Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        B UNDAN birkaç sene öncesine kadar uzun yıllar aynı gazetede çalıştığımız Neyyire Özkan, geçen gün Ayşe Arman’a bir mektup göndermiş ve evinin bulunduğu Galata’nın gecenin geç saatlerindeki vaziyetinden şikâyet etmiş... Şikâyet konularının neler olduğundan, Ayşe Arman’ın sözkonusu mektubu köşesinde yayınlaması sayesinde haberdar oldum. Neyyire Özkan’ın yazdığına göre, havanın kararması ile beraber Galata Meydanı’nı ellerinde biralarla ve şaraplarla kızlı erkekli gruplar dolduruyor, müzik yapıp çene çalıyorlar ama saatler ilerledikçe işin içine kavga, gürültü ve küfürler karışıyor, şişeler havalarda uçuşuyor ve semt sâkinleri gürültüden uyuyamıyorlarmış... Güneş doğarken, meydan sidik kokuları, kırık şişeler, yüzlerce teneke kutu, yiyecek artıkları ve sigara izmaritleri ile doluyormuş, oteller bile müşterilerine kulak tıkacı dağıtıyormuş...

        GALATA, TÖVBEYİ BOZAR

        Ama, işin daha da fena tarafı, geç saatlerde işin içine bir de tacizcilerin girmesi imiş! Hem yoldan geçen kızlar, hem de mahalleli taciz ediliyormuş. Semt sâkinleri gereken bütün başvuruları ve şikâyetleri yapmışmış ama sonuç alınamıyormuş... Galata’da yakında bazı olaylar çıkabilirmiş! Salih Erimez’in meyhanelerinden Neyyire, mektubunda Galata’da yaşadıkları bütün bu sıkıntıları anlattıktan sonra gazetecilere seslenmiş ve “Gelin, gelin” demiş... “Haber yapmak istiyorsanız Galata’ya gelin, görün ve çekin”. Bonjur Neyyireciğim, bonjuuuur! Galata’nın böyle biryer olduğunu, Ayşe Arman’a yazdığın mektupta sözünü ettiğin hadiselerin o semtte asırlardan buyana aynen yaşandığını yeni mi öğrendin? İstanbul’da “meyhane” dendiği zaman ilk akla gelen yerin Galata olduğunu, sokaklarda yaşanan ve şehrin başka yerinde rastlanmayan mâlûm hadiselerden bahsedildiğinde Galata’nın isminin mutlaka geçtiğini hiç mi işitmedin? Semtteki binaların güzel ve fiyatlarının da bundan birkaç sene önce diğer semtlere göre nisbeten ucuz olmasının cazibesine kapılarak Galata’ya yerleşenler, İstanbul’un asırlar boyunca en marjinal semtlerinin başında gelen mahallelerinin kendileri tarafından şereflendirilmesinden sonra birdenbire başka bir şekle bürüneceğini mi zannettiler? “Şaraba ve zanparalığa büyük tövbeler etmiş kişi, ayağını Galata’ya attığı anda tövbesini unutur” sözü kulaklarına hiç mi çalınmadı? ŞİMDİ ANLADINIZ MI? Semtin yeni sâkinlerinin Galata’yı değiştirme çabalarının, kimse kusura bakmasın ama Türkçe’de tek bir karşılığı vardır: “Dağdan gelip bağdakini kovmaya çalışmak”! Galata’daki hayat tarzını tasvip edersiniz veya etmezsiniz, beğenirsiniz veya beğenmezsiniz, bunlar işin bambaşka tarafıdır... Ama koşa koşa teşrif buyurdunuz ve şimdi rahatsız oluyorsunuz diye Galata’dan yüzlerce senelik kimliğini değiştirmesini isteme hakkınız yoktur ve böyle bir değişiklik zaten sözkonusu bile olmaz! Bu sayfada, tarihî kaynaklardan alınan ve Galata’nın asırlardır böyle olduğunu gösteren bazı bilgi ve belgeler yeralıyor... İçkiden ve gürültüden rahatsız olan Galata sakinlerine arşivlerimizin bu şekilde daha dünya kadar belge ile dolu olduğunu hatırlattıktan sonra, unutmadan sorayım: Asmalımescit ve Teşvikiye’deki Atiye Sokak sâkinlerinin feryâdlarının sebebini acaba şimdi anlayabildiniz mi?

        Evliya Çelebi anlatıyor: ‘Galata, mendebur serhoşların mekânıdır’

