Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        "11302" sayısının çalışma hayatında neyin kod numarası olduğunu biliyor musunuz?

        Ben bilmiyordum; bilmemem bir tarafa, kırk yıl düşünsem hiçbir şekilde aklıma gelmezdi...

        Meğerse, "semazen" demekmiş... Türkiye İş Kurumu semazenliği meslek olarak kabul etmiş ve hattâ 11302 kod numarası ile kayıt altına bile almış!

        Semazenlikten önceki ve sonraki mesleklerin neler olduğunu merak mı ettiniz? Söyleyeyim: Bir öncesinde, yani 11301 numarada "raylı sistemler makine teknikeri" var; hemen ardından, 11303 kod sayısı ile de "somun imal işçisi" geliyor...

        Artık her köşede bitmeye başlayan Mevlânâ'yı satış ve pazarlama şirketleri var ya... Hani kahvehanelerden halı dükkânlarına, sünnet düğünlerinden bazı yeni zenginlerin ev davetlerine kadar ne kadar alâkasız yer varsa oralarda semazen döndürmeye meraklı organizasyon şirketleri ve gruplar...

        11302'ler, artık bu grupların döner sermayesi olacaklar!

        MAKYAJCI VE SEMAZEN

        Meğerse, bazı vilâyetlerde yeteri kadar semazen bulmakta sıkıntı çekiliyormuş, turizm bölgesi olan Nevşehir de bu vilâyetlerden imiş! Türkiye İş Kurumu'nun Nevşehir İl Müdürlüğü konuya el atmış, ihtiyaç duyulan cilt bakımı ve güzellik meslek elemanları ve bilgisayar destekli harita çizimi uzmanları ile beraber "profesyonel semazen" yetiştirmek için meslekî eğitim kursu açılmasına karar vermiş. Kurs mezunları, iş bulma konusunda sıkıntı falan da çekmeyeceklermiş!

        Mistik bir ritüel yahut raks değil, aynı zamanda bir ibâdet biçimi olan semâ, seremonisinin gözalıcılığı sebebiyle senelerden buyana metâ hâline getirilmiş ve zaten ayağa düşürülmüştü. İş Kurumu sayesinde şimdi "garantili meslek" konumuna yükseltilmiş, yani çok daha aşağılara çekilmiş bulunuyor! "Diplomalı ve iş garantili"

        müstakbel semazenlerimiz, Konya'da önümüzdeki hafta başlayacak olan Şeb-i Arus programları öncesinde kültür hayatımıza hayırlı olsun!

        ŞEYHÜLİSLÂM AYIBI!

        Dersim tartışmaları sırasında İskilipli Âtıf Hoca'nın idamı da gündeme geldi ya, şimdi bilen-bilmeyen eski defterleri açmaya çalışıyor, ortaya birşeyler atıyor...

        Birkaç köşe yazarı da Âtıf Hoca meselesi ile ne alâkası varsa Mustafa Kemal ve Kuvâ-yı Milliye hakkında verilen meşhur idam fetvasını yorumlamaya kalkmış, internetten derin araştırmalar yapmış ve "Şeyhülislâm Mustafa Sabri Efendi'nin verdiği idam fetvası..." gibisinden birşeyler karalamışlar.

        Garibin biri vakti zamanında internette "İdam fetvasını Mustafa Sabri Efendi verdi" diye saçma sapan birşeyler yazmış, anlı şanlı köşe sahiplerimiz de bu bilginin doğru olup olmadığını ciddî bir kaynakla mukayese etme sorumluluğunu hissetmeden şimdi aynen alıp naklediyorlar...

        Beyler, hanımlar: Mâlûm fetvayı veren kişi Mustafa Sabri Efendi değil, Osmanlı İmparatorluğu'nun son şeyhülislâmı Dürrîzâde Abdullah'tır! Daha rahat anlayacağınız şekilde söyleyeyim; Mustafa Sabri Efendi ile Dürrîzâde Abdullah farklı kişilerdir ve fetvanın altındaki imza Dürrîzâde Abdullah'a aittir.

        Yaşını başını almış yazarlar internetten kopyaladıkları yalan-yanlış bilgilerle arkadaşlarına ahkâm kesmeye ve hava atmaya kalkışan çocuklara özenip onların yaptığını yaparlarsa, netice böyle olur. Büyük hatâlara düşerler ve ayıp ederler.

        Çok daha önemlisi, cehâletin bile bir sınırı vardır, unutmayın!

        Diğer Yazılar