Ben, Oktay Bey'in önünde yemin etmezdim!
EĞER bu son seçime girip de hasbelkader milletvekili seçilseydim, geçen salı günü Meclis'in genel kuruluna gidip de kürsüde milletvekili yemini etmezdim.
Seçilmiş kişilerin hâlâ cezaevinde tutulmalarından yahut bir başka seçilmişin milletvekilliğinin düşürülmesinden veya başka bir sebepten dolayı değil... Açık söyleyeyim: Meclis'in başkanlık koltuğunda geçici de olsa Oktay Ekşi oturduğu için!
Sebep mi?
Bundan birkaç ay önce kaleme aldığınız başyazıda sizin gibi düşünmeyenler hakkında "analarını bile satan zihniyet" ifadesini kullanacaksınız, yani gazeteciliği kendi safınızda olmayanların annelerine kadar hakaret vasıtası haline getirerek gazetecileri bile mesleklerinden ikrah ettireceksiniz...
Bu kadar değil... Yanınıza eşinizi-dostunuzu alıp "kendin pişir kendin ye" misali bir grup kuracak, "Basın Konseyi" adını takınan bu grupla "hâkim amca" oyunu oynamaya kalkacak, üyeniz olsun yahut olmasın, gazetecileri yargılamayı senelerden buyana âdet haline getirecek ama "basın özgürlüğü" sözünü ağzınızdan düşürmeyeceksiniz...
"Alçakları tanıyalım" faslına ise hiç girmeyeyim...
Bütün bu meslekî ayıpları temizlemeye kötü dikilmiş bir frak bile kâfi gelmeyeceği için, şayet seçime girip de milletvekili olsaydım, Oktay Ekşi'nin geçici başkanlığında toplanmış Meclis'te yemin etmezdim!
Eski hukukta yemine "kasem" de denir ve yemin ettirene, yemine davet eden kişiye "maksûm" derler. O gün "redd-i hâkim" gibi "redd-i maksûm" yapar, yemin işini Meclis'in asıl başkanının seçilmesinden sonraya bırakırdım.
Buna "şahsî prensip" denir!
ONTOLOJİ NE DEMEKTİR?
Başbakan dün "CHP'nin ontolojik sorunları var" dedi ya...
Büyük gazetelerimizden biri "ontolojik" kelimesini "onkolojik" zannetti, internet sitesinde bu şekilde kullandı, yani Başbakan'ın CHP'ye Allah göstermesin "kanser bedduası" yaptığını iddia etti...
Bir başka gazetemiz ise "ontoloji"yi izah etme gereğini hissetti. Kelimeyi "ontoloji deyimi, duyudışı ve özdeksiz bir varlık tasarımının temel yapısını, türlerini ve biçimlerini inceler" şeklinde açıkladı. Açıklamayı okuyan herkes, hattâ anlayışsızların en anlayışsızı ve cahillerin en önde gidenleri bile böylelikle "ontoloji"nin ne demek olduğunu hemen öğrendiler, "özdeksiz bir varlık tasarımının temel yapısına" hayran kaldılar!
Batı dillerinde varolan bu gibi teknik kelimeleri dil devrimi sonrasında, özellikle de bu yakınlarda yayınlanmış sözlüklerde aradığınız takdirde yukarıdaki gibi birkaç satırlık bir açıklama ile karşılaşır ve ne demek istendiğini büyük ihtimalle anlayamazsınız. Zira kelimeye tam bir karşılık henüz uydurulmamıştır ama şayet uydurulmuş ise "özdeksiz" gibisinden nursuz bir kelime bulunmuştur ve kafanız daha da karışır!
MÜKEVVENÂT BAHSİ!
Ben, bu gibi kelimeler için her zaman eski sözlüklere, daha doğrusu harf devrimi öncesinin lügatlerine bakarım. Zira, ne mânâya geldikleri yukarıda naklettiğim şekilde birkaç satırla izaha çalışılan ama gene de anlaşılamayan sözlerin karşılıkları, o sözlüklerde bir yahut iki kelime ile mutlaka verilmiştir.
Meselâ, "ontoloji" sözünün karşılığı Şemseddin Sami Bey'in 1905'te yayınladığı "Resimli Kamus-ı Fransevî"sinde yani "resimli Fransızca Sözlük"ünde "mevcudat ilmi" ve "mükevvenât bahsi" diye verilmiş, "ontolojik" yani Fransızca imlâsıyla "ontologique" için de "bu ilimlere dair" yazılmıştır. "Ontoloji", Arapça sözlüklerde de "kâinat ilmi", "mevcudlar ilmi" diye geçer.
Lütfedin, "Mükevvenât çok mu Türkçe?" diye hiç sormayın... "Ontoloji" ne kadar Türkçe ise, o da o kadar Türkçedir!