Fahreddin Kerim şeriatçı mıydı?
ÇOK sevdiğim dostum ve arkadaşım Fatih Altaylı, dünkü köşesinde benim daha önce Asmalımescit hakkında yazdıklarıma, özellikle de "İçki içmenin bir statü sembolü olduğunu söylememe" katılmadığını ifade etti...
Ben, Fatih'in iddia ettiğinin aksine içki içmenin bir statü sembolü olduğunu söylemedim ve bu konuda genelleme yapmadım. Türk klasik edebiyatının ve musikisinin neredeyse yarısını asırlardan buyana "bâde" ve "sâgar" yani "şarap" ve "kadeh" kavramlarının teşkil ettiğini, üstelik bu kavramların sembol olarak falan değil, gerçek mânâda kullanıldıklarını iyi bilirim. Dolayısı ile Türk toplumu hakkında böyle bir genelleme yapmanın hiçbir şekilde akıl kârı olmadığının da farkındayım.
Farklı birşey söyledim, "İçki, 'son senelerde' bir statü edinme vasıtası halini aldı" dedim ve bunu hâlâ söylüyorum. Alkolü rejimin teminatı olarak görmeye başlayanlar ile içki vasıtasıyla statü elde ettiklerine inananlar aynı çevreye mensupturlar! Belediyelerin sokakları yürünmez hâle getiren masaları kaldırmaya başlamasını "içki yasağı geliyor" diye yorumlayanların yahut ellerindeki şişelerle Kadıköy sahiline gidip orada kafa çekmeyi protesto zannedenlerin çoğu, içkiyi statü ve hattâ ideoloji vasıtası haline getirenlerdir. Dolayısı ile "Bu tür bir özgürlük, özgür rejimin teminatıdır" düşüncesi, kadehi rejimin teminatı zannedenlere teslim olmaktır ve hatadır!
BOŞ BİR HAYAL!
Sevgili Fatih, "Paris'te sokağa masalarını atmış kafede oturup bir kahve içmek keyifliyken, İstanbul'da bu niye ayıp oluyor anlamıyorum" diyor.
Ayıp olmuyor, imkânsız oluyor Fatihciğim! Ama keşke olsaydı!..
Bir defa, Paris'in kafeleri oraya mahsustur, bizde benzerleri yoktur, benzediği iddia edilen mekânlar ise bilmem kaçıncı sınıf ucuz taklitlerden ibarettir, bizim "kahvehane"lerimiz vardır ama "kafe" geleneğine sahip değilizdir.
Paris'teki o mekânlarda oturup bir fincan kahve yahut bir kadeh şarap içmek ve hattâ gerisini getirmek büyük zevk, bunu istanbul'da sokaklara yayılan masalarda yapmak ise benim için sadece azaptır! Zira, bizdekiler kafe filân değil, sokak alkolhâneleridir!
Böyle yerler için "meyhane" bile demiyorum, çünki meyhanelerin kendilerine mahsus kuralları vardır, buralarda ise sadece gürültü, ses kirliliği, rant, çevrede yaşayanlara saygısızlık ve "ötekinin canı çıksın" zihniyeti hâkimdir. Üstelik bu rant ve hırs gözleri bile kör etmiş haldedir, İstanbul'un göbeğinde artık Moğol işgalinden beter hadiselere şahit olunmaktadır. Örnek mi? işte bu hafta bizim gazetenin hemen ilerisinde yaşanan bir rezalet: Belediye zabıtalarına sokağı işgal eden masaları kaldırmak istemeleri üzerine mekân sahiplerinin ateş açmaları!
ATİYE SOKAĞI'NIN HÂLİ
Teşvikiye'deki Atiye Sokağı'nın hâli Asmalımescit'ten daha farklı ama Atiye'de şimdi başka bir dert var: Sokak trafiğe kapatıldı, her tarafı masalarla dolduruldu, yol bir ara yayaların bile yürüyemeyecekleri hâle gelince meseleyi hallettiler ama ya etrafı velveleye veren o gürültü? Lüks markalara resmigeçit yaptırmayı, her tarafı içkili mekânlarla doldurmayı ve sokaklara çevrili hoparlörlerden musiki niyetine gürültü yaymayı çağdaş olma zannedenler Atiye Sokağı'nın yaşını başını almış sâkinlerinin şimdi yaşadıkları azâbın acaba farkındalar mı?
Tekrar söyleyeyim: Paris'te kaldırımları işgal konusunda son senelerde Saint Germain'i ve hattâ Montparnasse'ı da geride bırakan Mouffetard Sokağı'nda bile İstanbul'daki gibi bir işgal yaşanmamıştır, herşey edep dahilindedir! Meyhanelerin işi çığrından çıkarmalarına söz etmenin de "yobazlıkla" değil, şehirli olmanın gerektirdiği medenîlikle alâkası vardır.
Unutmayalım: istanbul'un tarihinde içkiye muhalefet konusunda Dördüncü Murad'dan bile daha sert tedbirler almaya çalışmış olan eski vali ve belediye reisi Fahreddin Kerim'in şeriatla hiçbir alâkası yoktu...
İçkiye günün belli saatlerinde satış, yaş ve gürültü sınırlaması getiren Birleşik Amerika ile İngiltere de birer şeriat ülkesi değildir!