Papazın takıyyesi
MEMLEKETİN birkaç seneden buyana her Ramazan'da tuhaf, ucuz ve tatsız bir panayır halini aldığının herhalde farkındasınızdır...
11 ayın suskunu ama Ramazan'ın bülbülü olan ilahiyat hocaları ile âhir zaman ulemâsı akşamları kanal kanal koşuşturup, Martin Luthercilik oynuyor. Sadece onlar mı? Ekran cazgırları biledin âlimi kesiliyor; Ramazan'ı ve dinin sosyal tarafını değil namazın vakitlerini, rekât sayısını, hattâ takvim ve saat bahislerini tartışıyorlar...
Türkiye'de her Ramazan artık böyle lüzumsuz tuhaflıklarla, komikliklerle ve saçmalıklarla dolu halde geçerken gözlerimizin önünde daha da mühim, şimdiye kadar pek görülmemiş bir başka garabet daha yaşanıyor: Gayrımüslim cemaatlerin dinî ve sivil liderleri iftarlara davet ediliyor, daha doğrusu katılmaya mecbur tutuluyorlar!
Bir vakıf, grup yahut belediye iftar veriyor; Diyanet İşleri Başkanı'nın veya müftünün bir yanında Rum ve Ermeni Patriği, öbür yanında Papa'nın temsilcisi ile Hahambaşı var!
TAKIYYE ZORLAMASI!
Yeni gelen her din, kendinden önceki inancı bâtıl ilân etmiş, eski din ise yenisini hiçbir şekilde kabullenmemiştir! Hristiyanlık ile İslâmiyet arasında da 1400 küsur seneden buyana bu karşılıklı red yaşanmış, Hazreti Musa yahut İsa, Müslümanlar için peygamber kabul
edilmiş, dinin gereği olarak saygı görmüş ama getirdikleri dinler artık bâtıl sayılmıştır. Yahudi itikadı Hristiyanlığı, Hristiyan dünya da aynı şekilde İslâmiyet'i yok kabul etmiş, özellikle Katolikler asırlardan buyana İslâm'ın peygamberi ve inancı hakkında burada nakledemeyeceğim ifadeler kullanmışlardır.
Dolayısı ile biz Noel'i, Hamursuz Bayramı'nı yahut Paskalya'yı nasıl bâtıl addedersek, Hristiyanlar ve Musevîler de İslâm'ın tamamını ve tabii Ramazan'ı reddeder, hattâ redden de öte "sapkınlık" diye nitelerler.
İş böyle iken İslâmiyet konusundaki herşeyi reddeden yaşlı-başlı patriği, metropoliti yahut hahamı birileri neden iftara eder ve başköşeye oturtup takıyye yapmaya niçin zorlarlar?
Haydi, adamcağızlar "Bizi mazur görün, gelmeyelim" deyip otel salonlarında arz-ı endâm etmeyi reddetme gücünü kendilerinde bulamıyor ve davetlere iştirak ediyorlar... Peki, kendi dinlerinin önemli günlerinde yanıbaşlarında şimdiye kadar hiçbir Diyanet İşleri Başkanı yahut bir müftü gördünüz mü? Paskalya âyînine, Hamursuz'a yahut Surp Badarak'a katılan bir müftü? Müftüyü de bir yana bırakın; Patrikhane'de veya kilisede tütsüler refakatinde ve huşû içerisinde "Ave Maria" yahut "Kyrie" icrasını dinleyen herhangi bir sarıklı Müslüman din adamı?
Göremezsiniz, zira davet etmezler, etmemelerinin sebebi de inançlarından tâviz vermemeleridir. Bize son senelerde ârız olan bu "hoşgörü" tuhaflığı onlarda yoktur!
İKONOSTASİ'DEKİ İMAM
Semâvî dinlerin liderleri birbirlerinin önemli günlerinde tebrik mesajları gönderirler, bu protokolün gereğidir; hattâ patrik efendilerin geçmiş asırlarda şeyhülislâma bayram tebriğine gitmeleri de âdettendir ama o kadar! Papazın sunağının yahut İkonostasi'nin gerisinde kadına ve başka dinden olana yer yoktur!
Son senelerdeki bu zorlama, garip ve "hoşgörü" komedisinin oynandığı patrikli, papazlı ve hahamlı iftarların acayipliğini duvarlardaki koskoca ve tuhaf sloganlar tamamlıyor: Üzerlerinde "Sevgi ve barış" yahut "Dostluk ve hoşgörü iftarı" yazılı devâsâ afişler! Dinî ve sosyal bir hadise olan toplu iftarı gereksiz bir dinlerarası ve siyasî vasıta seviyesine indiren bir tuhaflık!
Ramazan bülbülü ulemâmız ekranlarda 14 asırlık teravih namazını iptal etme yarışına gireceğine adına hoşgörü denen bu lüzumsuz tâvizi tartışsa ya!