Müdür Bey'e lâyık çekyat-ı hümâyun
ÖMER Erbil'in Radikal'de geçen gün çıkan haberi, çok kişiyi artık gına getiren siyaset ortamından kısa bir müddet için uzaklaştırdı.
Topkapı Sarayı Müzesi'nin müdürünün, Üçüncü Selim'in tahtını lojmanına taşıtmaya kalkışması rezaletinden bahsediyorum...
Haber, Topkapı Sarayı gibi Türkiye'nin en önde gelen kültürel ve tarihî mekânlarından birinin artık kimler tarafından ve nasıl içler acısı bir şekilde idare edilir vaziyette bulunduğunu göstermesi bakımından son derece acı idi. Ama, okuyanları ve konuya alâka duyanları siyasetten bir müddet olsun başka bir yere götürdü.
Parti liderlerinin karşılıklı hakaretleriyle dolu bir ortamdan tam bir çöküşü aksettiren bir ortama geçişi kastediyorum.
Rezaletin ortaya çıkması üzerine, şimdi taraflar konuşup duruyorlar: Sarayda tamirat varmış da, müdür tahtın bilmemne edilmesi talimatı vermiş de, uygulama hep böyle imiş de, bakan bu konuda açıklama yapmış da, soruşturma devam ediyormuş da, vesaire, vesaire...
Maksat, apaçık ortada: Dayanışma, destek ve rezaletin örtbas edilmesi!
SOMYA TAŞITIR GİBİ
Saraydaki hadisenin aslı, en basit ifadesi ile, şudur:
Topkapı Sarayı'nın müdürü personelden birkaç kişiyi çağırıyor, kimbilir kaç padişahın oturduğu, ne fetihlere, ne ikballere ve hattâ ne darbelere şahitlik etmiş koskoca tahtı işaret edip "Alın bunu, benim eve götürüp salondaki büfenin yanına koyuverin" buyuruyor...
Adamcağızlar emir kulu, tahtı güç belâ sırtlayıp götürüyorlar ama meret taht bir türlü Müdür Bey'in devlethanesinin kapısından içeri girmiyor! Kelleyi koltuğa alıp haber veriyorlar ama beyefendi prensip sahibi: "Yıkın efendim" diyor, "Kapıyı yıkın, kırın, ne yaparsanız yapın! Taht dediğiniz o çekyat, salondaki büfenin yanına konacak!"
Devletlûnun "ev"den kasdı Topkapı Sarayı'nın içerisindeki lojman, yani aslında bu işe tahsis edilmemesi gereken bir mekân... Yıkılmasını buyurduğu kapıyı da sakın haaa feşmekân mahallenin bilmemne tepesine dikilmiş gecekondunun girişi falan sanmayın; sarayın yeni, yani en az 150 senelik binalarından birinden bahsediyoruz!
Ve, koskoca taht bütün bu hay-huy arasında lojmanın önünde, otların üzerine atılıyor. Hani bodrum katında boş yere durduğu farkedilip "çöpçüler nasıl olsa alıp götürürler" denerek sokağın bir köşesine fırlatılan bacağı kırık somyalar vardır ya, işte öyle... O sırada yağmur çiselemeye başlıyor, imana gelip üzerine naylon seriyorlar, sonra da haydaaa geriye, aldıkları yere!
AĞLANACAK HALDEYİZ!
Topkapı Sarayı'nda yaşanan hadise sadece budur, yani aklıevvelin birinin "Şu tahtı benim eve götürüverin" demesinden ibarettir. "Yok efendim restorasyon yapılıyordu da, lojmanda boş yer vardı da, bu gibi durumlarda hep böyle olmuştur da, lojman kullanılmıştır da..." misâli gevelemeler ise koskoca sarayda sanki her yer tepeleme dolu imiş de lojmandan başka yer kalmamış gibisinden boş lâftır, herkesi aptal yerine koymaktır ve rezaleti acemice örtbas etme çabasıdır! Rezalet üstelik fotoğraflarla da belgelenmiştir ve skandalın kahramanı şayet edep sahibi ise, bütün bunlardan sonra artık susmak; Bakanlık da soruşturmayı teftiş heyetinin dışındaki bürokratlara değil müfettişlere havale ederek bir an önce tamamlamak ve gerekeni yapmak zorundadır!
Tarih boyunca hiçbir devlet, geçmişini bu kadar tahrip etmedi, böyle pespayeleştirmedi! Çin'de Mao'nun başlattığı Kültür Devrimi sırasında binlerce sene öncesinden kalma binlerce kültür varlığı parçalandı, yakıldı, yıkıldı, berhavâ edildi ama "Şu tahtı evime götüreyim, yakışır" gibisinden bir hazımsızlığı, bir ne oldum deliliğini hiç kimse göstermedi.
En önemli kültür varlıklarımızı böyle kafalara emanet ettiğimize göre artık acınacak değil, ağlanacak haldeyiz demektir!