Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        GEÇEN gün, sarayların devletin en yüksek düzeyinin kullanımına açılması gerektiğini yazdım. Bunun eski bir devlet geleneğine sahip olduğumuzu göstermesi ve Türkiye'ye gelen yabancı politikacılara da bu geleneğimizi hissettirmesi gibi faydaları olacağından sözettim.

        Yazımla ilgili çok sayıda e-mail geldi. Okuyucularımın çoğu benim gibi düşünüyordu ama aralarında "Atatürk'ün son verdiği bir rejimin sembolü olan saraylar, müze olarak kalmalıdır" diyenler de vardı.

        Sadece hatırlatmakla yetineceğim: İstanbul sarayları Cumhuriyet döneminde özellikle Atatürk tarafından her zaman kullanılmış, 1960 darbesine kadar da sık sık resmî toplantıların mekânı olmuşlardır. Gazete kolleksiyonlarına baktığınızda, en başta Dolmabahçe Sarayı'nın neredeyse sıradan bir devlet dairesi gibi olduğunu ve İstanbul'a gelen yabancı devlet adamlarının yollarının buradan mutlaka geçtiğini görürsünüz.

        Ben, sarayların devletin en üst seviyesindeki kişiler tarafından resmî işlerde kullanılmasını istemekle kalmıyorum. Karşılamalarda, protokol davetlerinde ve üst düzeydeki uluslararası resmî toplantılarda da devlet geçmişini gösteren tören birliklerini hayal ediyorum. Yani askerî tören üniformaları yerine geleneksel merasim giysilerini...

        KILIÇLI MUHAFIZLAR

        Bu iş gelişmiş ülkelerin çoğunda böyledir, hiçbir memleket protokol geçmişini reddetmez. Tarihî üniformalar içerisindeki şeref kıt'aları ve muhafız birlikleri bu ülkelerde devletin köklülüğünü aksettirmesinin yanısıra önemli birer turistik faaliyettir.

        İngiltere Kraliçesi'nin koskoca kürk şapkalı ve rengârenk üniformalı muhafızlarını hatırlatmama lüzum yok. İngiltere gibi monarşilerde bu gayet normaldir ve böyle muhafız alaylarının benzerleri Kuzey Avrupa'daki diğer krallıklarda zaten vardır.

        Bakmamız gereken asıl yerler, cumhuriyet rejiminin artık kök salmış olduğu memleketlerdir...

        Meselâ, Fransa... Paris'teki cumhurbaşkanlığı sarayı Elysee'nin yanısıra başbakanlık binası Hotel Matignon'un, senatonun, meclisin ve adalet sarayının önünde Napolyon zamanının üniformaları içerisinde miğferli ve kılıçlı muhafızlar nöbet tutarlar. Roma'daki İtalyan cumhurbaşkanlığı sarayı Quirinale'nin muhafızlarının geçmişi tâââ 14. asra uzanır; Savoy Prensliği'ne mahsus "Corazzieri" yani "Haçlı" üniforması giyerler. Muhafızların en kısasının boyu 1.90'dır ve atlarının üzerinde geçit resmi yaptıklarında önünüzden bir devler ordusu geçiyor zannedersiniz... Kremlin'de ve Kızıl Meydan'da göreceğiniz Rus tören birliği de aynı şekilde Çarlık döneminin, 18. yüzyılın üniformaları içerisindedir.

        Hele, "efzun"lar; yani Atina'da Meçhul Asker Anıtı'nın, parlamentonun ve başkanlık sarayının önünde nöbet bekleyen eteklik ve ponponlu ayakkabılar giymiş Yunan merasim birliği... Perikles Anıtı'nın önünde saat başı yaptıkları ve bale havasındaki nöbet değişimleri, bugün Yunan turizminin en parlak görsel malzemelerindendir.

        GÜMBÜRTÜLÜ KARŞILAMA

        Asırlar öncesinin yeniçerilerini, levendlerini, sipahilerini vesairelerini şimdilik bir tarafa bırakın; sadece mehterimiz bile Avrupa'nın bütün tantanalı tören birliklerinden kat kat etkileyicidir...

        Şöyle bir düşünelim... Yabancı bir devlet başkanı geliyor ve havaalanında rengârenk elbiseler içerisindeki takımın çaldığı gümbür gümbür selâm marşı ile karşılanıyor... Yahut, Dolmabahçe Sarayı'nda uluslararası bir toplantı yapılıyor, kapıda yine dokuz katlı bir mehter...

        Böyle bir görüntünün, hafızalarda turizm afişlerindeki güneş, deniz ve güzel kadın görüntülerinden çok daha fazla ve kalıcı yer edineceğine emin olun.

        Diğer Yazılar