Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        MISIR, Uluslararası Af Örgütü'nün aylardır bıkmadan tekrarladığı suçlamayı nihayet kabul etti ve gösteriler sırasında gözaltına alınan kadınların bekâret kontrolüne yollandığını doğruladı.

        Tahrir Meydanı'nda bundan üç ay önce yaşanan ve Hüsnü Mübarek'i koltuğunu bırakmaya mecbur eden gösterilerden değil, Mübarek sonrasında işbaşına gelen yeni yönetimden reformlar konusunda daha hızlı hareket etmesini isteyenlerin çıkarttıkları olaylardan bahsediyorum. Yani, askerlerin tutukladığı gençlerden...

        Hani memleketin başına senelerdir çöreklenmiş olanların halkın öfkesi neticesinde devrilip gitmelerinden sonra Mısır bir başka olacaktı, özgürlük gelecekti, cebir ve zor kullanma artık tarihe karışacaktı ya...

        Mısır'da artık herşeyin bir başka olduğu, bugüne kadar varolmayan bir uygulamanın başlamasından, yani gözaltına alınan kadınların apar topar bekâret muayenesine gönderilmelerinden belli... Yönetim "Gözaltına aldığımız kızlar, polisin ve askerin kendilerine tecavüz ettiklerini iddia ediyorlar. Suçlamaya uğramamak için muayeneye göndermeye mecburuz" diyor ama kadınların böyle bir iddiayı Mübarek döneminde neden gündeme getirmedikleri nedense sorgulanmıyor.

        NEREDE O ÖZGÜRLÜK?

        Asıl mesele ise, Mısır ile ilgili beklentilerin bir türlü çıkamaması...

        Bundan üç ay öncesini düşünün: Televizyon ekranlarını parsellemiş olan her işin, her meselenin ve her konunun uzmanı üstadlar Mısır'da yaşanan karışıklıklardan tuhaf bir şekilde tatmin olmuş vaziyette "Devriiiim!" diye haykırıyorlardı. "Mısır'da devrim oluyor! Arap baharı geldi, özgürlük çiçekleri açtı, diktatörler gidiyorlar. Artık teker teker devrilecekler. Mısır özgürlüğüne kavuşmak üzere! Mübarek bir gitsin, seyreyleyin özgürlüğü!"

        Seyreyledik ve bekâret muayenesine gönderilen sıra sıra genç kız gördük!

        Tahrir Meydanı'ndaki olaylar sırasında defalarca söyledim ve yazdım, "Mısır'da yahut bir başka Arap ülkesinde hiçbirşey değişmez, hayale dalmayın" dedim ama dinleyen kim? Ortadoğu'ya hayatı boyunca bir defa olsun adımını atmamış, olup bitenleri ideoloji gözlüğü ve kalbindeki yıkıp devirme hisleriyle değerlendirmeye çalışan ve kulakları da mühürlü zevâta neyi nasıl anlatabilirsiniz ki?

        YUMRUK YİNE O YUMRUK

        Basınımız günlerden buyana seçim havasından başka birşey teneffüs etmez olduğu ve daha on gün kadar da etmeyeceği için, Mısır'da ortaya çıkartılan "bekâret muayenesi" rezaletinin gazetelerimizde ve TV'lerimizde yeralacağını pek zannetmiyorum ama tekrar söyleyeyim: Arap tarihinde "demokrasi" diye bir kavram, Arapça'da da böyle bir kelime yoktur. Demokrasiden bahsedecekleri zaman aynen bizim yaptığımızı yapar, yani kelimeyi batı dilinden alırlar. Biz sadece "demokrasi" deriz, Arap ise kelimenin başına bir "el" ilâve edip "El-dimokratiyya" der ve olur, biter.

        Dolayısı ile "Ortadoğu'da demokrasi" yahut "Arap baharı" gibisinden sözler sadece bir hayaldir. Oralarda yaşananlar ve Libya'da da hâlâ yerine oturmayan vaziyet milletin aç kalmasının neticesidir ve meselenin çözümü oralar için hayâl olan demokrasiden falan değil, karınların doymasından geçer, rejimler ise hep birbirinin aynı olur, peşpeşe gidip gelirler..

        Neyzen Tevfik'in söylediği gibi:

        "Türkü yine o türkü, sazlarda tel değişti / Yumruk yine o yumruk bir varsa el değişti"

        Diğer Yazılar