Okuduğunu anlamak
DOSTLARIM ve arkadaşlarım Türkçe'yi iyi kullandığımı, meramımı rahatça ifade ettiğimi söylerlerdi, hattâ ben de öyle sanırdım.
Ama, Whitney Houston'un geçen hafta Los Angeles'teki bir otel odasında tek başına can vermesinden sonra bizde birilerinin girmiş oldukları hayranlık krizleri hakkında bu köşede çıkan yazıma gelen mesajlar ve az sayıda da olsa bazı arkadaşımın söyledikleri üzerine, açıkçası endişeye düştüm. "Ne demek istediğimi artık anlatamıyor muyum?" diye düşündüm ve yazdığımı tekrar tekrar okudum. Okuyunca "kuzguna yavrusu hoş gelir" kuralı tabii ki ağır bastı ve neticede meramımı anlattığımı ama çok az da olsa bazı kişilerin okuduklarından başka mânâlar çıkartmaya çalıştıklarını gördüm.
Bir yazı, ifadenin gerisinde mutlaka ard fikir bulma hevesi ile okunduğu takdirde tabii ki başka taraflara çekilir ve anlaşılması mümkün olmaz!
EZBER ŞABLONLAR
Whitney Houston'un ardından ağlayıp bayılan yazarlarımızdan bahsederken "...Başka bir kültürün tepesine çöktüğü yerel kültürleri ve sanatları unutturması, yani 'kültür emperyalizmi' denen şey işte budur: Kendi memleketinin kültürü ile asla ilgilenmemek, hattâ haberdar bile olmamak ama ithal kültürleri sonuna kadar benimsemek, onlara aşırı şekilde bağlanmak ve hayranlık krizlerine girmek!" diyordum.
Sonra, entelektüel olmanın yolunun dışarıdan alınıp ezberlenmiş birkaç şablonu pazarlamak değil, öncelikle kendi kültürünü bilmek olduğunu söylüyor ve Safiye Ayla ile Müzeyyen Senar örneğini verip "Önce kendinizden olanı öğrenin! Yaptıkları musikiden zevk almayabilir, hattâ dinlemeyebilirsiniz ama bilmeniz şarttır. Whitney Houston vesâire gibi ithal malı kültüre, ancak bize ait olanı öğrendikten sonra bağlanabilirsiniz" diye yazıyordum.
Bu yazdıklarımı okuyup da "Whitney Houston ile Safiye Ayla arasında mukayese yaptığımı" düşünenlere yahut "Whitney'i bırakın, Safiye'yi dinleyin" dediğimi zannedenlere ne diyeyim?
AAAAA, IIIII...
Uzun seneler yaşadığım Ortadoğu'da bir hayli Arap ve İranlı entelektüel tanıdım. En sıradan olanı bile en az bir yabancı dile gayet iyi hâkimdi ve hepsinin bir başka ortak noktası vardı: Kendi kültürlerinin içerisinde yoğrulmuşlardı ve o kültürün içinde idiler. Meselâ müzikte Batı'nın klasiğini de, modernini de, popunu da mükemmel şekilde bilirlerdi ama hepsinden önce Abdülvahab'ın da, Ümmügülsüm'ün de Abdülhalim Hâfız'ın da repertuvarı hafızalarındaydı. Çağdaş dünya edebiyatı dendiğinde onlarla neredeyse her memleketin modern yazarları hakkında rahatça sohbet edebilir, üstelik sohbetlerinden Muallâkat-ı Seb'a'dan tutun Arap Edebiyatı'nın en baba klasiklerini bile öğrenebilirdiniz.
İranlı entelektüellerinin vaziyeti de böyleydi. İngiliz yahut Amerikan şiirini bilenleri bütün bunlardan önce Hâfız'a, Hayyam'a ve diğer şairlerine yüzlerce beyitlerini şerhedecek derecede âşina idiler.
Bizde ise Whitney Houston'un ardından ağıt yakanlara bakın: Çoğu ağzını açar açmaz "Aaaaooouuu" diye tuhaf sesler çıkartan, iki kelime arasında mutlaka "lıııı, ııııı" diye inildeyen ve bırakın Safiye'yi yahut Müzeyyen'i, Neşet Ertaş'ın bile kim olduğundan bîhaber küçük bir grup.
Dolayısı ile tekrar söyleyeyim: Ezik kültür ve "kültür emperyalizmi" denen şey, işte budur!