Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        “HALİKARNAS Balıkçısı” diye bilinen Cevat Şakir Kabaağaçlı ile alâkalı olarak anlatılan bir anekdot vardır:

        Bir zamanların fakir ve ücra sahil köyü olan Bodrum’un bugünün Bodrum’u haline gelmesini sağlayan Cevat Şakir’e “Üstad, Belediye Meclisi buradaki ana caddeye ismini vermek istiyor. Ne dersin?” diye sormuşlar...

        Cevat Şakir “Hayır!” demiş. “Caddeden geçen at, öküz, manda vesaire, ismimi taşıyan caddenin üzerine s....n diye mi? Sakın öyle birşey yapmasınlar, İstemem!”.

        Halikarnas Balıkçısı’nın hikâyesini bana HAS Parti Genel Başkanı Numan Kurtulmuş’un geçen gün yaptığı bir konuşma hatırlattı. Numan Bey, partisinin Konya İl Başkanlığı Genişletilmiş İl Divan Toplantısı’nda aşka gelmiş ve Konya’daki Selçuk Üniversitesi’nin isminin “Necmettin Erbakan Üniversitesi” yapılmasını istemişti.

        “KADİRNÂŞİNASLIK”!

        Numan Bey’in unuttuğu husus, şudur: Selçuk Üniversitesi’nin ismi “Ayşe Selçuk”, “Mehmet Selçuk” yahut “Abdurrahman Selçuk” gibi bir şahsın adından değil, Anadolu’da uzun seneler hüküm sürmüş ve Konya’yı başkent edinmiş olan koskoca Selçuklu İmparatorluğu’ndan gelmektedir. Konya’daki üniversiteye Anadolu’nun Türkleşmesinin ve Osmanlı öncesi Anadolu Türklüğü’nün sembol ismi olan “Selçuk” adının verilmiş olması hoş bir kadirşinaslıktır. Bu ismin şimdi hatalarıyla ve sevaplarıyla artık son dönem siyasî tarihine intikal etmiş olan bir politikacının adı ile değiştirilmesini bırakın teklif etmek, düşünmek bile eskilerin tabiri ile “kadirnâşinaslık”, yani tam bir değerbilmezlik örneğidir ve Numan Bey’e yakışmamıştır.

        Necmettin Erbakan’ın adını taşıyan bir üniversite mi istiyorsunuz? Vakıf üniversitesi kurmak artık serbesttir; parayı bulur, araziyi alır, inşaatı vesaireyi yapar, akademik kadroyu da teşkil eder, muameleleri tamamlar, üniversitenizi kurar ve istediğiniz ismi verirsiniz!

        Numan Bey’e “İsmini yaşatmak uğruna koskoca Selçuklu İmparatorluğu’nu bile bir kalemde harcadığınız Erbakan sizin gözünüzde o kadar kıymetli idi ise neden yolunuzu ayırma gereği duydunuz?” diye sormayacağım, zira bu iş nihayet siyasettir ve bu devrin siyasetinde artık “neden” ve “niçin” gibi soruların önemi yoktur. Ama, iş eski liderinizin ismini yaşatmak uğruna Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerinde bile rolü bulunan iki önceki devletinizin adını feda etmeye kadar giderse, işte o zaman “Bu kadarı da fazla!” dersiniz...

        BELEDİYELERİN TELÂŞI

        Şehirlerimiz, son senelerde bu isim değiştirme modasının zaten kurbanı olmuş vaziyette...

        Bu konuda gazetelerde sık sık haberler çıkıyor, bir belediyenin koyduğu ismi yeni gelen belediyenin kaldırdığını, belki de birkaç asırdır vârolan ve öyle bilinen sokağın adının birdenbire tuhaf bir isimle değiştirildiğini okuyorsunuz.

        Herkesi şaşırtan bir ölüm yahut bir hadise mi meydana geldi? Belediyeleri bir telâş alıyor ki sormayın! Bir yetkili çıkıp da “Hele birkaç gün bekleyelim, ortalık bir sâkinleşsin, ondan sonra düşünürüz” demiyor, vefat eden kişi ile yahut olayla ilgili bir isim koyma yarışıdır başlıyor... İsmi değiştirilecek olan sokağın yahut caddenin asırlar boyunca hep asıl yani eski adıyla bilinmiş olması da mühim değil, maksat değiştirmede önceliği elde etmek!

        Ve, netice: Şehrin tarihini, kültürel geçmişini ve kimliğini aksettiren sokak isimlerinin yerine bazısı kim olduğu bile bilinmeyen şahısların adlarını taşıyan, bazısı da hiçbir özelliği olmayan ve mekânı da yansıtmayan kelimelerden meydana gelmiş köksüz isimli dünya kadar sokak!

        İstanbul’un beş asırlık Bayezid Meydanı’nın adının değiştirilmesinden sonraki 20 sene boyunca meydana otobüs ve troleybüs tabelalarında yazılı olan ismin dışında “Hürriyet Meydanı” diyen tek bir Allah’ın kulu var mıydı, hatırlar mısınız?

        Diğer Yazılar