Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        GEÇEN pazar günü Evliya Çelebi'nin meşhur "Seyahatnâme"sinden Van ve Erciş hakkında küçük bir bölümü nakletmiş, Evliya Çelebi'nin Van'ın kaplıcalarını anlata anlata bitiremediğini, hattâ Erciş'te deprem sonrasında toprağın alev alev yanması hadisesinin Seyahatnâme'de de geçtiğini yazmıştım.

        Yazımın yayınlanmasından sonra bazı jeolog okuyucularım sağolsunlar, Evliya'nın yazdıklarını bilimsel bakımdan izah eden mesajlar gönderdiler.

        Ama, yorumlarının vardıkları sonuçların tamamı birbirinden farklı idi...

        Jeologlarımız, Evliya Çelebi'nin Van ve Erciş'teki ılıcalar ile toprağın yanması konusunda yazdıklarını üç değişik şekilde yorumluyorlardı:

        1. Yanan toprak bataklık arazidedir, bataklıkta senelerden buyana biriken bazı maddeler zamanla alev almaktadır ve bunun tektonik yapı ile bir alâkası bulunmamaktadır.

        2. Van ve çevresinde çok zengin petrol yatakları vardır. Bu yataklar fazla derinde olmadıkları için yüzeye sık sık gaz sızmakta ve hava ile temas eden gazlar kendiliklerinden yanmaktadırlar.

        3. Bölgede bir zamanlar varolan çok sayıdaki kaplıcanın suları asırlardan buyana yaşanan depremler yüzünden yeraltındaki yollarını değiştirmişlerdir ama suları ısıtan magma tabakasının etkisi ile yüzeyde aşırı sıcaklık görülmektedir.

        PAPATYA FALI GİBİ

        Seyahatnâme'deki ifadeleri ilmî şekilde ama üç değişik biçimde yorumlayan jeologlar öyle masa başında ahkâm kesen kişilerden değildi, uzun seneler bölgede arazi çalışması yapmışlardı fakatvardıkları neticeler birbirinden tamamen farklı idi.

        Meselenin asıl önemi işte burada, bu üç görüşten hangisinin doğru olduğunda ve dolayısı ile de hangi bilim adamına güvenmemiz gerektiğinde...

        Gelecekte yaşanması beklenen Marmara depremi konusunda fikir beyân eden jeologların da birbirlerinden tamamen farklı görüşler taşıdıklarını senelerden buyana zaten görüyoruz. Marmara'daki fayın kırılması hususunda hocanın biri "Tek parça halinde kırılacak" diyor, bir başkası "Kırılma sayısı en fazla ikidir"' diyor, bir diğeri ise "Marmara'da tehlike falan kalmadı, geçti, bundan sonra öyle korkutucu bir deprem yaşanmayacak" buyuruyor!

        Bendeniz "jeoloji" denen bilim dalının "seviyor-sevmiyor", "gelecek-gelmeyecek" yahut "olacak-olmayacak" gibisinden papatya falını andıran bir meslek olup olmadığını artık hakikaten merak etmeye başladım!

        BEN Mİ İMZALADIM?

        Van depreminden sonra İstanbul'daki binaların çoğunun çürük inşa edildiğini, geniş ve yoğun bir güçlendirme faaliyeti gerektiğini, hattâ yüzbinlerce binanın yıkılıp yeniden yapılmasının şart olduğunu yeniden tartışmaya başladık ya...

        Mimarlar ve mimarlara mahsus meslek odalarının yöneticileri, TV ekranlarında günlerden buyana resmigeçit yapıyorlar...

        Yöneticinin biri çürük malzemeden bahsediyor, bir başkası belediyeleri suçluyor, bir diğeri de sistemi eleştiriyor...

        Ama hiçbiri her nedense meselenin en önemli tarafını bir türlü hatırlamak istemiyor: Çürük yahut kaçak bile olsa her binanın bir projesi olduğundan, bu projenin altında benim, mahallenin manavının, veteriner Ahmet Bey'in yahut bohçacı Hasene Hanım'ın değil, bir mimarın imzasının bulunduğundan...

        Beyler! Çürük olan bina ustanın veya kalfanın eseri bile olsa proje mimarın, denetim de mühendisin sorumluluğundadır ve imzanın sahibi olan mimarların tamamı odanızın üyesidir! Dolayısı ile kanal kanal dolaşıp sadece müteahhidi yahut belediyeyi suçlayacağınıza biraz da imzalarını kiralayan meslekdaşlarınızdan bahis buyursanız ve hesap sorsanız ya!

        Diğer Yazılar