        1611 ile 1682 seneleri arasında yaşayan ve gelmiş gelmiş geçmiş en büyük seyyahımız olarak kabul edilen Evliya Çelebi, meşhur “Seyahatnâme”sinde Galata’dan uzun uzun bahseder. İşte, “Seyahatnâme”de Galata’nın ve “Galata’nın mendeburlarının” anlatıldığı kısımlardan birinin günümüzün diline nakledilmiş şekli: “...Galata’da sıra sıra meyhane vardır. Bunların herbirinde beşer-altışaryüz rezil, içkilerini içip okuyucular ve çalgıcılar ile hây-hûy ederler. Öylesine işler yaparlar ki, anlatmak mümkün değildir. İçkicilerin en ziyade tercih ettikleri meyhanelerin başında Taşmerdiven, Kefeli, Manyalı, Mihalâki, Kaşkaval, Sünbüllü, Kostanti ve Saranda’nın işlettikleri yerler gelir. Buralarda katresi bile haram olan lâl renkli misket şarapları ile Ankona, Sarakuza, Mudanya, Edremid ve Bozcaada’dan gelen çeşit çeşit şaraplar vardır. Geniş caddeden geçenler başları açık, yalınayak yüzlerce meyhane esirinin sokaklarda yattıklarını görürler. Perişan hallerinin sebebi sorulduğunda “Öyle sermestem (serhoşum) ki idrak etmezem dünya nedir / Ben kimim, sâki olan (şarap sunan) kimdir, meyi sahbâ (kırmızı şarap) nedir” derler. Bazıları da “İçtim şarâb-ı lâ’lini mestâneyim, mestâneyim / Oldum esîri kâkülün (kâkülünün esiri oldum) dîvâneyim, dîvâneyim” cevabını verirler. Bir kısmı da “Ayağım adım atmaz bir kadem meyhâneden gayrı / Elim bir nesne tutmaz sâkiyâ (ey şarap sunan) peymâneden (kadehten) gayrı” şiirini okur ve serserî bir şekilde yatarlar. Galata’dakiler, işte böyle kişilerdir. Bu duruma düşüp herşeylerini kaybetmiş olan mendeburları ıslah etmek için Yağkapanı Kapısı’nın gerisindeki zindana kapatırlar....”

        Galata’dan Kanunî’nin oğlu bile yakınıyordu

        GALATA’da yaşananlar ve yükselen şikâyetler Osmanlı sarayına kadar gitmiş, hükümdarlar asırlar boyunca Galata’yı ıslah etmeye çalışmışlar ama çabaları bir işe yaramamış ve Galata hep bildiğini okumuştu. İşte, Galata’yı “adam etme” çabalarından biri: Kanunî Sultan Süleyman’dan sonra tahta geçen oğlu İkinci Selim, 1568’de Galata Kadısı’na gönderdiği fermanda, semtte içki içilmesinin önüne geçilmesini istiyor. “Galata Kadısı’na emirdir: Bundan önce birçok defa şerefli emirlerimi gönderip Galata’daki meyhanelerin, kahvehanelerin ve Tatar bozası imal edilen yerlerin kapatılmasını emretmiştim. Gelen haberlerden bütün meyhanelerin ve kahvehanelerin açık olduğunu, Tatar bozasının satıldığını ve etrafta çeşit çeşit kötülüklerin yaşandığını haber aldım. Bundan önce bu konuda gönderdiğim emrimin aynen geçerli olduğunu hatırlattıktan sonra şöyle buyurdum: Bu emrim elinize geçer geçmez Galata’daki meyhaneler ile kahvehaneler tamamen kapatacak, bu yerlerde şayet şarap var ise içerisine tuz atıp sirke haline getirecek ve bu şerefli emrime muhalif iş ettirmeyeceksin. Şerefli emrimin yerine getirilmesi konusunda her zaman dikkatli olacak ve buna aykırı davranılmaması konusunda ihtiyat göstereceksin. 23 Mayıs 1568” (Ahmed Refik’in “Hicrî On İkinci Asırda İstanbul Hayatı” isimli eserinden).

        Fatih’e gazel yazdıran Galatalı meçhul Hristiyan

        HÜKÜMDARLIĞININ yanısıra devrinin önde gelen entellektüellerinden olan ve şiirler yazan Fatih Sultan Mehmed’in “Divan”ı İstanbul’da, Millet Kütüphanesi’nde muhafaza ediliyor. Fatih’in Divan’ında, hükümdarın Galata sakinlerinden birine yazdığı bir gazel de vardır... İşte, bu gazelin tam metni ve günümüz Türkçesi’ne çevrilmiş şekli... “Bağlamaz Firdevs’e gönlüni Galata’yı gören Servi anmaz anda ol serv-i dilârâyı gören Bir Frengi şîvelü İsa’yı gördim anda kim Lebleri dirisidir dir idi İsa’yı gören Akl u fehmin din ü imanın nice zabt eylesün Kâfir olur mu Müselmanlar o tersâyı gören Kevser’i anmaz ol içdügi meynâbı içen Mescide varmaz o vardugı kilisâyı gören Bir Frengi kâfir oldugın bilürdi Avniyâ Bilin i boynunda zünnâr u çelipâyı gören” “Galata’yı gören gönlünü cennete bağlamaz, oradaki o gönüller açan servi boyluyu gören de servi ağacını anmaz olur... Orada Frenk işveli bir İsa gördüm, Hazreti İsa’yı görmüş olanlar onun hakkında ‘Bu İsa’nın dudakları, Hazreti İsa’yı dirilten dudaklardır’ derdi... O Hıristiyanı gören Müslümanlar akıllarını, anlayışlarını, dinlerini, imanlarını nasıl zaptetsinler, kâfir olurlar mı? İçtiği saf şarabı içenler Cennet’in şarabı Kevser’i anmaz, gittiği kiliseyi görenler mescide varmazlar... Ey Avnî! Belindeki ve boynundaki zünnarla haçı görenler onun bir Frenk kâfiri olduğunu bilirler...”

        Diğer Yazılar