aradan 20 sene geçmiş olmasına rağmen Mısır’da olup bitenleri hep yakından takip etttim. Dolayısı ile Mısır hakkındaki yazım bir “uzman” görüşü falan değil, orada senelerini geçirmiş bir gazetecinin düşünceleridir.

        Önce, şunu bilelim: Mısır’da çıkan ayaklanma “demokrasi”, “özgürlük” yahut “din” hareketi değil, bir “açlık isyanı”dır. Eski lider Enver Sedat‘ın 1978’de Camp David’de İsrail ile anlaşarak işgal altındaki Sina Yarımadası’nı geri almasından sonra Mısır, İslam dünyasının ekseriyeti tarafından “hain” damgası yedi ve bir köşeye atıldı. Sedat‘ın Camp David’in bedelini 1981’de hayatı ile ödemesi üzerine yerini alan Hüsnü Mübarek memleketine eski saygınlığını birkaç sene içerisinde yeniden kazandırdı ve Mısır’ı eskiden olduğu gibi Arap dünyasında sözü en fazla geçen günlerine kavuşturdu.

        İLLÂLLAH DEDİLER!

        Ama, Mübarek sonraları iki büyük hata yaptı: İktidarını 30 küsur sene boyunca inadla devam ettirdi, yönetimin lâçkalaşmasını umursamadı ve başta bazı aile mensupları olmak üzere seneler boyu devam eden yolsuzluklara ses çıkarmadı.

        Sonuçta, Arap dünyasının bu en entellektüel ülkesi düşünce alanında yeni eserlerin verilemediği, yeni fikirlerin yeşermediği bir hâl aldı ve düşük gelir sınıflarının çektiği sefalet de arttıkça arttı.

        Firavunlar’ın memleketinde bugün yaşananların asıl sebebi, işte bu sefalettir. Nüfusun yüzde ellisinden fazlasını gençlerin oluşturduğu ve geleneksel gıdaları olan “ful”, “müluhiyye”, “siyah mercimek” ve “makaroni” yemekten illâllah diyen Mısırlılar artık daha rahat yaşamak ve maddî sıkıntılardan kurtulmak istemektedirler. “Demokrasi” ve “özgürlük” gibi kavramlar henüz gündemde değildir ve Mübarek‘in gitmesi, sokaktaki Mısırlı için özgürlüğün değil, karınların doymasının ilk adımıdır.

        Mısır’da sadece iki büyük güç vardır: İktidarın sırtını dayadığı ordu ve tâââ 1930’lardan, yani krallık zamanından buyana faal olan “Ihvân-ı Müslimîn”, yani “Müslüman Kardeşler Örgütü”! Mısır’ı Sünnî bir İslâm Devleti hâline getirmek için 70 küsur seneden buyana düzenlediği bütün suikast girişimleri, ayaklanma hazırlıkları ve darbe planları en sert şekilde, hattâ idamlarla karşılık bulan Ihvân, hâlen Mısır’daki bütün siyasî gruplardan daha güçlüdür.

        KARDEŞLER BEKLEMEDE

        Ihvân, son olayların başlamasından buyana hep sessiz kalmıştır. Örgütün “Mübarek devrilmelidir” yahut “Muhammed el Baradey’i destekliyoruz” yolundaki açıklamaları hep “birşey söylemiş olmak için” yapılmış açıklamalardır. Müslüman Kardeşler harekete geçmek için toz-dumanın durulmasını, olayların belirli bir yöne doğru gider hâl almasını beklemektedir, zira sonraki günlerde artık herşeyin tek belirleyicisi kendileri olacaklardır. Üstelik, Muhammed el Baradey‘in Kahire’ye fırsattan istifade maksadıyla döndüğüne inanan ve “Şimdiye kadar neredeydin?” diyen Mısırlıların sayısı da hayli fazladır.

        Mübarek‘in hatalarının en büyüğü ise, 31 senedir boş tuttuğu başkan yardımcılığı koltuğuna Ömer Süleyman‘ı getirmesidir. Batı’nın yıllardan buyana zaten “Mübarek’in halefi” olarak gördüğü bu tecrübeli istihbaratçının, işlerin daha da karıştığı anda patronunu harcamasından başka bir çaresi kalmayacaktır. Aynı vaziyet Tunus’ta da yaşanmış, geçen hafta memleketinden kaçan eski istihbaratçı Zeynelâbidin bin Ali de iktidarı 1987’de eski patronu Habib Burgiba‘yı devirerek ele geçirmiştir.

        Mısır’da bir kural vardır: Kahire’deki eskinin krallık, şimdinin de başkanlık sarayı olan Abdin’e böyle büyük olaylardan sonra ilk yerleşen kişi bu işi yaptığına mutlaka pişman edilmiş, devrilip gitmiş ve memleketin yeni hâkimi, Abdin’in ikinci sâkini olmuştur.

        Diğer Yazılar